Yarım yüzyıldan uzun bir süredir dünyanın en prestijli edebiyat dergilerinden The Paris Review’da yayımlanan röportajlar, edebiyat dünyasının gizli kalmış, bilinmeyen sırlarını okurlarla buluşturuyor. Dünya edebiyatına yön vermiş romancılar, öykücüler ve şairler, kendi başlarına bir tür olarak parıldayan bu röportajlarda bir araya geliyor. Edebî tavırları, hayat görüşleri, yazma alışkanlıkları, çevreleri, eserleri ve edebiyata dair görüşleriyle okura kendi dünyalarını aralayan bu muhteşem kadroda kimler mi var?.. Haruki Murakami, Toni Morrison, Orhan Pamuk, Alice Munro, Raymond Carver, Saul Bellow, Philip Roth ve Ezra Pound…
Margaret Atwood’un önsözünden:
“…Çoğu zaman yalnız olan yazarlar bu röportajlar aracılığıyla yalnız olmadıklarını fark ederler. Başkaları da şüpheye düşüyor, tıkanıyor ve sarpa sarıyordur; başkaları da zavallı ve ihmal edilmiştir; başkaları da amaçsız edebî tartışmalara sürüklenmiş ve basın tarafından karalanmıştır; başkaları da yoluna devam edip engelleri aşmış ve direnmiştir.”
“En sevdiğiniz yazarla tanışmak istiyorsanız bir imza gününe ya da okuma etkinliğine gidersiniz. Ama onları gerçekten tanımak istiyorsanız The Paris Review röportajlarını okumalısınız.” -The Times
“Hem yazarlar hem de okurlar için bir kutsal kitap niteliğinde. Edebiyat hakkında tutkulu olanların muhteşem sohbetleri.” -Observer
“Yazarlar nasıl çalışıyor ve edebiyat nasıl hâlâ var olmaya devam ediyor diye merak edenler için vazgeçilmez bir kaynak.” -Daily Telegraph
“Gizli cevherlerle dolu, edebiyata dair muhteşem bir derleme.” -Guardian
“Bu röportajlar, edebiyatla ilgilenen her okur ve yazarın vazgeçilmezi olacak. İlham verici…” -Times Literary Supplement
“Sahip olabileceğiniz en kapsamlı ve ihtişamlı röportaj projesi.” -New York Times
Gourevitch was born in Philadelphia, Pennsylvania, to painter Jacqueline Gourevitch and philosophy professor Victor Gourevitch, a translator of Jean Jacques Rousseau. He and his brother Marc, a physician, spent most of their childhood in Middletown, Connecticut, where their father taught at Wesleyan University from 1967 to 1995. Gourevitch graduated from Choate Rosemary Hall in Wallingford, Connecticut.
Gourevitch knew that he wanted to be a writer by the time he went to college. He attended Cornell University. He took a break for three years in order to concentrate fully on writing. He eventually graduated in 1986. In 1992 he received a Masters of Fine Arts in fiction from the Writing Program at Columbia University. Gourevitch went on to publish some short fiction in literary magazines, before turning to non-fiction.
Yazarın Odası 2. cildi de ilk ciltte olduğu gibi “the Paris Review” dergisinde yayınlanmış 9 yazar ile yapılmış söyleşilerden oluşuyor. Ancak bu yazarlar daha genç ve bir kısmı hayatta, dolayısıyla ilk ciltten daha yeni döneme ait. Buradaki yazarların söyledikleri söyleşiyi yapan kişilerin sorularına göre ilginç veya sıradan olmuş. Örneğin Saul Bellow söyleşisi çok kaliteli ve keyifli, buna karşın Ezra Pound söyleşisi yavan ve sıkıcı, bu belki de Pound’un geçmişe ait sırtındaki yüke de bağlı olabilir. Keza Raymond Carver’da da hayal kırıklığı yaşadım. Toni Morrison’a hayran kaldım, “feminizm”i kendisine bu kadar yakıştıran söyleşisi okunmalı. Haruki Murakami bomboş bir söyleşi vermiş, farklı olmak dikkat çekici olmak adına hiçbir şey söylememiş. En zekice cevaplar Philiph Roth, biraz da Paul Auster’de var. Orhan Pamuk söyleşisi de oldukça başarılı. İlk cilde göre çok daha iyi bir kitap.
İki kitaplık (Şimdilik) "Yazarın Odası" serisi başarılı bir devameseriyle devam ediyor. Yazan, yazmak isteyenler için çok iyi tercih kitapları olduğunu düşünüyorum. Bir noktada, yazarlara bağlı olarak dil ağırlaşabiliyor, entellektüel yapı okuru zorlayabiliyor. Fakat orada da ortalama bir bilgi akışı, değerli tecrübeler aktarılıyor. Bu ve bunun gibi kitapların artmasını diliyorum. Özellikle yazmak isteyen, doğru yönlendirilmiş gençler için bu tip her bir eserin fevkalade önemli olduğunu düşünüyorum.
Yazmak isteyen ve sevdiği yazarların yazma sürecindeki yol haritalarını merak edenler için çok güzel bir çalışma olmuş serinin ilk kitabı gibi bu da başarılı.
Keşke bu seri devam etse ve tüm yazarların röportajlarını okuyabilsek. İlk kitaba göre daha az sevdim diyebilirim çünkü burada henüz okumadığım yazarlar var ve kendimi biraz mesafeli hissettim o yüzden. Okuduğum, sevdiğim yazarların söyleşilerini daha bir hevesle okuyorum. Orhan Pamuk ve Murakami söyleşisi harikaydı. Alice Munro ve Toni Morrison okurken bir kadın olmanın, kadın yazar olmanın ne kadar meşakatli bir iş olduğunu içim sızlayarak okudum, idrak ettim yeniden.
En güncel söyleşi 2005 yılına ait, Pamuk'un son kitabı İstanbul yeni çıkmış. Murakami de Sahilde Kafka'yı yeni yazmış. Yeni röportajlarını yayınlasalar şahane olmaz mı?