"Kapısında siyah kasketli, gümüş hançerli Kazak’ların beklediği ve sahnesinde beyaz kürklere sarınmış kadınların "evvel zaman raksı" icra ettiği "Odessa Serkli" adı verilen gece kulübünde rastlar Beyaz Rus Luba’ya Fransız genci Pierre. "Şiir ve hayal" kadar güzeldir Luba. Ve bir beyoğlu gecesinde Pierre’e şunları söyler: "Şiir ve hayal burada yok!" Sandalların Bebek koyuna akıntıyla yaklaştığı, tekerleklerin taş parke kaldırım üstünde ötüşünden Galata’ya yaklaşıldığının anlaşıldığı, Pera Palas’ın önündeki "oto"ların sayısının sabaha kadar sürecek baloları ifade ettiği, gözleri votkayla parlayan Beyaz Rus kadınların Beyoğlu’nun daha önce hiç tanık olmadığı bir yaşam tarzını simgelediği zamanlardır onlar... "
Jak Deleon'un buyuk yengesi Beyaz Rus Natasha'dan kalan ani notlari ile baslayan arastirmalarinin sonunda ortaya bu 1991 baskisi kitap cikmis.
1920'lerde Istanbul isgal altindayken Bolsevik Isyani sonrasi Çar Nikolas'in ordularinin subaylari ve onlarin ailelerinin Ingilizler tarafindan Istanbul'a getirilmeleri ile basliyor Beyaz Ruslar'in macerasi.
Bazilari icin Istanbul baska ulkelere gidis yolunda bir durakken bir cogu icin Turkiye'de yasamlarinin baslangici.
Harika bilgiler var bu kitapta ama okumasi zor. Anilardan daha fazla isim ve tarih var. Bu da bir sure sonra konusu cok ilginc bu kitabi okunmaz kiliyor bana gore.
1920li yıllarda Rus ihtilalinden kaçıp Türkiye'ye gelen Ruslar hakkında bilgi veren bir kitap ancak çok detaylı ve tatmin edici olduğunu söyleyemem. Kısa ve özet bilgilerden oluşan çok fazla rakamsal bilgi ancak pek az anekdot barındıran, anekdotlardan oluşan kısımlarının ise söz konusu Rusların bir kısmının anılarından yapılan alıntılardan meydana geldiği bir kitap. Yani yazarın anlatımını göremiyoruz bu noktada. Yazarın böyle bir derdinin olduğunu da sanmıyorum ancak bu durum biraz yüzeysel bir çalışma izlenimi yaratmış. Kitapta Türkiye'ye yerleşen Rus göçmen, yerleşen, sonradan Avrupa'ya giden vs rakamlarına özellikle ilk kısımlarda çok yer verilmiş ancak bu rakamsal bilgiler herhangi bir doygunluk sağlamıyor.
Her şeyden önce Türkiye için fazlasıyla karışık olan bir dönemden bahsediyoruz. Mütareke yıllarında İstanbul'a gelen Rusların İstanbul halkı tarafından kucaklandığından bahsedilmiş. Peki bu İstanbul Halkı kim? Şüphesiz ki Beyaz Ruslar henüz 1-2 sene önce boğazına çökmeye çalıştıkları Osmanlı İmparatorluğu'nun bağışlayıcılığı ve yardım severliğinden kaçış yolculuklarında ilk konak olarak İstanbul'u seçmedi. Yazar bu kısmın pek üstünde durmamış. Acaba neden? insan merak ediyor. Neticede dönemin İstanbul'u işgal altında ve beyaz Ruslar da İstanbul'a bizzat İtalyan, İngiliz ve Fransız bandıralı gemiler ile taşınıyor müttefikler tarafından. Neticede işgal edilmiş ve kendilerine ait olduğunu düşündükleri bu topraklarda eski müttefiklerinden kalanları ağırlıyorlar.
Şimdiki Türkiye'nin kurucusu olan halkın bizzat Anadolu'da kurtuluş mücadelesi verdiği bu dönemde Beyaz Rusları kucaklayan yazarın bahsettiği "halk" kim? ben bu kısmı merak ediyorum ama yazar bu kısma neredeyse hiç değinmemiş. Beyaz Rusların etkileşimde olduğu yerel halkla ilgili bilgilere rastlayacağımı umuyordum. Dönemin İstanbul'unun sosyolojik yapısına daha çok yer verilmeliydi. Tabii ki bu yönüyle incelemek zorunda değil yazar konuyu. Ancak iki de bir Beyaz Rusların İstanbul'u çok sevdikleri, halk tarafından kucaklandıkları ve muhteşem uyum sağladıklarını anlatıyorsa bu insanların neye uyum sağladığını bilmek isterim.İngiliz ve Fransız askerleriyle paylaştıkları İstanbul'u mu sevdiler? Onları kucaklayanlar, yazarın daha çok İstanbul'daki azınlıklarla olan etkileşimlerini anlattığına göre sadece bu azınlıklar mıydı ?
Yazarın evlerini barklarını bırakıp, sosyal statülerini kaybettikleri için onlar adına üzülmemi beklediği Beyaz Ruslar için yazarın okuyucudan beklediği kadar bir acıma duygusu uyanmadı bende maalesef. Çünkü Beyaz Ruslar Pera gecelerinde Fransız ve İngiliz subaylarla kutlamalara katılırken bir yandan da Anadolu'da verilen bir varoluş mücadelesi vardı. Bilemiyorum, ben de pek acıma duygusu oluşmadı. 1. Dünya savaşı sırasında çarın ordusundaki İstanbul'u işgal hayali kuran generallerin Beyoğlu'nda garsonluk yapması bende pek üzüntü yaratmadı. Nitekim kitapta ve bütün batı dünyasında şeytani bir imaj çizilen Lenin liderliğindeki Sovyetler Birliği o dönemde Anadolu'daki kurtuluş mücadelesine verdiği destekle Beyaz Ruslar'dan çok daha önemli bir yere sahip benim için.