Türkiye, Batı’dan esen rüzgârların etkisinde kitlesel bir “meşhurluk” hevesine hanidir kapılmış görünmekte. Andy Warhol’un, “Bir gün herkes 15 dakikalığına meşhur olacak,” sözünün geçerlik kazandığı günlerin içinde gibiyiz.
Var olmanın yolunun düşünmekten değil “görünmek”ten geçtiği sanısının yaygınlaştığı bir dünya bu. Okumadan duramayan yazılı kültür insanının çok gerilerde kaldığı, seyretmeden duramayan görsel kültür insanının dünyası...
Böyle bir dünyada okumaktan çok seyretmek, bilmekten çok görünmek, akla hitap etmekten çok göze hitap etmek, kafa yormaktan çok “yorma kafanı” telkinine uğramak söz konusu.
Görünüyorum O Halde Varım, bu dünya insanının ruh haline, itki ve yönelimlerine karşılık gelen bir ifade.
Ancak kimsenin kimseyi umursamadığı, herkesin herkesten ürktüğü “kalabalık yalnızlıklar” dünyasında, “Var olmak görünmektir,” ifadesi aslında bir “sanı”dan ibaret olmaktan öteye de gitmiyor.
Peki ya gerçekler?..
Gerçekler karşısında “yorma kafanı” diyen çok olsa da…
Hâlâ kafa yormadan duramamanın mutluluğuyla yazdığı bu kitabında Tayfun Atay, gerçekler üzerine bir tartışma açmayı hedefliyor.
Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde fizik antropoloji öğrenimi gördü (1983). Aynı üniversitede paleoantropoloji alanında yüksek lisans yaptı (1986). Londra Üniversitesi Doğu ve Afrika Çalışmaları Okulu'nda (SOAS) sosyal antropoloji üzerine ikinci yüksek lisans (1989) derecesini aldı ve doktora (1994) yaptı. 1985-2001 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Antropoloji Bölümü'ne bağlı olarak çalışmalarını sürdürdü. Halen Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Halkbilim Bölümü Etnoloji Anabilim Dalı'nda öğretim üyesi. Ayrıca Orta Doğu Teknik Üniversitesi Sosyoloji Bölümü bünyesindeki Sosyal Antropoloji Yüksek Lisans Programı'nda da ek görevli öğretim üyesi olarak dersler veriyor. Diğer eserleri: Batı'da Bir Nakşî Cemaati - Şeyh Nazım Kıbrısî Örneği (İletişim, 1996); Din Hayattan Çıkar - Antropolojik Denemeler (İletişim, 2004, 2009, 2011); Yaşasın Meşhuriyet Çağı: Popüler Kültürden Kitle Kültürüne Türkiye İzlenimleri (Epsilon, 2004); Din Üzerine Antropolojik İncelemeler (Brian Morris'ten çeviri; İmge, 2004); Göl ve İnsan: Beyşehir Gölü Çevresinde Doğa-Kültür ilişkisi Üzerine Antropolojik Bir İnceleme (Kalan, 2005); Türkler Kürtler Kıbrıslılar - İngiltere'de Türkçe Yaşamak (Dipnot, 2006).
Konu ilgimi çekiyor fakat kitap merakımı tatmin edemedi. Güzel konu başlıkları seçilmiş fakat pek analiz, detay, derinlikli bir şey yok. Daha çok köşe yazısı tadındaki kısa kısa anlatılar. Okusam, bitirsem, yaparım tabii, ama 100 sayfanın ardından biraz vakit kaybı gibi geliyor maalesef.
Genel bir fikir edinmek için okunabilir ama ötesi yok pek.
""Sıradan insan"a şöhret vaadinin en çarpıcı sonucu bu oldu: şöhretin sıradanlaşması". s. 47
"... kimlik kavramı, insanın kendisini nasıl algıladığı, gördüğü, kim ya da kimlerle özdeşleştirdiğini anlatır. İmaj ise insanın dışarıdan nasıl algılandığı, görüldüğü ve göründüğünü anlatır. "Selfie"çığırı dikkate alındığında insanlığımızın kimlik sorunu veya kimliğini sorgulamak gibi bir derdi olmadığını, esas sorunun dışarıdan ya da dışarıya nasıl görünmek istediğimizle ilgili olduğunu düşünmek daha doğru olur". s. 60
" Her şey "eğlencelik" olarak değerlendirilmekte. Kısacası, kitabın başında da vurguladığımız üzere, "kafa yorma"nın değil, "izleme"nin tercih edildiği bir dünyada yaşam, televizyon, giderek de bilgisayar ve cep telefonu ekranından yansıyan sanal bir vodvil, bizler de bu vodvilin izleyicisiyiz. Kendi "gerçek" yaşantımız ise hatırlamaya ve hatırlatılmasına katlanamadığımız bir "parantez"den ibaret hale geldi denilebilir!..". s. 68
"Sıradan insan, "ünlü"ye hayrandır, evet ama bu, derinden derine de "mutsuz bir hayranlık"tır; ve o, ünlü olana kendi gerçekleşmemiş arzularından kaynaklı bir hınç arayışıyla yaklaşır esasen...". s. 179
"Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü romanında işlediği sorunla yüz yüzeyiz: zamana sahip ve hâkim "eski" insanlardan farklı olarak, günümüzde artık zaman bize sahip. Biz zamanı değil, zaman bizi kullanıyor. O yüzden de her daim bir yetişememe ve yetiştirememe baskısıyla yaşıyoruz hayatı. Belki de bir "kaçış hali" bu. Dinlenmek, tempoyu yavaşlatmak ve bize ne olup bittiği üzerine düşünmek korkutuyor belki?! Durmaksızın, hızla ve yorula yorula yaşamak, hızın sarhoşluğunda uyuşmak en etkili "müsekkin" oluyor çağın gidişatına etki etme gücünden yoksun "çoğunluk" için...". s. 277
İsmiyle müsemma.. Zaman içinde sürekli artan görünme ihtiyacının artık varoluşsal bir noktaya ulaşmasına dair, aslında bizim de çoğu zaman farkında olduğumuz bir malumun ilanı gibi.. Kitaptaki tespitlerin birçoğunu yapabilmek için sosyolog olmaya gerek yok, ortalama hatta vasat biri bile bu tespitleri yapabilir ama bunu yazarın eksikliğine değil konunun barizliğine bağlıyorum. Güzel bir inceleme kitabı. Yazarın kelime bilgisi ve kelimeleri kullanma şeklini yani tarzını gayet sevdiğimi söylemeden geçemeyeceğim.
Tayfun Atay, 2000'lerden başlayıp günümüze kadar televizyon dünyasının halini bir antropolog ve sosyolog gözüyle incelemiş. Kitap, köşe yazısı formatında en fazla dört sayfa olan bölümlerden oluşuyor.
İlk ana bölümler ilgi çekici olsa da Acunsal Enerji, Çocukluk Bitti Çocuğum ve İnsanın Makineyle imtihanı bölümü çok fazla kendini tekrar ediyor ve okurken insanı bir yerden sonra çok fazla sıkıyor.
Kitaba başlarken (hatta ilk bölümlerde de) konunun çok ilgi olabileceğini düşünsem de ilerledikçe oldukça yüzeysel bir anlatımla hiç heyecan vermeyen bir dille yazıldığını gördüm. Tayfun Atay'ın her yazısını atlamadan büyük bir zevkle okuyan bir okuyucusu olarak kitabı hayal kırıklığ ile zorlanarak da olsa bitirerek ile kitaplığa kaldırıyorum.
Yazar ''19. ve 20. yüzýıllara iki meşrutiyet ve bir cumhuriyet sığdıran ülkemiz 21. yüzyılda da meşhuriyet dönemine girdi'' diyor. Kitap 6 bölümden oluşuyor: 1. Sıradan insanı şöhret yapma vaadiyle ortaya çıkan, görsel medya pratiģi eşliğinde toplumun her kesimine yayılan meşhur olma histerisi 2. Evliliklerin, suç ve suçlunun hatta ölümün ekran tarafindan eğlence ve endüstriye dönüştürülmesi 3. Meşhuriyet çağımızın idolü Acun Ilıcalı 4. Görsel kitle kültüründe dinin hali (postmodern islam, helal kapitalizm) 5. Görsel kitle kültüründe çocukluk (tele koşullanma) 6. Makineleşmiş insanın analizi Yazar TV programlarını bu başlıklar altında eleştirirken örnekler veriyor ve sunucularla, katılımcılarla, izleyicilerle ve programın kendisiyle ince ince dalga geçiyor.
Aynı konu uzerine birbirine benzer makaleleri pespese okumak biraz sıktı sadece, ozellikle Acunsal kismi. Yoksa “son derece” degilse de “kafi derecede” zihin acici, bilgilendirici, dusundurucu bir sosyolojik arastirma kitabi. Cumhuriyet Pa7ar’daki koseyi takibe devam.
Yazar yer yer kendi fikirlerini genelgecer normlar olarak takdim ediyor. Yerinde eleştiriler ve tartışmalar da bu dil içinde kaynıyor. Biraz "boomer" işi, kitap boyunca üstü kapalı bir "her şey bozuldu" hissi okuyucuyu takip ediyor; bu da bir süre sonra tat kaçırıyor.