What do you think?


Kumrunun Gördüğü
Annem de görmüş babamı. Ağlayıp gözlerini perdeye silmiş. O leke kaldı orada. Ortası koyu, kenarlara gittikçe duman gibi açılıyor. Bilmiyorlar bunu. Acıdan leke çıkmaz. Acı zaten yerinden kalkmaz. Taş ve dağdır. Taşları üst üste dizip üzerine toprak, toprağa da ağaç ve zeytin, ot, böcek koyarsan dağ olur. Perdeden yayıldı bütün eve leke. Duvarlara kirli damar attı. Çatallarının ucu parçalanıp dağıldı. Tavan doldu, damlayıp halıların üzerinde birikti. Katı kuleler oldu odalarda. Divan örtüsüne bulaştı. İçi saman dolu kalıp gibi sert duran yastıklarımız kirlendi. Koştum, gördüm.
Ahmet Büke edebiyat dünyasının beğenisini kazanmış, kendi sesini, çizgisini oturtmuş, önemli ödüller almış bir öykücü. Yapıtlarında kendine özgü, akıcı, şiirli, esprilerle dolu bir dil kullanıyor; yakından tanıdığı, iyi bildiği çevrelerin hikâyelerini anlatıyor. Bu güzel öyküleri okurken samimi, kendi halinde yaşayan insanların sesini duyacaksınız.
Ahmet Büke edebiyat dünyasının beğenisini kazanmış, kendi sesini, çizgisini oturtmuş, önemli ödüller almış bir öykücü. Yapıtlarında kendine özgü, akıcı, şiirli, esprilerle dolu bir dil kullanıyor; yakından tanıdığı, iyi bildiği çevrelerin hikâyelerini anlatıyor. Bu güzel öyküleri okurken samimi, kendi halinde yaşayan insanların sesini duyacaksınız.
200 pages, Paperback
First published June 1, 2010
About the author
Ahmet Büke
34 books115 followers1997 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat bölümünden mezun oldu. Ölümsüz Öyküler Yayınevi'nin düzenlediği 'Xasiork 2002 Kısa Öykü Yarışması'nda Kayıp Dua Kitabı isimli hikâyesi birincilik ödülüne layık görüldü. 2008'de Alnı Mavide ile Oğuz Atay Öykü Ödülü'nü, 2011'de Kumrunun Gördüğü adlı kitabı ile Sait Faik Hikâye Armağanı'nı aldı. Öyküleri, e edebiyat, AdamÖykü, Özgür Edebiyat ve Patika dergilerinde yayımlandı. Sosyal Ayrıntılar Ansiklopedisi ve Derkenar isimli internet dergilerinde kısa öyküler yazmaya devam ediyor.
Ratings & Reviews
Friends & Following
Create a free account to discover what your friends think of this book!
Community Reviews
Displaying 1 - 19 of 19 reviews
November 29, 2016
Bu yıl beni en çok etkileyen, en çok sarsan kitaplardan ve okuduğum ilk Ahmet Büke kitabı. Büyülü gerçekçilikle yazılmış, ülkemin yakın geçmişinden bahseden birbirinden güzel öykülerden oluşuyor bu kitap. Yazarın diğer kitaplarını okumak için sabırsızlanıyorum.
November 20, 2022
Yazar bu kitabı ile 2021 Sait Faik Öykü Ödülü’nü almış.
Yazarın, 2022 yılı Vedat Türkali Roman Ödülü’ne layık görülen ‘Deli İbram Divanı’ adlı romanından sonra okuduğum ikinci kitabı, ilk öykü kitabı.
Bazıları uzun, bazıları kısa ve bazıları birbirine bağlı, bazıları daha etkileyici öykülerden oluşan kitap, romanı kadar güzel, dili romanı kadar özgün.
Öyküleri anlayabilmek için, farklı bir öykü gibi gelen takip eden bölümleri okumayı gerektiriyor ve öyküler şaşırtıcı sonlarla tamamlanıyor.
Keyifli bir okumaydı.
Yazarın, 2022 yılı Vedat Türkali Roman Ödülü’ne layık görülen ‘Deli İbram Divanı’ adlı romanından sonra okuduğum ikinci kitabı, ilk öykü kitabı.
Bazıları uzun, bazıları kısa ve bazıları birbirine bağlı, bazıları daha etkileyici öykülerden oluşan kitap, romanı kadar güzel, dili romanı kadar özgün.
Öyküleri anlayabilmek için, farklı bir öykü gibi gelen takip eden bölümleri okumayı gerektiriyor ve öyküler şaşırtıcı sonlarla tamamlanıyor.
Keyifli bir okumaydı.
September 16, 2026
3,5/5
İlk öyküleri açlık grevinin tutukluların bedeninde ve zihninde yarattığı değişimler üzerine. Anlatımı oldukça deneysel ve kapalı geldi bana, bu yüzden okunması her zaman kolay değil. Bu bölümde en beğendiğim öyküler Sarı Rüya Defteri ve Vesikalıklar oldu.
Son bölümdeki Sesler’de yer alan üç öykü ise benim için çok daha farklı ve güzeldi. Özellikle Hatırlamak, ardından Kusmak / Unutmak ve Bilmek / Gerçek öykülerini sevdim. Kitabın genelinde hafıza, kayıp ve hatırlananların onları hatırlayanlarda bıraktığı izler öne çıkıyor.
“Acıdan leke çıkmaz. Acı zaten yerinden kalkmaz. Taş ve dağdır. Taşları üst üste dizip üzerine toprak, toprağa da ağaç ve zeytin, ot, böcek koyarsan dağ olur.”syf144
Herkese keyifli okumalar.
Hatırlamak –
Merdivende babam. Ayakkabılarının arkasına basmış yine. Üzüm kesiyor. Başımdan aşağıya arıdan hırpalanmış taneler döküldü. Sarı lira gibi üzümler. Bal düşmüş. Ah kocaman elli babam, ne zor bu ağrı. Her şey yitip gidecek öyle mi? Silinecek fotoğraflar. Çok ağrıyor yüreğim, eklemlerim, senin dizlerin, anlattığın hikâyelerin sonra.
Acıyor bana bıraktığınız yaşamak. Çok karanlık iğdeler. Şimdi bütün fotoğrafları ömrümün, kara kedi bozuğu, kim uyandıracak, kim uyku, kim...
“Hikmet, Hikmet...”
Bulutları çekiliveriyor altımda...
“Hikmet...”
Uyandım.syf111
Sarı Rüya Defteri –
Yorgunum, deyiverdim kendi kendime. Oysa yorgunluk aniden gelmez. Bunu herkes bilir. Damlayarak birikir o. Tıpkı musluktan maşrapaya sakince düşenler gibi. Tıp tıp. Önce duyulmaz, biraz birikti mi evin içinde trampet çalar. İnsan yorgunum, demeden önce ıhlamaya başlar. Sonra anlar başına geleceği.
Ama bende yok öyle insana yakışır taraflar.syf19
Vesikalıklar –
Direksiyona geçti.
“Nereye gidelim?” dedi.
“Senihi Abi,” dedim. “Annemle babam döner mi geri?”
“Döner,” dedi. “Bak ben bile geri döndüm. Giden herkes geri gelir bir gün.”
Sarman kedi ve iki yavrusu Ford'un kaputuna atladılar. Biraz bize bakıp birbirlerini yaladılar.
Senihi Abi vitese taktı arabayı.
Ben gözlerimi kapadım.
Kırlangıç sürüsü geçti üzerimizden.syf53
Hatırlamak –
“Seyhun, oğul Seyhun. Öldün sen. Bana kızıyor musun güzel gözlüm?”
Eski kokan bir oğul odası. Yatağa serili yünlü battaniyenin kıvrımlarında ışık yuvarlanıyordu. Seyhun küçük vagonlarını sürerdi orada. Turuncu çizgileriyle uzanan demir ağların rampa edip sonlandığı yerden başlayan kirli tuz denizini kaç defa beraber geçmişlerdi. Yatağın yanında küçük komodin. Kapağı hafifçe aralık. Üzerinde lale kesmeli, bükük boyunlu okuma lambası. Hemen yanında eskiden kalma kitapların tozları. Seyhun sabah uyanır uyanmaz karşı cama koşardı. Perdeyi çeker, camı açar, ağır kanatlı kepengi iter, güneşlikleri kaldırır, demir ağı zorlardı...
Seyhun her sabah ağlayıp annesini çağırırdı.
“Güneşi göremedim anne.”
Kapıyı yine usulca örttü.syf178
Ağlayıp gözlerini perdeye silmiş. O leke kaldı orada. Ortası koyu, kenarlara gittikçe duman gibi açılıyor. Bilmiyorlar bunu. Acıdan leke çıkmaz. Acı zaten yerinden kalkmaz. Taş ve dağdır. Taşları üst üste dizip üzerine toprak, toprağa da ağaç ve zeytin, ot, böcek koyarsan dağ olur. Perdeden yayıldı bütün eve leke. Duvarlara kirli damar attı. Çatallarının ucu parçalanıp dağıldı. Tavan doldu, damlayıp halıların üzerinde birikti. Katı kuleler oldu odalarda. Divan örtüsüne bulaştı. İçi saman dolu kalıp gibi sert duran yastıklarımız kirlendi.
Koştum, gördüm. Buzdolabının arkasına saklanmış. Yağ tenekesi vardı, köşesi çiviyle açılmış ve kapağını kanırtıp kaldırmış annem, ona da sıçramış. Patiskadan bezler, oyuncak devem, semerinden iplikler fışkırmıştı artık; taşla ezdiğim kumbaram ağzına burnuna kadar mor olmuş. O birleşip, içi içe geçen ve daha da büyüyen leke geceleri parmaklarıma dokunup genzime dolanınca dayanamadım. Kalkıp dua ettim aya doğru.
Çok kötü mırıldandım. “Ölsün de kurusun derisi,” dedim.
İnsan babası ölsün ister mi? İstemez. Mor bir kırık işte hayatımız. Ay dinler mi çocuk lafını? Dinlemez. Ya, dinlerse. Ya leke geri çekilir de insanın babasını alırsa?
İnsanın babası ölür mü? Ölmez. Hayat bu çünkü. syf144
"Evin nerede?"
"Şimdi çıkaramadım. Biraz düşününce bulurum belki."
Hiç yadırgamadı beni. Diğerleri gibi yüzüme boş boş bakmadı.
Kalktım. Yürüdüm. İnsan yolda da bulur evini.syf21
Şimdi Ölmüyorum
...daha hafif bir noktaya getirince bütün bunları görebili-yor insan. Şimdi bütün söylenen sözlerden daha yuka-rıda ve onlara dokunabilecek yükseklikteyim. Bütün sinemalar ve film makaraları, kediler, azgın ablalar, in-sanoğlunun görebileceği bütün memeler ve isyan eder-ken dökülen kanların toplamı benim hemen altımda ır-maklaşmış akıyor. Usulca ve burgaçlarıyla.]
Kalemin ucu kırıldı.
Şimdi ölmüyorum.
Vazgeçtim sanki...syf36
Mahur Beste
"Senin?"
"Annem."
Gülümsedi. Gülümsedik birbirimize.
Anneme baktım. Mendil arandı. Mantosunun ce-bini yokladı. Yanında oturan kadın elinde tuttuğunu uzattı. Aldı, gözlerini sildi.
Üzerimizden sesler, kokular, kuşlar geçti.syf44
---
"Seyhun, oğul Seyhun. Öldün sen. Bana kızıyor musun güzel gözlüm?"
Eski kokan bir oğul odası. Yatağa serili yünlü bat-taniyenin kıvrımlarında ışık yuvarlanıyordu. Seyhun küçük vagonlarını sürerdi orada. Turuncu çizgileriy-le uzanan demir ağların rampa edip sonlandığı yerden başlayan kirli tuz denizini kaç defa beraber geçmişler-di. Yatağın yanında küçük komodin. Kapağı hafifçe aralık. Üzerinde lale kesmeli, bükük boyunlu okuma lambası. Hemen yanında eskiden kalma kitapların tozları. Seyhun sabah uyanır uyanmaz karşı cama koşar-dı. Perdeyi çeker, camı açar, ağır kanatlı kepengi iter, güneşlikleri kaldırır, demir ağı zorlar... Seyhun her sa-bah ağlayıp annesini çağırırdı.
"Güneşi göremedim anne."
Kapıyı yine usulca örttü.syf178
Daha açıkta demirlemiş ve sırasını bekleyen eski yolcu gemisine tünemiş martılar havalandı aniden. Yaşlı kız ağladı galiba. Gemiler zor ölüyordu aslında. Hatta eski işçiler, son kıymığına kadar sökülüp bitmiş gemilerin bile uzun süre yaşadığına ve kara ruhlarıyla ortalıkta dolaşıp ağırlık yaptığına inanırlardı.
"Alarga, dedim. A hayvan, alarga..."syf153
İlk öyküleri açlık grevinin tutukluların bedeninde ve zihninde yarattığı değişimler üzerine. Anlatımı oldukça deneysel ve kapalı geldi bana, bu yüzden okunması her zaman kolay değil. Bu bölümde en beğendiğim öyküler Sarı Rüya Defteri ve Vesikalıklar oldu.
Son bölümdeki Sesler’de yer alan üç öykü ise benim için çok daha farklı ve güzeldi. Özellikle Hatırlamak, ardından Kusmak / Unutmak ve Bilmek / Gerçek öykülerini sevdim. Kitabın genelinde hafıza, kayıp ve hatırlananların onları hatırlayanlarda bıraktığı izler öne çıkıyor.
“Acıdan leke çıkmaz. Acı zaten yerinden kalkmaz. Taş ve dağdır. Taşları üst üste dizip üzerine toprak, toprağa da ağaç ve zeytin, ot, böcek koyarsan dağ olur.”syf144
Herkese keyifli okumalar.
Hatırlamak –
Merdivende babam. Ayakkabılarının arkasına basmış yine. Üzüm kesiyor. Başımdan aşağıya arıdan hırpalanmış taneler döküldü. Sarı lira gibi üzümler. Bal düşmüş. Ah kocaman elli babam, ne zor bu ağrı. Her şey yitip gidecek öyle mi? Silinecek fotoğraflar. Çok ağrıyor yüreğim, eklemlerim, senin dizlerin, anlattığın hikâyelerin sonra.
Acıyor bana bıraktığınız yaşamak. Çok karanlık iğdeler. Şimdi bütün fotoğrafları ömrümün, kara kedi bozuğu, kim uyandıracak, kim uyku, kim...
“Hikmet, Hikmet...”
Bulutları çekiliveriyor altımda...
“Hikmet...”
Uyandım.syf111
Sarı Rüya Defteri –
Yorgunum, deyiverdim kendi kendime. Oysa yorgunluk aniden gelmez. Bunu herkes bilir. Damlayarak birikir o. Tıpkı musluktan maşrapaya sakince düşenler gibi. Tıp tıp. Önce duyulmaz, biraz birikti mi evin içinde trampet çalar. İnsan yorgunum, demeden önce ıhlamaya başlar. Sonra anlar başına geleceği.
Ama bende yok öyle insana yakışır taraflar.syf19
Vesikalıklar –
Direksiyona geçti.
“Nereye gidelim?” dedi.
“Senihi Abi,” dedim. “Annemle babam döner mi geri?”
“Döner,” dedi. “Bak ben bile geri döndüm. Giden herkes geri gelir bir gün.”
Sarman kedi ve iki yavrusu Ford'un kaputuna atladılar. Biraz bize bakıp birbirlerini yaladılar.
Senihi Abi vitese taktı arabayı.
Ben gözlerimi kapadım.
Kırlangıç sürüsü geçti üzerimizden.syf53
Hatırlamak –
“Seyhun, oğul Seyhun. Öldün sen. Bana kızıyor musun güzel gözlüm?”
Eski kokan bir oğul odası. Yatağa serili yünlü battaniyenin kıvrımlarında ışık yuvarlanıyordu. Seyhun küçük vagonlarını sürerdi orada. Turuncu çizgileriyle uzanan demir ağların rampa edip sonlandığı yerden başlayan kirli tuz denizini kaç defa beraber geçmişlerdi. Yatağın yanında küçük komodin. Kapağı hafifçe aralık. Üzerinde lale kesmeli, bükük boyunlu okuma lambası. Hemen yanında eskiden kalma kitapların tozları. Seyhun sabah uyanır uyanmaz karşı cama koşardı. Perdeyi çeker, camı açar, ağır kanatlı kepengi iter, güneşlikleri kaldırır, demir ağı zorlardı...
Seyhun her sabah ağlayıp annesini çağırırdı.
“Güneşi göremedim anne.”
Kapıyı yine usulca örttü.syf178
Ağlayıp gözlerini perdeye silmiş. O leke kaldı orada. Ortası koyu, kenarlara gittikçe duman gibi açılıyor. Bilmiyorlar bunu. Acıdan leke çıkmaz. Acı zaten yerinden kalkmaz. Taş ve dağdır. Taşları üst üste dizip üzerine toprak, toprağa da ağaç ve zeytin, ot, böcek koyarsan dağ olur. Perdeden yayıldı bütün eve leke. Duvarlara kirli damar attı. Çatallarının ucu parçalanıp dağıldı. Tavan doldu, damlayıp halıların üzerinde birikti. Katı kuleler oldu odalarda. Divan örtüsüne bulaştı. İçi saman dolu kalıp gibi sert duran yastıklarımız kirlendi.
Koştum, gördüm. Buzdolabının arkasına saklanmış. Yağ tenekesi vardı, köşesi çiviyle açılmış ve kapağını kanırtıp kaldırmış annem, ona da sıçramış. Patiskadan bezler, oyuncak devem, semerinden iplikler fışkırmıştı artık; taşla ezdiğim kumbaram ağzına burnuna kadar mor olmuş. O birleşip, içi içe geçen ve daha da büyüyen leke geceleri parmaklarıma dokunup genzime dolanınca dayanamadım. Kalkıp dua ettim aya doğru.
Çok kötü mırıldandım. “Ölsün de kurusun derisi,” dedim.
İnsan babası ölsün ister mi? İstemez. Mor bir kırık işte hayatımız. Ay dinler mi çocuk lafını? Dinlemez. Ya, dinlerse. Ya leke geri çekilir de insanın babasını alırsa?
İnsanın babası ölür mü? Ölmez. Hayat bu çünkü. syf144
"Evin nerede?"
"Şimdi çıkaramadım. Biraz düşününce bulurum belki."
Hiç yadırgamadı beni. Diğerleri gibi yüzüme boş boş bakmadı.
Kalktım. Yürüdüm. İnsan yolda da bulur evini.syf21
Şimdi Ölmüyorum
...daha hafif bir noktaya getirince bütün bunları görebili-yor insan. Şimdi bütün söylenen sözlerden daha yuka-rıda ve onlara dokunabilecek yükseklikteyim. Bütün sinemalar ve film makaraları, kediler, azgın ablalar, in-sanoğlunun görebileceği bütün memeler ve isyan eder-ken dökülen kanların toplamı benim hemen altımda ır-maklaşmış akıyor. Usulca ve burgaçlarıyla.]
Kalemin ucu kırıldı.
Şimdi ölmüyorum.
Vazgeçtim sanki...syf36
Mahur Beste
"Senin?"
"Annem."
Gülümsedi. Gülümsedik birbirimize.
Anneme baktım. Mendil arandı. Mantosunun ce-bini yokladı. Yanında oturan kadın elinde tuttuğunu uzattı. Aldı, gözlerini sildi.
Üzerimizden sesler, kokular, kuşlar geçti.syf44
---
"Seyhun, oğul Seyhun. Öldün sen. Bana kızıyor musun güzel gözlüm?"
Eski kokan bir oğul odası. Yatağa serili yünlü bat-taniyenin kıvrımlarında ışık yuvarlanıyordu. Seyhun küçük vagonlarını sürerdi orada. Turuncu çizgileriy-le uzanan demir ağların rampa edip sonlandığı yerden başlayan kirli tuz denizini kaç defa beraber geçmişler-di. Yatağın yanında küçük komodin. Kapağı hafifçe aralık. Üzerinde lale kesmeli, bükük boyunlu okuma lambası. Hemen yanında eskiden kalma kitapların tozları. Seyhun sabah uyanır uyanmaz karşı cama koşar-dı. Perdeyi çeker, camı açar, ağır kanatlı kepengi iter, güneşlikleri kaldırır, demir ağı zorlar... Seyhun her sa-bah ağlayıp annesini çağırırdı.
"Güneşi göremedim anne."
Kapıyı yine usulca örttü.syf178
Daha açıkta demirlemiş ve sırasını bekleyen eski yolcu gemisine tünemiş martılar havalandı aniden. Yaşlı kız ağladı galiba. Gemiler zor ölüyordu aslında. Hatta eski işçiler, son kıymığına kadar sökülüp bitmiş gemilerin bile uzun süre yaşadığına ve kara ruhlarıyla ortalıkta dolaşıp ağırlık yaptığına inanırlardı.
"Alarga, dedim. A hayvan, alarga..."syf153
February 20, 2017
Ahmet Buke son yillarda adini cokca duydugum ve merak ettigim yazarlardan birisiydi. Birkac oyku kitabini siparis etmistim ve ilk olarak bu kitaptan basladim. Oncelike sunu soylemeliyim ki yazarin kendine has bir uslubu ve oturmus bir tonu var. Kesinlikle uzun yillar sonra bile hatirlanacak okunacak yazarlardan birisi olacagini dusunuyorum.
Bu kitap ozelinde konusacak olursam... Genc yasta hayatina son veren iki degerli isme (Nilgun Marmara ve Dicle Kogacioglu) atifta bulunarak baslayan kitap "ne cok aci var" temasini isleyeceginin sinyallerini vermisti. Genelde sehrin ve yasamin kiyisinda yasayan insanlarin hayatlarini etkileyici bir uslupla oykulerine tasiyan yazar, ara sira vurucu ve irkiltici cumleleri ile okuyucuyu hep canli tutuyor.
Bu kitap 2 bolum ve 20 oykuden olussa da gercekten bircok hikaye sanki bir butunun parcalariymis imaji veriyor. Oykulerde yol aldikca kulagimiza hep su dizeler fisildaniyor: "yalniz huznu vardir/kalbi olanin)
Bazi oykuleri yapisiyla bazisi da konusuyla akilda kaliyor. Mesela Mahur Beste bir haftalik bir gunluk gibi ince islenmisken kimin gunlugunu okudugumuzu ilerledikce anliyoruz. Mesela Vesikaliklar da Izmir kenar mahallelerini anlatirken Izmir'i bilenleri bu dilin ve ifadelerin sicakligi ile kullanilan yerek sozcuklerin ozlemi de alir goturur.
Hulasa bu hos kitap yazarin diger kitaplarini da okuma istegi uyandirdi bende...
Bu kitap ozelinde konusacak olursam... Genc yasta hayatina son veren iki degerli isme (Nilgun Marmara ve Dicle Kogacioglu) atifta bulunarak baslayan kitap "ne cok aci var" temasini isleyeceginin sinyallerini vermisti. Genelde sehrin ve yasamin kiyisinda yasayan insanlarin hayatlarini etkileyici bir uslupla oykulerine tasiyan yazar, ara sira vurucu ve irkiltici cumleleri ile okuyucuyu hep canli tutuyor.
Bu kitap 2 bolum ve 20 oykuden olussa da gercekten bircok hikaye sanki bir butunun parcalariymis imaji veriyor. Oykulerde yol aldikca kulagimiza hep su dizeler fisildaniyor: "yalniz huznu vardir/kalbi olanin)
Bazi oykuleri yapisiyla bazisi da konusuyla akilda kaliyor. Mesela Mahur Beste bir haftalik bir gunluk gibi ince islenmisken kimin gunlugunu okudugumuzu ilerledikce anliyoruz. Mesela Vesikaliklar da Izmir kenar mahallelerini anlatirken Izmir'i bilenleri bu dilin ve ifadelerin sicakligi ile kullanilan yerek sozcuklerin ozlemi de alir goturur.
Hulasa bu hos kitap yazarin diger kitaplarini da okuma istegi uyandirdi bende...
June 1, 2017
"Yorgunum, deyiverdim kendime. Oysa yorgunluk aniden gelmez. Bunu herkes bilir. Damlayarak birikir o. Tıpkı musluktan maşrapaya sakince düşenler gibi. Tıp tıp. Önce duyulmaz, biraz birikti mi evin içinde trampet çalar."
"Bütün ölülerimi size oturup anlatamam. Bunun yerine sonsuz şimdiyi bırakıyorum. Yeniden başlayabilmek için buna mecburum."
"İnsan yolda da bulur evini."
"Bütün ölülerimi size oturup anlatamam. Bunun yerine sonsuz şimdiyi bırakıyorum. Yeniden başlayabilmek için buna mecburum."
"İnsan yolda da bulur evini."
November 20, 2020
Büke’nin etkileyici dili, kurgulardaki sürprizleri okuyucuyu sarıp sarmalıyor. Kolay okunan bir kitap değil ama her bir öykü okuyucuyu içindeki olaya çekiyor. 2011 Sait Faik Hikaye Armağanı sahibi bu kitabı tüm edebiyat severlere şiddetle tavsiye ederim. Büke tartışmasız Türk edebiyatının en önemli öykücülerinden.
May 25, 2023
"Sarı rüya defteri" etkileyiciydi.
Peşi sıra gelen öykülerden sonra "Devlet katil değil seri katil" diyenlere hak vermemek elde değil.
Niye 3 verdim çünkü okuması kolay değildi. ( İşlediği konuları kastetmiyorum )
Peşi sıra gelen öykülerden sonra "Devlet katil değil seri katil" diyenlere hak vermemek elde değil.
Niye 3 verdim çünkü okuması kolay değildi. ( İşlediği konuları kastetmiyorum )
August 22, 2017
Yazarın okuduğum ikinci kitabı bu. Her iki kitapta da tasvirleri çok güzeldi.
Yalın bir üslup kullanması oldukça başarılı.
Yalın bir üslup kullanması oldukça başarılı.
January 5, 2020
"Kumrunun Gördüğü" hedefine insanı alan bir öykü kitabı. Farklı karakterlerin farklı mücadeleleri ele alınsa da bir kuş misali üzerinden geçiyoruz sırayla. Bir öykü bittiğinde diğerine tamamen uyum sağlamak için biraz çaba göstermek gerekiyor. Ancak bu durum okunabilirliği zorlaştırmıyor. Cümlelerin akışını hissedip, edebiyat içeren bir kitap okuduğunuzu anlayacaksınız mutlaka.
Hikayelerde geçen durumlarda sürekli bir rüya-gerçek misali rahatsızlıklar silsilesi var. Sinematik bir şekilde okunursa keyfiniz katlanabilir, kısa kısa görüntülerden oluşan gerilimli bir dizi bölümleri gibi bağlanıyor birbirine.
Farklı gözüken öyküler bir süre sonra aynı amaca hizmet ettiğini görüyorsunuz ve yapboz parçaları gibi kendiliğinden resmi ortaya çıkarıyor. Ezilen ve işkenceye uğrayan kişilerin psikolojileri ile alakalı güzel tespitler edinebiliyorsunuz.
Okuması bir nebze zor olsa da farklı bir eser tatmak isterseniz göz atın derim. Benim ilk okuduğum Ahmet Büke kitabıydı, sanırım yanlış kitaptan başladım. Fakat dilini sevdim, diğer kitaplarını da merak etmekteyim.
Hikayelerde geçen durumlarda sürekli bir rüya-gerçek misali rahatsızlıklar silsilesi var. Sinematik bir şekilde okunursa keyfiniz katlanabilir, kısa kısa görüntülerden oluşan gerilimli bir dizi bölümleri gibi bağlanıyor birbirine.
Farklı gözüken öyküler bir süre sonra aynı amaca hizmet ettiğini görüyorsunuz ve yapboz parçaları gibi kendiliğinden resmi ortaya çıkarıyor. Ezilen ve işkenceye uğrayan kişilerin psikolojileri ile alakalı güzel tespitler edinebiliyorsunuz.
Okuması bir nebze zor olsa da farklı bir eser tatmak isterseniz göz atın derim. Benim ilk okuduğum Ahmet Büke kitabıydı, sanırım yanlış kitaptan başladım. Fakat dilini sevdim, diğer kitaplarını da merak etmekteyim.
October 15, 2017
Goodreads'ten bir okurun tavsiyesiyle başladığım kitaptaki ilk öyküleri sevdim. Beklenmedik yerden vuran, başka bir açıdan gösteren ve siyasi boyutları olan öyküler. Geri kalan öyküler beni çok içine almadı.
Sanıyorum ben daha acımasız, uzun soluklu, kalabalık ve geniş mekanlı kurguları seviyorum. Gönül adamlığı, küçük dünyalar, enstantaneler bana yazarın kendini çok zorlamadığı, elindekiyle yetindiği izlenimini veriyor.
Sanıyorum ben daha acımasız, uzun soluklu, kalabalık ve geniş mekanlı kurguları seviyorum. Gönül adamlığı, küçük dünyalar, enstantaneler bana yazarın kendini çok zorlamadığı, elindekiyle yetindiği izlenimini veriyor.
November 22, 2012
Son dönemin başarılı öykü yazanlarından Ahmet Büke 'Kumrunun Gördüğü' adlı eserinde çok başarılı bir üslup kullanmış. Yalın diline anlam zenginliğini başarıyla eklemlemiş. 2011 Sait Faik ödülünü kazanan bu kitabında yazar yatay geçişlerle anlatımı zenginleştirirken, farklı gibi gözüken hikayelerden oluşan üstkurgu ise zihinlerde düşünce ufkunu zorluyor.
August 3, 2014
s.113'e kadar "bakın ne zekiyim"den öte geçemeyen cümleler, konular, diyaloglar, yerini s.113'ten sonraki bir edebiyatçının kaleminden çıktığı her haliyle belli olan üç parçalı öyküye bırakıyor. ben de ortalamasını aldım.
February 21, 2022
daha çok yerin altını çizdim, daha edebi öykülerdi...
kütüphaneden bulduklarımla başladığım için sıralı okumadım öykü kitaplarını, biraz pişman oldum, gelişimi izleyemediğim için, Toplu Öyküler'i çıktığında bir kere daha alıp baştan okuyacağım ki bu bir Türk yazar için çok ender söylediğim bir şeydir...
son öykünün ilk bölümü akılda kalıcı...
kütüphaneden bulduklarımla başladığım için sıralı okumadım öykü kitaplarını, biraz pişman oldum, gelişimi izleyemediğim için, Toplu Öyküler'i çıktığında bir kere daha alıp baştan okuyacağım ki bu bir Türk yazar için çok ender söylediğim bir şeydir...
son öykünün ilk bölümü akılda kalıcı...
August 28, 2017
acıtan öyküler. öyle ki, hikayenin başında kötü sandığın karakterin asıl hikayesini öğrenince insan kendine kızıyor. hiçkimse göründüğü kadar kötü değil aslında. herkesin bir hikayesi var. hiçkimse kötü dogmuyor.
February 12, 2019
Sonlara doğru çok yordu maalesef.
April 24, 2020
Sabahattin Ali naifligi var öykülerinde. Çok sevdim.
December 18, 2020
Kuşlar gibi uçucu hikayeler, ülke tarihimizi yaratan acıların derdi tasası. Okuması keyifli ama amnezi etkisi var, anlamak güç.
January 6, 2023
İlk hikayede vuruldum. Kurgusunu, ana olayı çok farklı ve etkileyici buldum. Ama sonrasında yavaş yavaş dikkatim dağıldı çünkü arka arkaya gelen ayrılık ve acı öyküleri beni yoruyor. Aynını Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde'de de yaşamıştım. Dili, hikayeleri sevdim ancak arka arkaya gelince kitaptan uzaklaştım doğrusu.
March 19, 2024
Bu kitapta kullandığı üslup beni hiç çekmiyor. Sanki şiir gibi anlam çıkarmaya çalışıyoruz. Diğer kitaplarını çok daha severek okudum.
Displaying 1 - 19 of 19 reviews



















