Hatırlamanın içinde her zaman korkunç kâbuslar vardır… İlk romanını Bilecik Vapur İskelesi’ne tam cepheden bakan ama onu görmeyen bir hastanede açıyor ödüllü yazar Bora Abdo. Roman türünün tüm imkânlarıyla, öykülerinden aşina olduğumuz o büyülü anlatımıyla bu kez ülkemizin en küçük şehirlerinden biri Bilecik’in merkezine denizi getiriveriyor. Haliyle başkahramanı da kendisi doğmadan önce ölen ağabeyinin adını alan, ikame çocukluktan çıkamamış, yoksul, genç bir çımacı Müşfik. İsmini bir kader gibi paylaştıkları dedeleri Müşfik ise mahzene kapatılmış bir aklıevvel. Birbirine kâbuslarla bağlı karakterler dinmek bilmeyen yağmurun altında, çiğdeci kuşunun şahitliğinde, tuhaf bir cinayetin etrafında birbirlerine ağlar örüyorlar. İkame bir şehir Bilecik’i İstanbul yapamadığı gibi Müşfik’i de ağabeyi Müşfik yapamayan kaderin vurduğu, çoğu yalnız ve yoksul karakterlerin bir vapura binip de toplu bir çıldırışa doğru gidişlerini hüzünle izliyoruz. Bir balık boğulması bu. Çirkinlik çağının unutma ayini. “Tatlı sudan tuzlu suya geçtiklerinde balıklar, boğulmadan önce vurgun yemiş gibi zihinleri bulanır. Bu süre boyunca asla bir şey yemezler, o an var oldukları sudan kaçmayı hiç mi hiç istemezler. Sonra da ölürler.”
1977 tarihinde İstanbul’da doğdu. 1995-1997 yılları arasında çeşitli dergilerde öyküleri yayımlandı.1997- 2009 yılları arasında yazmadı. 2009 yılında yeniden öykülerine geri döndü.
Notos, kitap-lık, Sözcükler, Sarnıç, Dünyanın Öyküsü ve İzafi dergilerinde öyküleri yayımlandı.2012 yılında Karakış Üçlemesi’nin ilki olan Öteki Kışın Kitabı, Alakarga Sanat Yayınları tarafından yayımlandı. Bu kitapla 2013 Yunus Nadi Öykü Ödülü’ne değer görüldü. Üçlemenin ikincisi, Gerçek Adı Süreyya adında bir roman.
varoluşun en kaba, en çiğ gerçekliğine dair bir roman. bu gerçekliğin incelikli anlatımı için koca bir edebiyat tarihi var, felsefe, sanat tarihi var. bora abdo, bu da bir yöntem, bodoslama girmeyi tercih etmiş. kötü mü, değil. her şeyden önce öykülerinde, benim tamamlayamadığım ödüllü iki kitabındaki öykülerin çoğunda diyeyim, serbest uçuştaki karakterleri roman çatısı altında yerini bulmuş. dilde sadece deneysel, imgelerde sadece yaratıcılık gösterisi denebilecek çabaları romanda biraz daha anlam kazanmış. bu ilk romandan sonra daha iyi romanlar yazacak muhtemelen abdo.
önerir miyim kısmına gelirsek, doğrudan romanın kalbinden söyleyeyim: denize bakıp balıkları görebiliyorsanız, hayır. "balık diye bir şey yok, sadece boğulmak var" diyorsanız, evet. belki, ne denizi, deniz de yok diyenlerdensinizdir, o zaman allah'a emanet.
Kitabın karanlık, tekinsiz bir atmosferi var. Zaman ve gerçeklik algısı yitip gidiyor. Yazarın ilk romanıymış ama çok kuvvetli bir dili var. Yine de sürekli bir şeyleri kaçırıyormuşum gibi okuduğum yerler oldu. Sebebini bilmiyorum. Bir de çarpıcı bir sonu olduğunu söylemem lazım. Öneririm!
Önceki öykü kitaplarından ve özellikle Bizi Çağanoz Diye Biri Öldürdü kitabından tanıdığım Kirkor gibi karakterlerin de yer aldığı Bora Abdo'nun ilk romanı. Bilecik'e denizi getirmiş yazar. Ama orada yaşayan insanlar buna adapte olamamış. Elleri olmayan bir polis memuru bir cinayeti çözmek istiyor ama aklı başka yerlerde. Behice ve Müşfik arasında tertemiz bir aşk. Okuyun derim.
"Söylediklerimi daha önce de başkalarından çok duymuş gibi kayıtsız dinledi, oysa ona, onca zaman, aramızda kalacağını yüzde yüz bildiğim ve kimselerden duymadığı, kimselere de anlatamayacağı hayatlardan, hatta cümlelerden bahsetmenin hayalini kuruyordum ben. Sanırım en çok bu yüzden hayal kırıklığına uğradım."
"mutlu bir insanmışım gibi davranmakta yeni yollar bulup büyük bir umutsuzlukla da buna inanıyordum." bora abdo kendine has üslubunda (tüm olumsuz eleştirilere rağmen) ısrar ediyor. bence iyi de yapıyor. yeni kitabı, çıldırtıcı bir yoksulluk ve yoksunluk hikayesi. ama bu kitabında neden bu kadar çok "ve" bağlacına takıldığına bir anlam veremedim. editörler bu ülkede nasıl çalışıyor ya da çalışıyor mu merak ediyorum.
Bora Abdo'nun daha önceleri de birçok öykü kitabını okumuş ve dergilerde takip etmiştim. Yunus Nadi ve Sait Faik Öykü ödüllerinden sonra nasıl bir roman yazacak diye merakla okumuştum bu romanını. İyi ki de okumuşum. Bora Abdo'nun tuhaf atmosferi, gizemli karakterleri, Bilecik'e getirilen deniz ve insanların buna adapte olamayışları ile ilgili çok edebi ve polisiye kurguları olan bir roman. Okumanızı öneririm.
Öykülerinden sonra romanını da okumuş ve varoluşçu yazarların-Yusuf Atılgan, Oğuz Atay gibi- sınırında dolaşan hüzünlü bir hikaye olarak tanımlamıştım. Son yıllarda bu kadar beni etkileyen bir roman okumamıştım. Mutlaka okunmalı...