"Levhayı kaldır, yuvaya yerleştir, kırmızıya bas, pis kokuyu çek içine, yansın gâvurun metali, pres yukarı, pis hayat dışarı... değişmez hiçbir yönü..."
İzmir Postası'nın Adamları, hayatlarının yönünü değiştirmeye çalışıyorlar, değişmeyeceğini bildikleri halde... Sert hayatlar onların hayatları; görmezden geldiğimiz, gizlediğimiz, gizlendiğini bildiğimiz halde ses etmediğimiz "pis hayat"lar... Horlandıkları için hoyrat bu adamlar ve kadınlar. Onun için de çıkardıkları ses alabildiğine sert. Ahmet Büke'nin -hiç de ilk gibi durmayan- ilk hikâye kitabı, bu sert sesiyle dikkat çekiyor. "Güzel İzmir"in arka sokaklarının, adı unutulmuş Ege kasabalarının, atölyelerin, posta trenlerinin, delilerin, kedilerin sesiyle...
Hikâyelerin diline ve kurgusuna da sinen bu sert ses, "pis hayatlar"dan saklanarak, duvarların ardına sığınarak, gözlerimizi yumarak, onları edebiyatın dışına atarak kurtulamayacağımızı bir kez daha hatırlatıyor, işittiğimize göre, dışında ya da uzağında değiliz...
1997 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat bölümünden mezun oldu. Ölümsüz Öyküler Yayınevi'nin düzenlediği 'Xasiork 2002 Kısa Öykü Yarışması'nda Kayıp Dua Kitabı isimli hikâyesi birincilik ödülüne layık görüldü. 2008'de Alnı Mavide ile Oğuz Atay Öykü Ödülü'nü, 2011'de Kumrunun Gördüğü adlı kitabı ile Sait Faik Hikâye Armağanı'nı aldı. Öyküleri, e edebiyat, AdamÖykü, Özgür Edebiyat ve Patika dergilerinde yayımlandı. Sosyal Ayrıntılar Ansiklopedisi ve Derkenar isimli internet dergilerinde kısa öyküler yazmaya devam ediyor.
Özellikle "Yüz Elli İkililer" öyküsünü çok beğendim . Kemeraltın'da, yasadışı bir örgüte üye, bir toptancı ve bir öğretmenin sıcak, heyecanlı öyküsünü anlatıyor. Gizlice ne dağıtıyorlar biliyor musunuz? Nazım Hikmet şiirleri ve Klasikler. 1950 li yıllarda yasak olan bu kitaplar, şimdi hepimizin başucunda! Ne acı bir çelişki değil mi? Hapiste, sürgünde ömürler tükeniyor. Baskı ve zulüm hiç bitmiyor. Yıllar sonra yanlış yaptık diyorlar! Telafisi var mı bunun? Bugün yaşananların telafisi olacak mı?
Harika baslayan romanin sonu bosa atinca oykuleri iyidir diye dusunmustum; yanilmamisim. Tabii 20 yil sonra gelen romanin dilindeki oturmuslugu ilk oykulerinde zaman zaman goruyoruz. Kiyida kosede kalmis hayatlara ve temalara dalmak isteyenlere tavsiye ederim. Kitaba ismini veren dahil bazi oykulere hic dahil olamadim ama yarisi falan tekrar tekrar okunasi. Zaten bir yerlerden balkan/makedonya/komitaci sesi geldiginde esas durusa geciyorum; enerjim artiyor.
Favorilerim: hisaralti teskilati, foto nuri'nin resimli hatirati, cirak araniyor, yuz elli ikilikler, sesim var, raki ve uskumru.
Ahmet Büke'nin bu ilk kitabının bende bıraktığı etkiyi, onun son dönem öyküleriyle kıyaslayınca, gerçekten daha zengin bir duygu, ruh çeşitliliği ve renklilik görüyorum. Daha mı esnekmiş kalem? Daha mı farklı konu ve insanlara bakmış Ahmet Büke, işin başında? Bu kitaptaki öykülerin etkisi bambaşkaydı. Hep yazsın Büke, hep.
Kısa hikayeler, gerçekçilik okulundan biraz etkilenmiş gibi, ülkenin batılı kısmının kalesi olan İzmir'den biz kokan öyküler. Böyle çalışmaların ülkemizde artması lazım ki pozitif eleştirilerle teknik ve üslup da üst sınıfa çıksın.
Zincir ustasının sözlerini hatırlayalım: "Zincirlenen de, zincirleyen de bizim ruhumuzun iki yarım elmasıdır."
İlk öyküde sanki lafa girmekte tereddüt eden birinin gerginliği vardı fakat sonradan açıldı da açıldı. Foto Nuri, Yüz Elli İkilikler, İzmir Postası, Pişi ve Hisaraltı Teşkilatı etkileyiciydi. Diğer öyküler de ortalamanın üstünde ama benim en beğendiğim Foto Nuri'nin anlattığı 'zeytin ağacının altında' oldu. Yüz elli ikilikler'de Nâzım'ın Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim'ini hatırladım.
"Kanatları gümüş", "çırak aranıyor", "İzmir posta'sının adamları", "aşkım mithatpaşanın en kısa filmi", "pişi", "bir alabros öykü", "Hisaraltı Teşkilatı", "haftasonu şeyleri; rakı ve uskumru" çok güzel hikayeler. İçlerinden birkaçını okuması zordu.
"Gece derlenip toparlandı. Koluna taktığı serinliğiyle doğruldu usulca. Koyu lacivert karanlık önce tepelerden, ardından kuytudaki sokaklardan yürüyüp uzaklaştı. "
"Şimdi orta yaşımı çoktan devirmiş bir adam olarak öfkemde, kavgamda ve aşklarımda hala içimi süpüren buğday rüzgarları taşıyorsam bunun müsebbibi sevgili dedemdir. Düşlerimi parça parça eden her kımıldamadan sonra tekrar ayağa kalkabiliyorsam, penceremdeki sardunyayı herseye rağmen unutmuyorsam dedemin yakında sürgün verdiğim içindir. Onun tüm huysuzluğuna rağmen bana verdiği soluk içimi hala ısıtıyor. "
"Tekrar mahallemize baktığımı hatırlıyorum. Karantina'nın yoksul Çürükçüoğlu Sokağı'na. Şimdi o evlerin çoğunun yerinde çirkin apartmanlar yükseliyor. Ama o yıllarda sokağımızın iki yanı işlemeli perdelerin meltemde dalgalandığı yorgun evlerle doluydu. Eski şose boyunca sıra sıra dikilmiş dut ağaçlarını anımsıyorum. Ama galiba bu eskiyen huzur son demlerini yaşıyordu. Çünkü herşey çok hızlı değişmeye başlamıştı. "
Bölgenin çocuğu olarak hasretini çektiğim Güzel İzmir’in sokaklarında dolaştırdı beni. Bir de yeni kitaplar ekledi okunacak kitaplar listeme. Sonunda da Güldürdü. ‘’ Eh, ağlamak baki değil ya, bize...”
Birbirinden bağımsız, yer yer bağlantılı çok keyifli öyküler demeti. Gayet keyifli öykülerden oluşmaktadır. Kitap bittiğinde yazarla ilgili daha çok şey bilmek adına araştırma yapmam gerekti. Keyifli okumalar dilerim.
Yazarın en beğendiğim kitabı diyebilirim. Ödüllü öykü kitabından daha çok beğendim. Bölgesel ağızları büyük sevimlikle kullanan, samimiyetini ve naifliğini asla kaybetmeyen gerçek bir dil ve hikâye ustası.
anlatim ve dil cok ozgundu, hatta bazen siirsel, mukemmel imgeler. ilgiyle okudum.. deneyimlemedigim bir sehri koklatti. ama bazi oykulerin kurgusunda oturmamis, yari pismis bir hava: zoraki bir kasvet, son anda patlayan bir siddet unsuru gibi... daha neseli oykuleri daha olmus bence.
Büke'nin sanırım ilk kitabı bu. Beğendiğimi hatırlıyorum, herhalde Pakize Barışta çok övdüğü icin okumuştum... Yine de, takip etme isteği uyandırmamıştı bende..
Adam cok iyi bir hikaye anlatıcısı. Dile hakim. Çocukluk, dedeler , eski İzmir vs ekseninde cereyan eden hikayeler. Foto Nuri'nin Resimli Hatıratı, Yüz elli ikilikler, Hisaraltı Teşkilatı bende iz bırakan öyküler oldu. Hatta Hisaraltı Teşkilatı'ndan bir romantik komedi bile çıkabilir bilemiyorum:)