Eleştirel pedagoji, medya üzerine medya dolayımı ile çalışılan iletişim fakültelerindeki öğretim üyelerinin ve medya okuryazarlığı üzerine çalışan tüm eğitimcilerin dikkat etmesi gereken, başka ve farklı sözün, bakışın üretimine olanak veren pedagojik bir anlayıştır. Eleştirel pedagojinin sağladığı açılımla, medya hakkında düşünürken ve çalışırken, tarihsel, toplumsal, siyasal, kültürel ve ekonomik bağlamların öneminin, bu bağlamların eğitim sürecindeki aktörler tarafından nasıl algılandığının ve eğitim sürecinde dolaşıma giren ve yeniden üretilen bilginin farklı şekillerde yaşama geçirilme pratiklerinin farkına varabiliriz. Sorun tanımlayıcı eğitim modelinde, öğretmen ve öğrenci birbirlerinden yalıtılmış konumlarda değillerdir. Her ikisi de, "idrak etme" sürecinde öznedir: "Öğretmen öğrencilere malzemeyi, üzerinde düşünmeleri için sunar ve öğrenciler kendi düşüncelerini ifade ederlerken o da önceki değerlendirmelerini yeniden gözden geçirir" (Freire, 2003: 58). Bu çalışmada eleştirel pedagoji temelinde, dünyada ve Türkiye'deki uygulamalarla medya okuryazarlığı tarihsel bir izlek üzerinden açımlanmakta, ana akım iletişim paradigmasından beslenen medya okuryazarlığından neden eleştirel medya okuryazarlığına yaklaşımına geçilmesi gerektiği açıklanmaktadır. Eleştirel medya okuryazarlığı, medya sektörünün bu kültürel metinleri üretme koşullarını ve süreci gösteren, gündelik yaşam pratikleri içinde metinlerin yerini ve medya kullanım pratiklerinin bireyin bilişsel dünyasında yol açtığı çeşitli durumları ortaya çıkaran somut uygulamalar üzerinden ele alınmalıdır. Böylelikle eleştirel medya okuryazarlığının kavramlarının gündelik yaşamın her alanında yaşanır ve içsel kılınması için temel bir yol haritası çizilebilir. Bu şekilde dersliklerde farklı kimlik tasarımlarına sahip öğrenciler kendi verili ve belirli habitus'larını derslik içi ve dışı uygulamalara taşıyabilir, iletişim çalışmalarının temel kavramları ile etkileşime girebilir. Bilindiği üzere, eleştirel pedagojide öğrencilerin sadece öğreten/eğitmen ile değil, birbirleriyle de etkileşime girmeleri esastır. Bu izlek üzerinde, öğreten, öğrencilerle, öğrenciler de kendi aralarında etkileşime girebilir ve "hangi koşullarda, neyi, nasıl ve niçin yapmaktayız? ya da yapamamaktayız?" sorusunu sorabilirler.
1999 yılında Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde “İletişim Bilimleri” alanında doktora derecesini, 2003 yılında UAK’dan “İletişim Bilimleri” doçenti unvanını aldı. Halen Hacettepe Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak çalışmalarına devam etmektedir. Çalışma alanlarını iletişim sosyolojisi, eleştirel medya okuryazarlığı ile yeni iletişim teknolojileri/yeni medya oluşturmaktadır. Halen yeni medyada nefret söylemi, yeni medyada etik ilkeler ile yeni medya okuryazarlığı üzerine çalışmalarına devam etmektedir
Başarılı, ufuk açıcı bir çalışma. Yalnız, ilk basım tarihi 2007 olduğu için, medyada kadının temsili üzerine verilen örnekler, her ne kadar toplumsal cinsiyet çalışmaları öğrencisi olan bana çok şey ifade etti ve tanıdık geldiyse de, eskimiş. Bu nedenle okuyucu, "Keşke bu bölüm güncellenseydi ve günümüzden örnekler görseydik" diye düşünmeden edemiyor. Yeni bir basım yapılırsa, "boğaça"daki imla hatasının (s. 130), gözden kaçmış olmalı, düzeltilmesi uygun olur.