Kitabın yazarı bir akademisyen, gözlemlerinin bir çoğunu Pompeii ve Herculaenum’daki kalıntılara dayanarak aktarmış. Bilindiği üzere bu kentler, içinde sakinleri ile birlikte, M.S. 79'da yaşanan korkunç Vezüv / Vesuvius yanardağı patlamasından sonra tarihe gömülmüşlerdir. Tarihe gömülme derken, mecazi olarak değil tam anlamıyla bir gömülmeden bahsetmek mümkün. 33 km yüksekliğe kadar ulaştığı hesaplanan bir patlamanın ardından gelen ve bölgenin atmosferini kaplayan kül, toz ve taş yağmurunun yol açtığı korkunç bir yıkım. Yaşanan bu trajedi sayesinde, sıradan halkın yaşantısı keşfedilmek üzere kül tabakasının altında bozulmadan korunabilmiş.
Kitapta harika bir düzenle, Romalıların dişlerini fırçalama usulleri, togalarını nasıl bağladıkları, evlerini nasıl dekore ettikleri, tüm halkın öğleden sonraki günlük hamam ritüelleri ve Roma hamamları ile bizim Türk hamamlarının benzeyen yanları, Romalı çocukların 2000 yıl önce de sokaklarda tel çember çevirerek koşturdukları, bebeklerin ise yine o zaman da yürüteç ile evin içinde gezdikleri, bizzat Augustus dahil Romalı yetişkinlerin de çocuklar gibi aşık kemikleri ile veya çakıl taşları ile oynamayı sevdikleri, Romalıların akşamları uzanarak yedikleri yemeklerin içerikleri ve bunlar gibi büyük tarihi detaylara kıyasla önemsiz ancak gündelik yaşamı anlamak için eşsiz bir sürü ayrıntıya yer verilmiş.
Kitabın giriş bölümünde şöyle bir ibare var;
Umarım, okuyucu kitabın sonuna geldiğinde kendisini bir gününü eski Roma'da geçirmiş, sokaklarında yürümüş, insanlarıyla tanışmış gibi hisseder.
Romalı bir yurttaşın ve ev halkının bir gününe, sabah güne başlamasından gece yatağa gitmesine kadar olan sürede neler yaptıklarına şahitlik ederek onunla birlikte sokaklarda gezdik. Bu nedenle girişteki temenninin tamamen yerine geldiğini rahatlıkla söyleyebilirim. Şu an müsaade ederseniz togamı çıkartıp ben de yatmaya gidiyorum.