“Hayatta istediği her şeye sahipken, tüm bunları geride bırakmak çok acıydı; ama şimdi kazandığı ve gidip alması gereken büyük bir para vardı. Çok yakında nefis bir kumsalda, billur gibi denizin kenarında, güneşin batışını seyrediyor olacaktı. Cayman Adalarından Bahamalar’a geçerdi, sonra Jamaika, ardından ver elini Küba…”
Büyük bir tekstil firmasının sahipleri Mehmet ve Oktay, Bodrum açıklarında deniz kazası geçirmiş; bu kazadan ilk kurtulan Oktay olmuş, Mehmet ise artık hayatından ümit kesilen son anlarda balıkçılar tarafından bulunmuştu. Kazadan sonra yattıkları hastanede, iki arkadaş hiç bir araya gelmemiş, hatta tekneyi de alelacele temizletip İstanbul’a dönmüşlerdi. Ancak bu olaydan tam bir yıl sonra Medcezir Dedektiflik Bürosu’na gelen bir telefon, işlerin seyrini değiştirecek gibiydi: Telefondaki ses, “kaza”nın aslında vahşi bir planın ilk adımı olduğunu iddia ediyordu. Büronun dedektifleri olan Meral’in hackerlığı ve Zeynep’in çılgın cesareti, bu sırrı aydınlatmaya yetecek miydi?
Altan Erbulak, 16 yaşında adını mahkeme kararı ile Ayşe’ye çevirip kendini Ankara’da Devlet Konservatuarı tiyatro bölümü öğrencisi olarak buldu.
Ancak o yıllarda 10 parmağında 10 mesleğe sahip babası Altan Erbulak’ın bir başka mesleği olan gazeteciliği ile de ilgilendi. Tiyatrocu mu, gazeteci mi olacağına karar vermeden önce karikatürist olamayacağını zaten biliyordu. Karikatürist olmak yerine iyi bir karikatür okuyucusu ve gazeteci olmak için yola çıktığında sadece 18 yaşındaydı…
Günaydın, Güneş ve Sabah gazetelerinde çalıştıktan sonra tekrar canlanan tiyatro aşkı O’nu İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları ve Ali Poyrazoğlu tiyarolarında oynama imkanı sağladı…
Özel televizyon kanalları hayatımıza girmeye başladığında kaçınılmaz olarak Kanal 6 ve Show TV’de çalıştı. Ayrıca Kanal D’de free lance olarak birçok başarılı organizasyona imza attı…
TV kanallarının mutfağında çalıştığı gibi bir çok televizyon dizisinde de rol aldı…
Yakınları O’nu yıllarca önce Altan Erbulak’ın kızı, daha sonra Sevinç Erbulak’ın kızkardeşi ve en sonunda da Dağhan Külegeç’in annesi olarak tanıştırdı. Sokaktaki adamın tanımadığı ama bilgi & birikimleri, engin kültürü, hazır cevaplığı ve inanılmaz kahkahaları ile sanat ve medya çevrelerinin sevdiği bir kadın olarak hayatımızda yerini aldı…
40’lı yaşlarında Norveç’e göç ederek bambaşka bir iş dalında yüksek eğitim alarak bir kafe işletmiş ve norveçce olarak 2 ayrı tiyaro grubunda sahneye çıkmıştır…
Rol aldığı “Stjördal Teater” ile İstanbul’da Tiyatro Festivali’nde de türk seyircisi ile buluşmuştur…
Bir Tess Gritsen romanı gibi detaylı kurgulanmış bir polisiye değil belki, ama kurgusunda mantık hataları olmayan son derece okuması keyifli bir kitaptı. Karakterlerin ilerleyen kitaplarda biraz daha derinleşmesini bekliyorum açıkçası. Bu halleriyle pek sevilesi ya da nefret edilesi değiller. Ayşe Erbulak kafasında iyi kurgulamış karakterleri, ama bana enerjileri çok geçmedi. Yaşayan insanlar gibi hissedemedim çok. Ama genel olarak güzel kafa dağıtan sürükleyici bir kitap.
Ayşe Erbulak’ın kalemini seviyorum. Kendini vererek yazdığı zaman iyi de yazıyor. Yazılan tutarsız yorumlar gibi asla değil. İçimizden birilerinin hikayesi gibi kolay ve akıcı bir anlatım.