Yurdagül Şahin’in hikayeleri günlük hayatımızın içinden yola çıkıp doğaüstünün tekinsiz dehlizlerine dalıyor. Bir toplantı salonunda, bir asansörde, bir üniversitede, gelecekte bir ülkede ya da en güzel anıların saklı olduğu bir evde başlıyor, sonra gerçeklik eğiliyor , bükülüyor, sınırsız dünyalara , kasvetli korkulu karanlıklara dönüşüyor. Görünenin altındaki görünmeyene, söylenenin ardındaki söylenmeyene , felsefi derinliklere evriliyor cümleler. Derin edebi anlamlara açılıyor sayfalar.
‘’ Kaçmak, kurtulmak istiyorum bu işkenceden. Ne yapsam işe yaramıyor. Yeryüzü, anahtarı onda olan koca bir hapishane ; görünmemek için ağaç altlarına , ev diplerine siniyor, caddelerden koşarak geçiyorum. Tüm sokakları, ağaç altlarını , en kuytu köşeleri bile görüyor. Eve girmesin diye kapıları kilitliyorum. Soluk soluğa arka odalara kaçıyorum, nereye saklansam beni buluyor, duvarlar bile fayda etmiyor. Gece aya dönüşüyor , gündüz güneşe , hiç kaybolmayan göz hep üzerimde. Bazen bir bakıyorum küçülmüş girmiş içime, ince bir sızı, içimi burkan, kanırtan bir bıçak gibi sinsice oradan bakıyor bana.
İşte o zaman dehşete kapılıyorum, damarlarımdaki kan donuyor, akmıyor. Bir ceset gibi soğuyor bedenim. Soğudukça küçülüyor, küçülüyorum.’’
Eskişehir doğumlu. ODTÜ mezunu mühendis- yazar. Uzun yıllar bilişim sektöründe çalıştı. Öyküleri, Varlık Dergisi, internet üzerinde yayın yapan edebiyat dergileri altzine.net ve Kayıp Rıhtım’da yayımlandı. Sigara isimli öyküsü altKitap’ın Veda isimli öykü seçkisinde, O Günden Sonra isimli öyküsü Biber Gazı Öyküleri – Her Göz Bir Yangın Yeri öykü kitabında, Bir Umut Bir Tabut isimli öyküsü ise Berlin Regenbogen Buchhandlung / Gökkuşağı Kitabevi’nin Gurbet – Hasret, Fedakârlık, Aşk öykü kitabında yer aldı.
Özellikle son bir senedir tanımaktan büyük mutluluk duyduğum, korku üzerine dinletilerde, söyleşilerde rastlayıp sohbet ettiğim Yurdagül hanımı fanzin kültürümüze olan katkıları ile ilk defa fark etmiştim. Öykülerinden biri ile katıldığı, FABİSAD (Fantazya ve Bilimkurgu Sanatları Derneği)'ın düzenlediği GİO Öykü Yarışması'nda dereceye girmesi onu daha da özel kıldı. Ve bu sene sürpriz bir şekilde DEX'den "AV" adında, safi korku, gerilim, toplumsal duyarlılık barındıran karanlık, garip öyküleriyle edebiyatımıza, özellikle korku edebiyatının anıtına bir tuğla daha koydu, onu yükseltti. öyküler kısa kısa ve hiç bir şekilde sıkmıyor. Düşündürücü, dili akışkan, kaosları, girdapları bol. Gerçekten kendisinin tarzı, duruşu ve vizyonu ile bir açığı kapattığını söyleyebilirim. Korku severlerin bakmasını önereceğim bir kitap.
Ya sadece 45. sayfaya kadar gelebildim. Sorun bende mi, kitapta mı, emin değilim. Bir türlü içine giremedim öykülerin. Çok donanımlı bir korku okuyucusu değilim, ama okuduğum kadarının beni korkutmadığını söyleyebilirim. Belki yanlış bir zamanda okumaya çalışıyorumdur, bilemeyeceğim. Ama baktım olmuyor, bırakma kararı aldım. Belki bir ara, korku ya da öykü okumak istediğimde yeniden elime alırım.