Reform her ne kadar 16. yüzyılda ortaya çıktıysa da, Hıristiyanlık Dünyası, Kilise bünyesinde bir yapı değişikliği gereksinimini yukarı, Ortaçağ'dan itibaren duymaya başlamıştı. Kanıt olarak De Cisideratione ve De Moribus et Officio Episcoporum gibi eserlerinde din kurumunda yenilik hareketinin temellerini atmaya çalışmış olan Clairvauxlu Aziz Bernard'ın adını anmak yeterlidir. Kendisine hedef olarak Kilise'yi "Baştan Aşağı" yenilemeyi saptamış olan Konstanz ve Basel konsilleriyle yetinmeyen bilimadamı olsun, dindışı olsun pek çok Hıristiyan, 15. yüzyıl sonlarından itibaren bir reforma ihtiyaç olduğunu giderek artan ölçüde hissetmeye başladı. Bu gereksinim 1484 Toplantısı'nın düzenlenmesine ve 1493 Din Adamları Meclisi'nin toplanmasına yol açtı. II. Julius 1512 yılının 1 Mayıs günü V. Laterano Konsili'ni toplama cesaretini kendinde bulmakla aslında uzun süredir beklenen bir adım atmıştı. Konsil, çalışmalarını aynı yıl içinde tamamladı. Luther 95 tezini burada yazmıştı. Uzun süredir özlemi çekilen V. Laterano Konsili'nin sonuçları büyük bir hayal kırıklığı yarattı. Yayınlanan kararnameler Hıristiyan Dünyası'nın beklentilerine cevap verebilmekten çok uzaktılar. Böylece Kilise'yi yenilemek için Papalık'ın eline geçen fırsat tepilmiş oldu. Konsil tartışılmaz bir başarı dahi kazanmış olsaydı, sona ermekte olan Ortaçağ Hıristiyanlığı'nda duyulan "Peygamber Açlığı"nı yine de bastıramazdı. Çünkü önceki yüzyılların "Yenilikçi" bazı hareketleriyle uyum içinde ele aldığı Reformatio, gerekli derinlikten yoksundu. P. Congar'ın bir başyapıtında vurgulamış oldugu gibi, Ortaçağ Reformları, "Kilise Yaşamı'nın yapısıyla değil düzeniyle ilgileniyorlardı. Dogmalar, kutsamalar, hiyerarşik sıralama... Bu durum Reform'ları genellikle yolsuzluklarla uğraşma düzeyine indirgiyordu. Yeniden yapılandırılan Öğretiler değil geleneklerdi. Halbuki manevi ihtiyaçlara cevap verebilmek için dogmatik alanda yenilikler yapılmalıydı. Bir Luther'in, bir Calvin'in, bir Zwingli'nin heyecanla sarıldıkları uğraş işte buydu. Hareketlerinin hedefi mevcut düzenin Kilise'ce kötüye kullanılmasını engellemek değildi. Onlar hakkında Lucien Febvre'in Farel için söylemiş olduğu. söz anımsatılabilir: "Rahipler kötü yaşamakla değil, yanlış inanmakla suçlanıyorlardı."
Giriş'ten