Salondan gelen kahve makinesi sesiyle uyandı. Yatağında doğrulup oda kapısına baktı, kapı kapalıydı. Sekiz yıldır yalnız yaşıyordu bu evde ve misafiri olmadığı sürece yatak odasının kapısını kapatmazdı. Hatırladığı kadarıyla misafiri yoktu. Hem Birgül’ün kahve makinesi de yoktu. Uyku sersemliğiyle, kapalı kapının ardından gelen seslere kulak kabarttı. Salonda birileri vardı.
Bir şehir inşaat makinelerinin tekerleri altında can çekişiyor, bir ülke hiç bitmeyecekmiş gibi görünen bir kargaşa içinde kendiyle boğuşuyor. Cevaplar havada uçuşuyor ama kimsenin doğru soruları sormaya cesareti yok. Temiz Kâğıdı’nda, bu curcunada ezberleri bozulan insanların öfkeleri, kafa karışıklıkları ve kendilerine yeni ezberler oluşturmaları anlatılıyor.
Bir çekiçle burjuvaziye savaş açabileceğini, televizyon programlarında konuşarak halk devrimi yapabileceğini, buruşuk bir kira kontratıyla çağa kafa tutabileceğini sanan insanların trajikomik hikâyesini ince bir kara mizahla kaleme alıyor Mustafa Çevikdoğan.
Bu öykülerin kahramanları eğitimin, bürokrasinin, toplumsal baskıların yüzlerce yıllık enkazının altından ses veriyor: “Ben buradayım sayın yazar, sen neredesin acaba?”
Mustafa Çevikdoğan 1984’te Sivas’ta doğdu. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi mezunu. Öyküleri yıllar içinde ğ, Natama, İzafi, Çün’, Nepal Fanzin gibi yayınlarda yer aldı. 2005’ten beri yayıncılık yapan Çevikdoğan çalışmalarını editörlüğün yanı sıra Osmanlı Türkçesinden çevrimyazı yaparak sürdürüyor.
Geçen sene okuduğum, Engin Türkgeldi'nin ilk matbu öykü kitabı olan "Orada Bir Yerde", genç Türk öykücüleriyle barışmamı sağlamış ve uzun seneler ihmal ettiğim öykü okumalarına dönmek için ihtiyacım olan motivasyonu bana pompalamıştı. O zamandan bu yana öyküye fırsat buldukça yer vermeye çalışıyorum ve hep çok memnun kalıyorum.
Geçtiğimiz Tüyap Kitap Fuarı'nda kendisiyle de tanışma fırsatı bulup, imzasını aldığım Mustafa Çevikdoğan'ın "Temiz Kağıdı" isimli bu ilk öykü kitabı, benim Türk edebiyatına olan inancımı taze tutmama yardımcı olanlardan oldu. Dahilinde on üç tane öykü bulunmakta. Hakikaten okuduğunuzda hiçbir şey kaybetmeyeceğinizi garanti ederim. O kadar keyifli ve ilginç öyküler ki bunlar; sesli bir şekilde yanınızdakine okuma ya da zorla sevdiğiniz birine okutma ihtiyacını doğuruyor.
Öykülerde değer verdiğim şeylerden en önemlisi; oturmuş bir roman okuyucusu olan aklımın bir köşesinde, o öykülerin ittire kaktıra kendilerine bir yer açıp açmayacağıdır. Bu öyküler kendi yerlerini bulup, bir güzel serildiler oralara. Bazıları kısalığının kaderinde ezilmeyip, beynimde uzadılar, genişlediler. Sanırım öykü işini daha çok sevmeye başladım:)
Israrla tavsiye ettiğim Engin Türkgeldi, Mevsim Yenice ve Gamze Arslan'ın ilk kitaplarının yanına Mustafa Çevikdoğan'ın ilk kitabını da rahatlıkla ekleyebilirim. Öykü severlerin mutlaka okuması gerektiğine inandığım bir eser, iyi okumalar.
Beklediğimden çok çok çok iyiydi ! Tavsiye üzerine alıp memnunyetle okudum. Çok akıcı ve hepsi birbirinden keyifli hikayeler içeriyor, muzip bir dili var.
Temiz Kağıdı okuduğum birçok yerli öykü kitabından daha “farklı” bir kitap. Yazarın kendine has bakışı hem yarattığı dünyalara hem de dokunduğu karakterlere de güzel sirayet ediyor. Üstüne bir de tatlı mizahi bir ton var. E böyle olunca sırf bu biriciklik bile çok kıymetli hale geliyor. Öykülerden sevdiklerim de oldu, sevmediklerim de ama en azından farklı bir şey okuduğum için memnuniyetle tamamladım. Yazarın ikinci kitabını da muhakkak okuyacağım.
“Her ne kadar sorduğu kelimenin anlamını bilmiyorsam da yazar olmak istiyordum. Yazmak istiyordum ama yazamıyordum. Çünkü aklıma bir şey gelmiyordu. Hayatımı yazmak istesem lise hatıra defterlerine yazılanlardan hallice metinler çıkıyordu. Yaratıcı bir yazar olmaya heves edince de hızımı alamayıp üç bin sene sonrasına dair polisiyelerle boğuşuyor ya da fantastik dünyalarda kurda kuşa yem oluyordum. Nihayet aynı zamanı ve dünyayı paylaştığım diğer insanların hikâyelerini yazabileceğimi fark ettiysem de izbe mekânlarda karanlık adamlarla düşüp kalkmak için fazla korkaktım. Birkaç defa hastanelere gidip hastaları, hasta yakınlarını dinlemeye yeltendim ama insanımızda dertlerine ortak olmak isteyenle derdinden nemalanmak isteyeni ayırt edebilme yeteneğinin son derece gelişmiş olduğunu fark ederek o mecralardan da umudumu kestim. Bu defa devlet kuşu yamacıma konuvermişti.”(s.99)
Tesadüfen keşfettim. Okurken bu kadar eğlenebileceğimi gerçekten tahmin etmemiştim. Her bir öykü, vermesi gereken duyguyu fazlası ile okuyucuya geçirdi. Yani en azından benim için öyleydi. Teşekkürler
Çok çok beğendim! Türkçe öykücülüğün son 7-8 yıldaki aynı temalar, üslup ve dertler etrafında evrilip çevrilen tıkanıklığını açan nadir öykülerden bence. Son öykü hariç hepsine ayrı ayrı bayıldım.
Ben Holden yayınlarından çıkan baskısını okudum ama onu ekleyemediğim için bunu ekledim. Holden çok akıl çelen bir kapak yapmış. Bazen sırf kapakları için alıp hayal kırıklığına uğradığım kitaplar oluyor. Maalesef bu kitapta onlardan biri.
Mustafa Çevikdoğan'ın ismini, yayına hazırladığı ve editörlüğünü yaptığı onlarca kitabın künyesinde görmeye alışık olsak da, müelliflerin adının yazıldığı ön kapakta görme saadetine de eriştik. Temiz Kâğıdı ismini verdiği kitabındaki on üç öykü, güncel Türkçe edebiyat rafımızdaki yerini aldı.
Öykü türü –doğası gereği– küçük insanı odağa alarak onun dünya üzerindeki varoluş tecrübesini, çatışmalarını, hassasiyetlerini, yaralarını ve zaferlerini dile getirmekte pek mahirdir. Gerçi 21. yüzyıl bize yapacağımız bu tarz tanımların her an tuzla buz olabileceğini söylese, deneysel metinler içinden çıkılamaz bir hal alsa ve türler arası geçişler bir türsüzlük durumuna açılsa da, bizim şu güzel eski öykümüzün yüz akı örnekleri yazılmaya devam ediyor. Hatta "öykü yükseliyor mu?" sorusunun tartışıldığı edebi kamuoyuna, "evet, yükseliyor," diyeceğimiz öyküler yüreciğimizi serinletiyor. Çevikdoğan'ın öyküleri de, bu örnekler arasında gösterilebilir. Nitekim, Çevikdoğan'ın bu kitaba giren öykülerinin tümü sahici bir dert üzerine kuruluyor. Bu dert, Türk eğitim sisteminden pekiyilerle mezun olmuş, rasyonel ve tedbirli bir gencin enkaz altındaki bilimsel akıl yürütmeleriyle doğa-insan çatışması da olabilir; din üzerine muhasebe yapan gencin kasten gitmediği bir cuma namazı saatinde yaşadığı gerilim üzerinden insanın dinle kurduğu ilişki de. Diğer yandan, öykülerin merkezindeki derdi karaktere giydirmek, fikrin cılız kalmaması için karakteri derinleştirmek de öykücünün karşılaşacağı zorluklardan biri olarak karşımıza çıkar. Çevikdoğan bunu da başarıyor. Üçüncü olaraksa, öykünün kurgusunun, dilinin ve üslubunun da öyküdeki fikirle, olayla ve karakterle uyum göstermesi, öykünün zevkini katmerler. Eskiler, müzik eserini seslendiren sanatçının besteyle, güfteyle, güftenin anlamıyla uyumlu okuyuşunu ifade etmek için “fem-i muhsin sahibi” derler. Henüz öykücülerimiz için bu anlamı muhtevi bir kavramın ortaya çıkmayışı bizim suçumuz. Ancak Çevikdoğan'ın üzerinde uzun uzun çalışıldığı, mükemmelleştirmek için uğraşıldığı belli olan öykülerinde bu ahengin yakalandığı görülüyor.
Temiz Kağıdı'nın dikkate değer özelliklerinden biri de, Çevikdoğan'ın seçtiği konular itibariyle günceli yakalamış olması. Belki elli sene sonra gayretli bir sosyal bilimci, 2000'lerin ilk yarısında Türkiye'de yaşanan değişimlerin edebiyattaki izdüşümlerini incelerken Çevikdoğan'a da başvuracak. Bir sabah uyandığında evini üçüncü nesil kahveciye dönüşmüş olarak bulan hanımkızın çaresizliği mesela... Karşı gecekondu mahallesine dikilen gökdelenleri izleyen gençlerin Teşkilat'a girmeli gelecek hayalleri örneğin... Ya da, değişen yapılaşmayla mahalle kahvesini gösterişli bir kafeye çeviren adamın biraz karanlık hikayesi, Türkiye'nin orta sınıflaşmasını gösterecek. "Arkaya ilerleyelim beyler," üzerinden patlak veren otobüs savaşları öyküsü ise, halimizin harikulade bir alegorisi olarak okunmaya hazır. Bilge Karasu metnin nihai amacının, “soluk verişin doğallığında, akıcı, akan bir metin oluşturmak, çiçek toplayan birinin vücudunun ahengine ulaşmak,” olduğunu söylüyordu. Mustafa Çevikdoğan'ın Temiz Kâğıdı'ndaki öykülerin dil ve üslup bakımından bu amaca ulaştığını; öykülerin konuları, temaları ve kurgularıyla da o çiçeklerden harikulade bir demet yaptığını söyleyebiliriz.
Gerekli enerji ve zamanı bulursam daha uzun yazmak istiyorum ancak kısaca şunu söyleyeyim: Çok ama çok beğendim. On üç öykünün hepsini de tekrar tekrar okuyabilirim. Çevikdoğan öyküye göre şekil alan dili, olayları ele alma şekli, bazen açık açık bazense üstü kapalı olarak yaptığı eleştirileriyle tertemiz bir öykü kitabı koymuş ortaya. Kendisi zaten işin mutfağında olan biri ama umarım sahnede de daha sık görebiliriz kendisini. Ayrıca Türk öyküsünün her geçen gün bir başka harikayla karşıma çıkması beni gerçekten çok mutlu ediyor.
"Evden cumaya gidiyorum diye çıktım. Erkek adam olduğuma göre başka bir yere gitmeme kimse ihtimal vermeyecekti zaten. Neden gitmedim peki? Bir zaman yaptım bunu, her hafta gittim, dua da okudum. Kendimi garantiye mi alyordum? Herkes bunu yapıyor. Yanlışsa haftada bir saat kaybediyorlar ama ya doğruysa? İnce hesap yapar, kan alacağı damarı bilir bu insanlar. Bu alicengiz oyununa artık katlanamayacağım. Camiye gidip de kendini kandırmanın âlemi yok. Eğer doğruysa bu yol, içten pazarlıkçılar cennetten bana kart atsınlar.
Köşede bir kafe var, bir kuytuya sinerim şimdi. İçeride cumasız bir genç oturuyor, karşısında da bir kız. Cumasız garson ne istediğimi soruyor, cumasız bir çay istiyorum. İmam minberden iniyor. Cumasız bir sigara yakıyorum, cumasız masalara bakıyorum. Üzerlerinde peçete yok. Dini bütün peçeteler cumaya gitmiş. Müezzin hafif bir tonda kamet getiriyor. Çay geliyor, anlaşılan şekerler de cumada. Garsondan şeker istiyorum, cumasız bir şeker getiriyor. Biz, tüm cumasızlar, halden anlıyoruz, gözlerimizin içine bakmaya zorlamıyoruz birbirimizi. Hoca mihraba geçiyor. Okuldan kaçmış ortaokul talebesi gibiyiz. Cemaat ayakta, hocayı bekliyor. Bir duvar dibinde ayıp dergilere bakarken yakalanmışız. Hoca cüppesinin önünü topluyor. Müdür odasında sorgudayız, hepimizin başı öne eğik. Niye gelmediniz bugün okula, nerelerde sürttünüz? Safları sık tutalım cemaat. Sözleşmişiz, aynı yalanı söyleyeceğiz müdüre. Haberimiz yoktu, diğer arkadaşlarımızın ismini vermeyeceğiz. Allahuekber."
Şu sıralar Türk Edebiyatı’ndan daha önce alıp da bir türlü okumadığım kitapları okumaya çalışıyorum. Epey zaman olmuştu bu kitabı da alalı. Canım bir modern öykü kitabı okumak istediği için tercihim Temiz Kâğıdı’ndan yana oldu. Sıfır beklentiyle başladım; ancak ilk kez okuduğum bir yazar olmasına rağmen epey hoşuma gitti. Depremden birkaç gün önce bitirdim kitabı. İlk öykü “Sıkça Sorulan Sorular” enkaz altında kalan bir insana dairdi. Okurken ürpermiştim başımıza geleceklerden habersizce. İyi ki deprem öncesinde okumuşum, aksi takdirde devam edebilir miydim, bilemiyorum. Her neyse. Ben sevdim. Öykü seviyorsanız tavsiye ederim.
Mustafa Çevikdoğan'ın Temiz Kağıdı'ndaki öyküleri, normalin içinde mahfuz deliliği görünüre taşıyorlar. Sonsuza dek sürüp gideceğe benzeyen bir atalet anında kendine geçit bulan, deyiş yerindeyse sızıp yüzeyi kaplayan deliliğin öyküleri bunlar. Absürdün ve manasızlığın, tekinsizliğin krallıklarını ilan ettiği durumları işaretliyorlar. Hayır, hiçbiri korku öyküsü değil - ama korkunç. Ve aslında: grotesk denebilecek kadar gülünç. Yani dikkat: Gülerken kanınız donabilir.
Yıllar sonra 2010'lar Türk öyküsü ile ilgili çalışmalarda, dönemin yaşam biçiminin anlaşılması konusunda başvurulabilecek çok güzel, detayları ilmek ilmek işlenmiş öyküler vardı. Mustafa Çevikdoğan, genellikle eserin mutfağında anmaya alışık olduğumuz bir isim, fakat kendi kalemi de oldukça lezzetliymiş. Umarım devam eder yazmaya hep.
Son dönemde yayımlanmış en önemli öykü kitaplarından biri, Mustafa Çevikdoğan dili ve anlatıcılığıyla dönemin birçok öykücüsüden ayrı bir yerde duruyor.
Öykü kitaplarini okumayi cok seviyorum bu kitap bambaşka öyküler barındırıyordu misal deprem sonucu enkaz altında kalmış bir adam okul bilgilerini kullanarak enkazdan nasil kurtulurum ve nasil hayatta kalirim hesabini yapiyordu (bu öykü nedeniyle kitap süründü resmen nedeni de 6 şubatta hatayda depremi yaşamis ailesinden bir çok bireyi enkazın altinda kaybetmis bireyim.) Diğer bir öyküde düşünün bir uyandiniz eviniz cafeye çevrilmiş. Bir diğeri ünlü kahve işletmecisiyle röportaj yapılıyor alt metinde adamin kahpeliklerini görüyorsunuz. Yani cidden okumanızı tavsiye ederim.
"neredeydi hatırlamıyorum, sigarayla ilgili bir yazı okumuştum. demesine göre sigaranın etkisinin vücuttan tamamen atılması on beş yıl sürüyormuş. sigara bırakıldıktan bir gün sonra kalp atışları normale döner diye başlıyor, on beş yıllık süreci adım adım anlatıyordu. en son kimyasalları mı ne atılıyormuş. ben pek anlamam o işlerden; ama bu on beş yıl uzun zamandır kafamı karıştırıyor. sigarayı bırakmak istediğimden değil. bir tane sigara o kadar yıl vücutta kalıyorsa diyorum, yıllar içinde edinilen alışkanlıkların, inançların yok olması ne kadar zaman alır?"
Bazı öykülerini çok keyifli buldum. Benzer jenerasyon olmasından dolayı belki de, örnekler, ifadeler son derece canlı, samimi ve yakın geldi. Öykülerinde fantastik sayılabilecek muzip öğeler var. Dili de son derece ustalıkla, akıcı kullanıyor. Yolu açık olsun, güzel bir edebiyat geleceği olacağına eminim.