En culture comme en politique, l’échelle européenne est un effort autant qu’un accomplissement. C’est pourtant bien à cette échelle que cette « brève histoire » entend se situer – avec un récit fait d’éveils nationaux, d’industrialisations, d’urbanisations, d’assemblées délibérantes, de journalistes, d’artistes et d’intellectuels, de culture de masse, de systèmes éducatifs et de droits de la personne. En treize chapitres vigoureux, Emmanuelle Loyer fait tourner le kaléidoscope européen, du milieu du XIXe siècle à nos jours, saisissant pratiques et représentations dans leurs différentes inscriptions spatiales et sociales, dans leur hybridation entre l’ancien et le nouveau. En filigrane, une réflexion sur la fragilité de la culture européenne : il n’y a pas une culture européenne qui viendrait justifier un destin commun, mais des cultures qui se croisent et se nourrissent, engendrant la sédimentation que nous connaissons aujourd’hui. Retracé avec une grande liberté, cet itinéraire permet d’imaginer, pour nous autres, Modernes tardifs du XXIe siècle, un rapport peut-être plus heureux à notre présent.
Eğer beklentinizi düşük tutarsanız, konuya dair temel seviyede bir şeyler okumak için oldukça ideal bir kitap. Avrupa’nın özellikle de 18-19. yüzyılda yaşadığı dönüşümleri; dil ve ulus kavramlarının oluşumuyla kültürü merkeze alarak günümüze kadar taşıyor fakat bunu çok derine inmeden yapıyor. Bu sayede kitabı okurken aşırı bilgi ve tarih bombardımanına tutulmadan oldukça rahat okuyorsunuz. Ancak öğrendiğiniz şeyler de biraz temel seviyede ufak hap bilgiler olarak kalıyor. Bir de yazarın kendi ülkesine odaklanmasından kaynaklı ana odağın Fransa olduğu gerçeğini atlamamak lazım. Elbette Kıta Avrupası ve İngiltere’ye genel bir bakışı olsa da bu bakış açısı çok yüzeysel kalıyor. Benim için kitabın ilk yedi bölümü çok daha doyurucuydu. Ancak sonrasında-muhtemelen o döneme dair çok fazla içeriğe maruz kaldığımız için- biraz yüzeysel geldi. Bir de kitabın yazım tarihi yaklaşık olarak 10 yıl önce olduğu için günümüz bölümü doğal olarak biraz miadını doldurmuş bir konumda kalıyor. Ama yine de okuduğunuza pişman olmayacağınız, elinizde varsa şans vermeniz gereken kitaplardan birisi.
Yoruma geçmeden önce hatırlatmakta fayda var; kitabın hacminden ziyade yoğun bilgi içermesinden dolayı geniş vakitte notlar alarak okumak iyi olur.
Yazar, Fransa merkezli değerlendirmeler yaptığı kitabı 13 başlıkta oluşturuyor; ulusların oluşması (birliği oluşturan dil, edebiyat, resim, spor vb. unsurlar üzerinden değerlendirme yapılıyor), kent kültürünün (insanların boş zamanını nasıl harcadığı hususu (gazetenin ortaya çıkması ve kamuoyunun oluşması gibi)) oluşturulması, gösteri toplumu ve kültürel başkentler, savaş yılları, toplumsal cinsiyet (kadınların hayata katılması, oy hakkı vb.), sömürgeler (sömürgelere ait unsurların sergileri, şarkiyatçılık vb.), entelektüeller (tanımı, ortaya çıkış şartları, farklı ülkelerdeki karşılıkları vb.), kitle kültürü (önce tiyatrolar, kafeler ve sonrası radyo, televizyon internet), kültür politikaları (devletlerin yaklaşımları, eski-yeni arasında geçiş ya da tercihler), 1968 (üst üste gelen olaylarla birlikte öğrenci dalgası), kültürlerin dijitalleşmesi, kendine ait zaman mefhumu (tatil kavramının ortaya çıkışı) ve özel yaşam ile mahremiyet. Farklı ve ufuk açan bilgiler bolca var; 1851 yılında kurulan Reuters’i Londra’ya yerleşen Yahudi bir Alman’ın kurmuş olması, tüm coğrafyayı düzenleyen temel unsurlardan biri olan Greenwich Meridyeni’nin 1884 yılında başlangıç meridyeni kabul edilmesi (ve bunun Büyük Britanya’ya süper merkezilik atfetmesi), boş zaman ile seyahat arasında kurulan modern denklemi özetleyen asıl ismin Thomas Cook (1820-1890) olması ve Fransa’da ilk ücretli izinlerin 1936’da yasalaşması veya hava durumu tahminlerinin 1920’lerde başlaması gibi.