“Çok kötü şey yalnızlık!..
Geçen ay koca kampı velveleye vermeye karar verdiği anda rehinelerden biri, N. Pant… adında biri de mutlaka böylesine bir yalnızlık durumunda hissetmiş olmalıydı kendisini. O gün de ‘temizlik’ vardı kampta. Komutan aslında çok karmaşık olan Yunan soyadlarını çok zor telaffuz edebiliyordu. Ölüm listesinden okuduğu isim anlaşılıncaya kadar bu ismi ağzında geveler, hecelerini çiğner, çekiştirir dururdu hep.
O gün de ölüm listesini okurken Pant… hecesiyle başlayan uzunca bir soyadını çıkarmak için üç beş dakika kadar uğraşmıştı. Bu heceyle başlayan düzinelerle soyadı vardır. Ama sırasını bekleyen rehinelerden acaba kaçının sinirleri, sabırları buna dayanabilirdi? Soyadının yarısı okunmuştur. Bu, iki ayaktan biri çukurda demektir. Ya soyadı doğru olarak tamamlanacak, ya da başka bir isim çıkacak ve çukurdaki ayak bu sefer geri çekilecek, yaşamaya devam edeceksin. İkisinden biri! Şimdi sen gel de asap sisteminden bir denge, kafandan sükunet bekler. Hayatlar ölümün ip çektikleri bu anda.
Çevrende binlerce insan var sıraları doldurmuş. Bu insanların birer çift gözleri olduğu da bir gerçek. Ama hiç kimse, soyadının şu an barbarca, insafsızca çekiştirildiği ve yanı başında duran N. Pat…’a dönüp baktığı yok. Kim bilecek ki temizlikçiler bölüğünün beşerlik sıralarının en sonuncusunda soyadı bu heceyle başlayan biri vardır?
Adam kısa bir süre kendisiyle ilgilenilmesini bekliyor, istiyor ki anası çıksan da ortaya kıyametleri koparsın şu an. Kısa bir süre daha küçük bir yavrunun diz çöküp ellerini kavuşturmasını, gözyaşları dökerek babasına canını bağışlamaları için yalvarmasını bekliyor. Hiç olmazsa bir umut kuşunun beyaz kanatlarını açmasını bekliyor. Ama bu beklediklerinden hiç biri olmuyor.”(s.188)