Ahmet Enis Batur is a Turkish poet, essayist, novelist, publisher and editor.
Born in Eskişehir, Enis Batur studied at St. Joseph High School (Istanbul), METU-Sociology (Ankara), and Sorbonne University (Paris).
Enis Batur is one of the leading figures in contemporary Turkish literature with a large body of work, extending to over two hundred volumes. Some of his works have been translated into European languages including French, English and Italian.
Enis Batur’un parlak olmayan deneme kitaplarından bir tanesi. Bilgi aktarımı tabii ki zengin ama anlatım ve konular biraz kuru. EB hayranlığıma gölge düşürmez, bunu da not olarak belirteyim.
"Benden önce yaşamış ölmüş bazı şairleri "insan" olarak keşfetmeye zamanlar ayırdım, gençliğimden beri. (...) Aynı dönemde yaşasaydık, tanışıp görüşseydik, ne kadar tanıyabilecektim ki onu? Bu cümleyi tanıdığım, tanıştığım onca insanı gözümün önünden geçirerek kuruyorum: Kimi, ne kadar tanımışımdır? Kaçı, beni, ne kadar tanıyabilirdi?" (s.63)
Yaşananlar, çağrışımlar ve kesişimlerin buluştuğu, bilgilendirici, keyifli ve (olumlu anlamda) tipik bir Enis Batur kitabı.
İçeriği üslubuna ayak uydurabilse cok da guzel ve keyifli bir kitap olabilirdi ama okurken bazı cümleleri tekrar tekrar okuyarak keyif aldığım bi kitap oldu.
2022 Ağustos’ta benim de konuk olduğum be harika bir on beş gün geçirdiğim GölYazı Evi’nin kuruluş hikâyesi ve ilk yazar konukları çerçevesinde Bursa’nın sanat tarihine geniş bir perspektiften bakıyor Enis Batur.
Enis Batur okumak hep çok keyifli. Çok öğretici, not aldığım kâğıt, kalemi elimden zor bırakabildiğim bir kitap oldu. Yazarla beraber iç sürüp, çağrışımları kovalıyoruz. Kurulan bağlantılar çok heyecan verici. Yine kısacık ama. Biçim olarak da oldukça oyunlu.
Belki tarzına alışık değilim Enis Batur'un.. Tamam bir oturuşta biten bir kitap ama olmayınca da olmuyor.. Sevemedim şu an için.. Kitabı bir kere daha okumam gerek sanırım.. Kafa hiç orada değildi.. Kitapta kimler yok ki.. Pierre Loti, Andre Gide, Cemal Süreyya, Haşim, Tanpınar, Lamartin, Rousseau..
Kitabın konusunu Armağan Ekici'nin yazısında okuduğum satırlarda özetleyebilirim aslında: "Gözümüzün önünde olduğu, belki defalarca içinden, yakınından geçmemize rağmen farkında olmadığımız mekanları, bu mekanlarda yaşamış, iz bırakmış kişileri, bu kişilerin katkılarını, karşılaşmalarını önümüze getiriyor"
Bu eser benim için biraz özel. Olamadığım her şeyi anımsatıyor bir yanıyla da olmaya teğet kalmış şeyleri. Zar zor güç bela kendimi Zürih’e attığımdan beri özel okullarda yabancı dil öğrenmişlerle geçiyor hayatım. Hayata tutunmak için verdiğim bütün çabaların sonunda gecikmişliğime teselli bir yaşam yaşıyorum sanki.
Enis de bir kolejli, her cümlesinde hissediyorum. Sanki aşamadığım bir duvar var, yumuşak ve bükülüyor. Ama asla içine almıyor beni. Sen diyor yine de yerini bil. Dört yılımı bir kolejliyle beraber geçirdiğimde dahi bu his bırakmadı peşimi. Enis’in de yakinen tanıdığı babasına “Hegel saçmadır” dediğim an bir özeti olabilir bütün bu tantananın. Zeki ama eğitimsiz bir genç dediler muhtemelen birkaç vah edasıyla.
İsviçre’de anlattığı yerleri biliyorum. Oraya gidip belki benzer hisler alabileceğimi de. Ama Rousseau’yu ana dilinden okumadan her şey bir miktar özenti olmayacak mı? Öğrendiğim birkaç Fransızca cümle gibi.
Kendimi Bülent Onaran karşısındaki Burhan Altıntop gibi hissediyorum. Alaya alınacak, ne paşa torunu ne aristokrat. İsteyen, olmamış ama pes edemediği için hep yarım kalacak.
Kitabın arka kapağında ..uyanık halde görülmüş düş sahnelerinin uyurgezer halde yazılmış versiyonları.. olarak ifade ediliyor kitap..
Çok tadımlık, kısa bir metinle karşı karşıyayız. Öyle tadımlık dediysem de.. ‘kolay’ demek istemedim. Çünkü kitabın alt başlığında da ifade ettiği gibi Enis Batur.. Çapraz İlişkiler Kafesi’nin içine sokuyor bizi.. o kadar çapraz ki.. tarihin derinliklerine iniyor bu ilişkiler.. hem metinde geçen birçok yazar, şair, ressam, sanatçı, bürokrat.. hem de onlar arasındaki zamanın ve mekanların içinde dallanıp budaklanmış ilişkilerini okumak bi taraftan çok güzel ve ufuk açıcı..
Kafasındaki bazı düşüncelerin dolaşmak, katetmek bazılarının sabit durmak, kök salmak istediği Enis Batur'dan maharetle kurgulanmış adeta bir labirent-kitap. kurgu ve gerçek, roman ve anti-roman bir arada. bana Bilge Karasu'dan aldığım tada benzer bir tad bıraktı üslubu. Bursa'yla başlayan konular, üstüste katman üstüne katmanlaşıyor. bazen de aşağı doğru derinleşiyor. Çapraz ilişkiler kafesi alt başlığı da bunu anlatıyor.
“Bir tane hayatımız vardır. Pek az şeye yettiğini gün gelir herkes anlar. Ben çoktan anladım.”
Ben Enis Batur’u hiç okumamıştım, denemeye de bayılmadığımı gözlemliyorum. Fakat düşünce akışını takip etmeyi ve kendi dünyası içerisinde beni araştıracak onca şeyle buluşturduğu için memnunum. Araştırmaktan çok memnun olduğu görülüyor. Kendi adıma, tanımladığı yalnızlığının bununla ilintili olabileceğini düşünüyorum.