Anadolu Korku Öyküleri III – Yılgayak, serinin yepyeni, genç ve güçlü kalemlerle biraraya geldiği, etkileyici bir antoloji. İlk kitabın yayımlanmasının ardından geçen sürede ana fikri aynı kalsa da hem dünyada hem de ülkemizdeki korku kültürünün değişimleri bu yeni kitabın öykülerinin üretilmesinde en etkili rolü oynadı. Anadolu topraklarına baktığımızda açıkça görünen ilk şey, dünya uluslarına –birkaç istisna dışında- nasip olmamış, binlerce yıl geriye doğru izini sürebileceğimiz medeniyet tarihimizdir. İşte bu topraklarda yoğrulmuş, köklü bir kültürel yapı ve iç içe geçmiş sosyal zenginliği barındıran bu öyküler, belki de asla açıklanamayacak kadim korkuları beraberinde getiriyor.
Türk mitolojisi, Erliğin Kızları, Cemre ve Nevruz da bu kitapta, define peşinde koşup hırslarına yenilen, zeytin ağaçlarının ya da lanetli taşların gazabına uğrayanlar da. Tekinsiz kasaba ve mezraların, kimselerin dillendirmeye cesaret edemediği karanlık sırları, hayaletler, cadı neneler ve periler dolu masalları ile aynı anda; bilinmez ve keşfedilmemiş canavarların da yuvası olmuş hikâyeler bunlar.
Her öykünün Anadolu'nun bambaşka korkularına, önceden işlenmemiş yepyeni bakış açılarıyla yanaştığı, Anadolu Korku Öyküleri efsanesine kanı kaynayarak eklenmiş tüyler ürpertici bir kitap.
Böylesi bir emeğe beş yıldızdan aşağısını vermek haksızlık sayılırdı. Üstelik bunu yaparken tarafsızdım. Hepsi tanıdığım, bildiğim, ne yazarlarsa okuduğum yazarlar. Bu yüzden eleştirir ve överken kendi dışıma çıkmaya, öyküleri onlarla özdeşleştirmemeye çaba harcadım. Sonuç beni şaşırtmadı çünkü Anadolu'ya ve korku sanatlarına bu kadar hakim on yazarın öyküleri insanı olması gerektiği gibi geriyor, bu topraklara has gerilimler, korku, şiddet, cehalet, egolarla yüz yüze getiriyor. Daha da önemli nokta "Anadolu Korku Öyküleri Cilt 1" ve "Anadolu Korku Öyküleri Cilt 2"'yi okuyanlar için "Anadolu Korku Öyküleri Cilt 3: Yılgayak" resmen korku unsurları, yazarların öykü performanslarının yıllarla beraber ne kadar yükseldiği hakkında birer kanıt. Her yazarın kendi dili öyküler, kurgularıyla o kadar güzel örtüşmüş ki tanışıklıkları unutup her bir karakteri, kurguyu ayrıca yaşadım. 2 günde kitabı bitirmemi de bu meraka ve nefis dil farklılıklarına, üsluplara bağlamak sanırım yanlış olmaz. Öykülere tek tek yer ayırmayacağım. Sadece beş üzerinden değerlendirirsem beni (naçizane) sarmayan bir iki öykü hariç hepsinin 5 üstünden 4.5'dan 5 olduğunu söyleyebilirim. Sarmayanlar mı? En kötüsü 3.9'dan 4. O derece memnuniyet verici yani. Evet, haklısınız, aynı fikirdeysek ne duruyorsunuz? Korku, gerilim, gizem seviyorsanız bu kitabı, hatta bu seriyi muhakkak edinin! Kapağa ve ilk defa seriye bir isim verilmesine bayıldım. Fosforlu yeşil ve siyah konsepti kesinlikle karşılıyor. Son olarak gerek önceki serileri gerekse serinin üçüncü kitabının çıkmasını sahiplenen Bilgi Yayınevi'ni tebrik etmek lazım. Önemli, ilerde değeri çok daha iyi anlaşılacak bir emeğe kol kanat geriyorlar.
Yabancı korku kitapların severek okuyorum fakat hiçbirisi bu kitap kadar etkilemedi beni. Bizim toprağımızdan, bizim kültürümüzden gelen öyküler olunca ürpererek okudum kitabı. Yazarlarımızın emeğine sağlık.
Son zamanlarda Türkiye'de korku edebiyatının yükselişe geçtiğini ve özgün, edebi değeri yüksek kitapların çoğaldığını görüp seviniyorum. "Anadolu Korku Öyküleri III / Yılgayak" da bu yükselişin kanıtlarından biri. Genel anlamda güzel, heyecan verici, keyifle ama gerilerek okunan bir kitap "Yılgayak". Bu kitap eski Türklerin yeraltı tanrısı Erlik'in kızlarından, kendi kendine değişen tekinsiz taşra evlerine; otel yapmak gayesiyle gözden çıkarılan zeytin ağaçlarının intikamından, Çerkes cadılarının dövüştüğü Karakoncolos gecelerine; kötü cinlerin musallat olduğu insanların kaderinden, acımasız kaçakçıların kanlı cinayetlerine; savaşlarda ölenler için dikilen kadim bir taşın rahatsız edilmesinin sonuçlarından, tekinsiz misafirlerin uğradığı köylere ve kral mezarlarının lanetini geceye yayan yaratıklara kadar uzanan geniş bir korku yelpazesini içinde barındırıyor. Öyküler hem kurgu hem de dil bakımından başarılı. Pek çok öyküde gerilimin son satıra kadar canlı tutulduğunu da söylemek lazım. Uzun lafın kısası "Anadolu Korku Öyküleri" serisinin son halkası "Yılgayak"ı korku edebiyatını seven herkese öneriyorum ve hem okurları hem de arkadaşları olarak "Anadolu Korku Öyküleri"ni yaratan Galip Dursun, Işın Beril Tetik ve Demokan Atasoy'a teşekkür ediyorum.
Sonuç itibariyle, zengin kültürümüzden beslenen, "bizden" olan, kendimize ait "korkuyu" biraraya gelerek bizlerle buluşturan bu yetenekli yazarların elinden çıkmış olan bu güzel serinin üçüncü kitabı, korku dozunu daha da arttıran ve serinin benim gibi sıkı takipçilerini fazlasıyla memnun eden bir kitap. Kitabın uzun ve detaylı bir yorumunu buradan okuyabilirsiniz. http://gecedengelenoykuler.blogspot.c...
Korku sevenlerin kesinlikle okuması gereken öyküler. Serinin ilk iki kitabından sonra uzun süredir beklediğimiz bir kitaptı. Beklediğimize de fazlasıyla değdi. Bir çok iyi fikir barındıran öyküler yarattıkları anlatım dili ve atmosfer aktarmadaki başarılarıyla, çocukken dinleyip ürperdiğiniz cin hikâyelerinin duygusunu bırakıyor insanda. Hem merak hem heyecan hem tekinsizlik. Bir de karakterler bizden olunca elinizden bırakamıyorsunuz. Tüm korku severlere şiddetle öneririm.
Bu kitap gerçekten güzel öykülerle dolu. En çok sevdiklerimi kendime saklayacağım. Çünkü hepsine emek verilmiş, sadece korku içermesiyle yetinilmemiş ve Anadolu'nun birçok korku imgesinden de yararlanilmis. Araştırarak okudum Google'dan ve çok keyif aldım. Emeği geçen herkese teşekkürler :)
Son yıllarda adam akıllı bir korku hikayesi okuyamamışlığın verdiği gazla başladığım kitap, çölde bir vaha gibi geldi. Çoğu hikaye atmosfer yaratmayı başarmış ve hani "oha şimdi ne olacak" demeseniz bile atmosferi sonuna kadar götürme isteği duyuyorsunuz. Bir kaç öyküden bir kaç detay kitabı bitirdikten sonra zihnime yerleşti.
Normalde 4 yıldız verirdim muhtemelen ama hem yerli yazarların işi olması hem de bu yoklukta ilaç gibi gelmesi bakımından 5 yıldızı düşünmeden bastım geçtim. Bu serinin 4-5-6'sı da gelmeli bence.
En beğendiğim öyküleri de not düşeyim:
Cazı Nene - M.B. Yaltırık'ın tarzı yine keyifle okutuyor. Hem genel olarak yazın dili hem de yöresel dil konusunda çok başarılı. 30 değil 330 sayfa olsa okurdum heralde. Sık sık "çok güzel ama korkudan çok masal tadında" derken bir anda "hassiktir" temalı bir sahne yaratabiliyor. Lovecraftimsi bir öykü olmuş bu arada, güzel de olmuş. (Hem tasvirler, hem akıl hastanesi ve yıllar sonra gün yüzüne çıkan anılar, hem de birinci tekil şahıs detayları). Bu yazarı takip edin mutlaka.
Misafirler - Galip Dursun Hikaye bir yana, yarattığı hayali varlık(lar) diğer yana. Misafirler onnn numara olmuş. Bir hafta oldu kitabı bitireli, arkadaşlar aklıma kazındı. Abi çok iyi! Heralde kitaptaki öyküler arasında en sevdiğim şey Misafir arkadaşlar oldu. Bir korku-sever için kazanım sayıyorum. İyiki bu kitabı okumuş dedirttiler.
Yaşbaz -Murat Baykan Çok enteresan olmamakla birlikte gayet akıcı bir hikaye. John Carpenter'ın In The Mouth of Madness'ından gece yarısı otomobil kullandıkları kısmı hatırlıyorsanız, o tonda gidiyor. Gayet beğendim. Temposu ve modu düşmüyor. Güzel.
Pezevenk Kör Botan'ı Niye Yedim? - Uğur Batı Hikayenin başında "Sanki olmamış bu ya" deyip neredeyse 3-4 sayfadan sonra okumadan atlayacak gibi oldum fakat hemen sonrasında çok güzel yerden yakaladı. Bayağı da sert detaylar var. Sonda ortaya serilen durum olmasa en beğendiğim öykü olabilirdi. Doğaüstü korkuyu çok sevsem de bazen gerçek daha korkutucu olabiliyor.
Serinin üçüncü kitabını da bitirdiğime göre korku öykücülüğü konusunda iyi kötü fikir beyan edebilecek kadar bilgi sahibi olduğumu düşünüyorum. Bu kitabı okurken daha üçüncü öyküde yorumuma yazmaya karar verdiğim bir şey oldu. O da, hikayelerin Türk öykücülüğü açısından oldukça başarılı olsa da korku öğesince epey eksik kalmasıydı. Elbette bu sözlerimi meclis dışına taşıyan öyküler de vardı; Mehmet Berk Yaltırık'ın Cazı Nene'si, Ali Yeniay'ın Karakura'sı ve Murat Baykan'ın Yaşbaz'ı. Bu üç öykü, bana göre kitabın hakkını adıyla sanıyla verdi. Seriye genel bir bakış atacak olursam, birinci kitaptaki hikayeleri asla unutamayacakmışım gibi geliyor. İkinci kitabı birkaç gün önce okumuş olmama rağmen neredeyse hiçbir hikayeyi hatırlamıyorum maalesef. Bu kitaptan da yukarıda yazdığım üç hikaye aklımı uzun süre meşgul edecek gibi duruyor. Bu ilginç antolojinin, çocukluğunda mahalleden arkadaşlarıyla toplanıp gecenin bir vakti sokak lambası altında korku hikayeleri anlatan bizim gibi bir neslin evinde bulunması gerekir kanaatindeyim. =)
Özellikle "Sakın" hikayesinin beklenmeyen sonunu "Hasat" ve "Taş Uyur" hikayelerinin anlatımını, verdiği hissi çok beğendim. Bana göre kitabı sırtlayan çalışmalar bunlar olmuş. Kitap ile ilgili olarak en olumsuz bulduğum özellik ise yerel şive ağzı ile yazılması oldu. Bilhassa "Cazı Nene" hikayesinde bulunan Karadeniz şivesi okumamı baya zorlaştırdı. Genel itibari ile okunması gereken güzel bir derleme olmuş.
Anadolu korku ö 1 ve 2 gerçekten çok iyiydi; bu kitabı diğerleri kadar başarılı bulmadım. Aralarında çok beğendiğim birkaç öykü var tabi ki. Bu kategorideki yerli emeği kutlamak lazım herhalükarda.
Anadolu Korku Öyküleri 3'ü, ilk iki kitaba nazaran daha ürkütücü buldum ve sevdim. Korkuyu sadece cin-periyle sınırlamayan, toplumsal travmalara, geçmişin yüküne ve folklorik detaylara da dokunan keyifli bir eser.
#cevizyorumluyor #yılgayak #anadolukorkuöyküleri Merhabalar Ceviz'in korkunçlu arkadaşları. Bu ay #korkuyoruzamaokuyoruz grubum için 2017' yılında alıp unuttuğum bir kitabı okudum serinin ilk iki kitabını okumuştum. Bir bu kalmıştı. Anadolu Korku Öyküleri bence oldukça iyi bir çalışmaydı. Bu kitap da yine iyi yazarlara ev sahipliği yapıyor. @fundaozlemseran 👉🏻 Yılgayak 4/5 konu iyi @demokanatasoy 👉🏻 Sakın 5/5 gerçekten gerildim @murat_basekim 👉🏻 Gölgeler 4/5 değişik bir anlatım @orkideunsur 👉🏻 Hasat 3/5 @mehmetberkyaltirik 👉🏻 Cazı Nene 5/5 @alikamilyeniay 👉🏻 Karakura 5/5 sürprizli @ugur.bati 👉🏻 Pezevenk Kör Botan'ı Niye Yedim? 2/5 body horror benlik değil @iberiltetik 👉🏻 Taş Uyur 5/5 @galip.dursun 👉🏻 Misafirler konu güzel ama zaman geçişleri karışık 4/5 @muratbaykankaya_ 👉🏻 Yaşbaz şive aşırı abartı okuması zor yarım bıraktım 3/5
Sevdiğimiz seri bu sefer yeni yazarlarla şenlenmiş.
Yılgayak: Günahkarların cezalandırıldığı ucuz cinli türk filmi klişesi ters yüz edilmiş. Muhafazakar seri katilin cezalandırıldığını görüyoruz. Ama hikaye biraz zayıf.
Sakın!: Demokan Atasoy bu grubun en iyi edebiyatçısı ve bunu bir kez daha kanıtlıyor. Buraları okuduğunu biliyorum, o da sevildiğini bilsin.
Gölgeler: Yaratıcı ve yenilikçi bir hikaye, seride alıştıklarımızdan farklı.
Hasat: Serinin demirbaşlarından Orkide Ünsür yine iyi iş çıkarmış.
Cazı Nene: Yaltırıkın tarih soslu korku çalışmalarına güzel bir örnek, kitabın en korkutucusu
Karakura: Seride alışık olduğumuz tarz güzel bir hikaye
Pezevenk Kör Botan'ı Niye Yedim: İsmi ilginç bir öykü gelecek izlenimi verse de tam bir hayal kırıklığı. Gerçi ben zombi veya vahşet öykülerini ilgi çekici veya korkutucu bulmam, belki meraklısı için güzeldir. Yine de canavarların "kaçakçı kürtler" olması bir kez daha "zombi ötekidir" dedirtti ve ağızda nahoş bir tat bıraktı.
Taş Uyur: Demokan Atasoy en iyi edebiyatçıysa, Işın beril Tetik de en iti korku ustası. Adeta bir Junji Ito mangası gibi bir hikaye.
Misafirler: Galip Dursun vurucu bir sona sahip güzel bir gizem kurgulamış.
Yaşbaz: Yine seride alışık olduğumuz tarzda, güzel bir musallat olma öyküsü.
Funda hanımın yazdığı anadolu korku öykülerinin 3.kitabına adını veren yılgayak öyküsü ve yolda bulunup köye gelin diye getirilen kızın öyküsü güzeldi . Onun haricindekileri biraz zayıf buldum.
Böyle çok kitap yazılmalı özellikler halk arasında anlatılan hikayelerden yeni hikayeler devşirilmeli bu konuda kaynaklarımız çok sağlam .
Ortalama bir kitap olsa da yazarlara başarılar ve böyle öyküleri bizimle buluşturmaya devam etmelerini diliyorum.
İlk iki kitaptan daha iyi. Mehmet Berk Yaltırık ve özellikle Ali Yeniay’ı beğendim. Murat Baykan’ın konusu aslında fena değildi, ama o ne olduğu belli olmayan, hiç anlaşılmaz diyaloglar neydi öyle? Ne gerek vardı, birincisi hiç bir şey anlamıyorsun, ikincisi onları okurken yoruluyorsun. Kısaca hikayesine yazık etmiş.
Farklı yazarlardan korku öykülerinin bulunduğu derleme bir kitap. En çok Sakın öyküsünü beğendim. Yılgayak ve Karakura öyküleri de güzeldi. Cazı Nene ortalama bir hikayeydi. Kalan diğer öyküleri ise çok kötü buldum, beğenmedim. Kitaba genel puanım 2.5⭐
"Zengin kültürümüzden beslenen, bizden olan, kendimize ait korkuyu biraraya gelerek bizlerle buluşturan bu yetenekli yazarların elinden çıkmış olan bu güzel serinin üçüncü betiğinin, korku dozunu daha da arttıran ve serinin benim gibi sıkı takipçilerini fazlasıyla memnun eden bir betik olmuş.
Uğur Batı'nın yazdığı Pezevenk Kör Botan'ı Niye Yedim? öyküsü, betikteki gereksiz öykü olduğunu göstermiş. Demokan Atasoy'un yazdığı Sakın! öyküsü, serinin ikinci betiğinde bulunan Gece Işığı öyküsünden daha korkutucu olduğu ortadadır. Sadece sonu meraklı bir şekilde bitti. Bence o öykü biraz daha geliştirilmeliydi.
Betiğe adını veren ve Funda Özlem Şeran'ın yazdığı Yılgayak öyküsü, korku öyküsü olmayayıp çok güzel iletiler içerir. Yazarımız, 12 Hayvanlı (Kulalı) Gündizmesi'ni Hıtay (Çin) Gündizmesi olarak kabul etmesi yanlıştır. Öyküde geçen Umay Ana ve tayfası, Erlik'in (Şeytan'ın) kızları değil çünkü saf kötülükten iyilik gelmez. Onlar, Doğa Ana'nın evlatlarıdır ve mazlumun ahını yerde bırakmaz. Kadına Şiddet, Anne ile mazlumların ahı bir şekilde seni bulur iletisi verirken Ne Ekersen Onu Biçersin atasözünü anımsattırıyor. Eski ulusal bayramlarımızı yeniden kutlayınız der okurlarına.
Işın Beril Tetik, yazdığı Taş Uyur öyküsüyle seride Korku Kraliçesi olduğunu bir kez daha gösterdi bizlere. Öyküsünde korku olsa da doğanın cansız olmadığını bir kez daha öğretti. Doğa cansız görünse de Tanrı'dan izin aldığı zaman özünün ne kadar canlı olduğunu gösteren marifetleri sergiliyor.
Karakura, Hollywood'da sıkça işlenen possession yani kontrol altına alma öğesini işlenmiş. Bu öğenin edebiyatımızdaki en başarılı ürünü olduğu ortada. Ah keşke öyküde Sevimli Hırsız Marron, Tanrı'nın adıyla dedikten sonra Şah-Mat yaparak Karakura'yı satranç taşı içerisine hapsetseydi çok güzel olurdu.
Uğur Batı'nın öyküsü ve Galip Dursun'un ritmi düşük Misafirler öyküsü hariç diğer öyküler çok güzeldi. Severek okumanızı tavsiye ediyorum."