Moskova Üniversitesi’nde başarılı bir matematik profesörü olan Raçinski, herkesin gıptayla baktığı kariyerini bir kenara bırakıp istifa eder. Hem de yalnızca köyüne gidip sıradan bir öğretmen olabilmek için. Başta kimselerin anlam veremediği bu durum, Raçinski’nin hayatında aldığı en önemli karardır. Çünkü halkın içindeki keşfedilmemiş cevherleri bulacak ve onları parlatıp hak ettikleri gibi aydınlığa kavuşturacaktır.
Profesör Raçinski’nin bir bilinmeze doğru attığı adımlar, bu yoldaki umutları ve fedakarlıkları sizi öylesine sarsacak ki hayatta neyin önemli olduğunu ve sonunda gurur duyacağınız bir yaşam sürmeniz için ne yapmanız gerektiğini bir kez daha sorgulayacaksınız. Bu küçük ama etkisi büyük kitapta yalnızca bir öğretmenin çırpınışını değil, aynı zamanda Rusya’nın o dönemdeki içler acısı durumunu, halkın tembelliği, sefaleti ve cehaletiyle nerelere sürüklendiğini ve eğer doğru yönlendirilirse neler başarabileceğini de okuyacaksınız. Atatürk tarafından, bir bataklıklar ülkesi olan Finlandiya’nın kurtuluşunun ülkemize örnek olarak gösterildiği Beyaz Zambaklar Ülkesinde’yi yazan Grigoriy Petrov’un kaleminden yine unutulmaz, sarsıcı bir hikaye.
(1868 - 1925), Orthodox priest and a leading proponent of Christian social activism.
Grigory Petrov was born in Iamburg, St. Petersburg province. He was educated at the diocesan seminary and the St. Petersburg Ecclesiastical Academy (1887 - 1891), and on graduating became a priest in a St. Petersburg church.
Petrov was also active as a writer. In his most successful work, The Gospel as the Foundation of Life (1898), he argued that Christian believers were required to apply the literal teachings of Jesus to every aspect of their lives in order to begin building the Kingdom of God here on earth. Petrov knew of the American Social Gospel movement, but his ideas were shaped by his encounters with new conceptions of pastorship and Christian activism then developing among the clergy of St. Petersburg.
Petrov's writings found a ready audience and made him famous. In 1903, however, conservatives began to attack his ideas in the ecclesiastical press, and as a result in 1904 the church dismissed Petrov from his pulpit and banned him from public speaking. Nevertheless, Petrov continued to write. He became interested in Christian politics and was an activist during the Revolution of 1905. He established the newspaper God's Truth in Moscow in 1906 and was elected to the first Duma as a Constitutional Democrat.
Petrov never served in the Duma, however, because he was charged before an ecclesiastical court with false teaching. Although exonerated, he was confined to a monastery under church discipline. Despite popular sympathy for Petrov, the church defrocked him in 1908 and banned him from the capital and from public employment. He then became a journalist for a liberal newspaper, The Word. After the revolutions of 1917 he emigrated to Serbia, and then in 1922 to France. He died in Paris in 1925.
Petrov's main importance was in his contribution to the development of a modern, liberal understanding of Christianity in the Russian Orthodox context.
Bir solukta okuduğum, ilham verici bir kitap oldu benim için İdealist Öğretmen. Bir öğretmen adayı olarak aslında bizlere ne büyük işler düştüğünü, her insanın içinde bir cevher olduğunu ve bunları ortaya çıkarmamız gerektiğini kavradım bir kez daha. Kitabın konusundan kısaca bahsetmek isterim: Çok başarılı bir matematik profesörü olan Raçinski, Moskova Üniversitesi'ndeki kariyerini, köyündeki bir okulda çalışmak için bırakmaya karar veriyor. Herkes onun delirdiğini düşünse de, onun tek amacı oradaki insanların eğitim durumunu geliştirmek, onların içindeki cevherleri ortaya çıkarmak aslında. O dönemde Rusya'nın oldukça perişan bir halde olduğu da görülüyor kitapta. İşte, Raçinski'nin değiştirmek istediği şey bu. Başarıyor da! Yetiştirdiği öğrenciler çok güzel işlere imza atıyorlar ve ülkedeki diğer insanlara da yardım etmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Her öğretmen profesör Raçinski gibi olsa, dünya kesinlikle daha yaşanılabilir bir yer olurdu sanırım.
''Her eğitimli insan, ne olursa olsun - doktor, hakim, memur, mühendis, avukat veya katip - canlı bir fenerdir ve her fener, konan yeri aydınlatmalıdır; gerek ana caddeyi veya küçük sokağı, gerekse büyük meydanı veya şehrin dışındaki yolu.''
''Çocuklar, çiçeğimi çok sevdiniz, ancak siz kendiniz birer canlı çiçeksiniz. Aynı anda hem çiçek, hem de bahçıvan olabilirsiniz. Sihirbaz da. Kendinizi değiştirebilirsiniz. Bir gün kendi küçük çocuklarınızı, köyünüzdeki hayatı da değiştirebilirsiniz.''
Henüz 2 yıldır eğitim fakültesindeyim ve öğrencilerinin potansiyellerine inanmayan, onları aşağılayan, kendini geliştirmeyen öğretmenlerle tanıştım maalesef. Onlar gibi olmayacağıma dair sözler verdim. Mezun olduğumda, insanların hayatlarına dokunmak, içlerindeki gücü fark etmelerini sağlamak için elimden geleni yapacağım. Bir şeyleri değiştirmek bizim elimizde, bence tüm öğretmenler/öğretmen adayları bu konuda bilinçli olmalı çünkü bazen en ufak bir dokunuş bile aslında çok güzel olayları beraberinde getirebilir.
eğitimin ruhsuzlaşması, yozlaşmış bürokrasi ve liyakatsizlik, umutsuz gençler ve kırılmış aydınlar, dini değerlerin araçsallaştırılması, halkın kaderciliği, sessizliği ve boyun eğişi… hepsi tanıdık şeyler tam bir 2025 türkiye’si kitabı.
diğer yandan petrov’un “her köyde bir idealist öğretmen ülkeyi ayağa kaldırabilir” düşüncesi, köy enstitüleri felsefesiyle neredeyse birebir örtüşüyor.
basit ama etkili bir dili var, aydınlatıcı yönü yüksek, motivasyon aşılıyor. yazarın papaz olması sebebiyle metinde bir vaaz havası hissediliyor.
"ruhun korkaklığı, insan iradesinin zayıflığını gösterir."
"öğretmenler bir şeyler öğretseler bile, papağan gibi ezberletiyorlar. insanlara düşünmeyi öğretmiyorlar. hayatın anlamını çözmeyi öğretmiyorlar. halk ruhunun gücünü hissettiremiyorlar. ve milyonlarca insan, tıpkı milyonlarca dönüm verimli toprağın el değmeden ıssız bırakılması gibi kendi haline bırakılıyor.
"bir insan, gerçek manasıyla canlı bir mum gibi değil midir? eğer bu mum yanmazsa, etrafını aydınlatmazsa, insan hayatının kıymeti nedir?"
“Peki ya insan nedir? Canlı bir mum değil midir? Yandığında etrafına ışık saçıp aydınlatmıyorsa o zaman onun değeri nedir? Ve Rusya’da böyle yanmayan milyonlarca insan olduğu gerçeğini kabul edin.”
ÖZET : Moskova Üniversitesi’nin en genç matematik profesörü olan S.A. Raçinski’nin görevinden istifa ederek köy öğretmenliği yapmak üzere Milli Eğitim’e başvurmasıyla başlar “gerçek” kişi ve olaylara dayalı Grigory Petrov hikayesi. Yıllardan 1880’dir. Yüz milyon nüfuslu ülkenin yüzde altmışı okuma yazma bilmediğimden kendi yetiştirmiş olduğu dünyanın en büyük yazarlarını okuma şansından da yoksundur. Bu durum en başta profesörün meslektaşları arasında şüpheyle karşılanır, delirdiğini düşünenler bile vardır. Kararından vazgeçmeyen idealist insan kendi köyü olan Tatevo’ya dönme fikri karşısında ne maddi, ne manevi yardım görür. Kötü niyetli olduğu söylenen dönemin milli eğitim bakanı da onun delirdiğini ve sırf halkı çara karşı ayaklandırmak üzere oraya gittiğinden şüphelenir. Bunun altında siyasi bir neden olduğuna, köylülerinse içmek dışında bir şeyden, hele ki bir profesörün dilinden anlamayacağına inanmaktadır. Ona göre halkın gereksinim duyduğu şeyler dayak, baskı ve de kamçıdır. Bakan bir yere kadar da haklıdır. Çünkü kendisinin de dahil olduğu bir zümre tarafından yüzyıllardır aldatılan, sömürülen ve aşağılanan fakir köylüler güvensizdiler. Dışarıdan saf ve iyi görünen bu insanların ruhlarını haset ve kıskançlık yiyip bitirmekteydi. Kendilerine sadece hizmet etmek için gelen adamın niyeti hakkında da şüpheleri vardı. Raçinski’yse köyünde uzun süre, aylarca, hatta yıllarca çalışacaktı. Fakat işler her zaman istediği gibi gitmeyecekti. İdealleri büyük olsa da, karşısındaki zorluklar ondan da büyük olacaktı. Hem çocuklar hem de büyükler yüzünden ıstırap çekecek ama asla yılmayacaktı. Rusya’nın en büyük ressamlarından biri olan Bognadov-Belski onun çıkardığı cevherlerden sadece bir tanesiydi. Onlara utançtan daha güçlü olmasını öğreten bu idealist öğretmen Rusya’daki halk ayaklanmasını göremeden hayata gözlerini yumdu. Arkasında yetiştirdiği cevherleri bıraktı mirası olarak.
ŞAHSİ FİKRİM : Köy öğretmenliği öğretmenlikten ayrı bir branş olmalıdır. Üniversitelerde adına kürsü açılmalı ve köy öğretmenliğini meslek olarak seçen idealist gençlere kendi köylerinde öğrenciler yetiştirmek için fırsat tanınmalıdır. Çünkü aynı ya da benzer yollardan geçmeyen yolun nerede çatallanacağını bilemez. Kapatılan köy enstitülerinin hakkını teslim etmenin, o ruhu canlandırmanın tek yolu budur. Yoksa daha çok cevher toprağın altında çürümeye mahkumdur. Bu kitap, yazarın Beyaz Zambaklar Ülkesi’nden bile mühimdir. Çünkü birey toplumda esastır. Kitapta bahsi geçen profesör gibi, her insan bir peygamber azmi ve sabrıyla hem kendi hem de bir başkasının mucizesini gerçekleştirebilir. Bunu başarabilir. Yapar. Yeter ki istesin ve azmetsin. Hiçbir şey için geç değildir.
"Milletin kafasındaki karanlığı yırtmak için deniz feneri kadar ışık saçan büyük lambalar ve projektörler gereklidir." 🍁 Çok genç yaşta Matematik Profesörü olan Raçinski'nin sahip olduğu konum ile hep alt tabaka olarak kalması uygun görülen işçi/köylü sınıfının sahip olduğu konumun içinde yarattığı huzursuzluğu yok etmek adına kendi idealleri uğruna istifa edip köyüne dönen Raçinski'nin hikayesinin anlatıldığı kitabı okumak günümüz öğretmenlerin çoğunun tek idealleri olan "Madde" uğruna keşfedilmesi gereken gelecekleri çaldıklarını sorgulatmak adına beyinlerde bir ışık yakabilir fakat öğretmenler de kör bir karanlıktan kendilerini kurtaramadıkları için çalınmayı bekleyen geleceklerin sayısı denizden okyanusa doğru büyük bir akıntı ile artmaktadır. 🍁 Raçinski'nin öğrencilerinden biri olan din adamı Vasilef halka olan bir toplantısını şu sövlev ile sonlandırır: . . "Hayatın bitmek bilmez binbir işlerinin arasında sahip olmamız gereken gerçek düşünceleri kaybediyoruz. Hiç durmaksızın en iyi yemek ve içecekleri, en rahat oturacak ve yatacak yerleri hazırlamayı düşünüyoruz. Hepimiz budalaca, giyinip süslenmeye ve değerli vaktimizi zevk ve eğlence içinde geçirmeye çalışıyoruz. Memleketimizde artık maneviyatla uğraşan neredeyse hiç kimse kalmamış gibidir. Yarınlarımızı düşünen idealist insanlar kayboldu. Herkesin aklında yalnız bir şey var, o da; nerede ve nasıl daha fazla kazanç sağlayabileceğini düşünmekten ibarettir.Herkes zevk ve sofaya dalmış bir haldedir. Şimdi insanlar, bir yangın ânında felâketzedelere yardım etmek yerine, yağmacılık yapıp, mal kaçıran soygunculara benziyorlar. Kocaman Rus ülkesi ise, eski ve ahşap bir bina gibi, günden güne sallanmaya ve çökmeye başlıyor. Fakat insanı en çok üzen nokta şudur ki, bu manzara karşısında hiçbir kimsenin kalbi sızlamıyor, büyük bir felâkete ve çöküşe doğru hızla giden ülkemizi kurtarmak için hiç kimse ciddi bir faaliyette bulunmuyor. "
Bir neçə il bundan əvvəl oxuduğum və həyatımda bir dönüş nöqtəsi yaradan bu kitabı yenidən oxumaq qərarına gəldim.
Kitabda gənc bir riyaziyyat professorunun işlədiyi universiteti ataraq doğulduğu kəndə müəllim olaraq getməsindən bəhs olunur. Kitab eyni zamanda 19-cu əsrin sonları və 20-ci əsrin əvvələrindəki Rusiyanı təsvir etdiyi üçün bu müəllimin xalqı haqqındakı düşüncələrini və onların necə daha yaxşı hala gətirilə biləcəyinə dair fikirlərini göz önünə sərir. Fikrimcə bu kitabı hər bir Azərbaycanlı oxumalıdır.
Topyekûn aydınlanmanın önemini etkileyici bir şekilde anlatan kitap. Eğitimcilerin okuması faydalı olacaktır. Kitapta anlatılanları okurken Türkiye'deki Köy Enstitüleri aklıma geldi. İnsanların hayranlıkla okuduğu bu kitapta anlatılanların bir dönem Türk milleti tarafından başarılmış olması gurur verici. Aynı zamanda bu sistemin günümüze kadar gelememesi, gelmesinin engellenmesi ise üzücü. Profesörün köye gitmesi ve eğitim vermesi önemli bir detay benim için. İyi bir eğitimci gitmeseydi veya yanlış bir sistem uygulansaydı başarılı olunamayacaktı. Eğer böyle bir aydınlanma yaşamak isteniyorsa sistemin ve sistemi yürütecek kişilerin kusursuza yakın olması gerekiyor. Aynı zamanda eğitimin verileceği yer, öne çıkan problemler de dikkate alınmalı. Örneğin içki ve hastalık sorununa fazla önem gösterilmeseydi başarı bu denli yüksek olmayacaktı. Bu yüzden Profesör Raçinski'nin yaptığı gibi temel problemler tespit edilerek bir çalışma yapılırsa eğitimdeki başarı da artacaktır. Köy enstitülerinin en önemli isimlerinden olan İsmail Hakkı Tonguç, Canlandırılacak Köy kitabını bu amaçla yazmıştır.
Kısacık bir kitap bu kadar güzel olabilirdi. Kesinlikle tüm meslektaşlarım bunu okumalı hele de şu kara günlerimizde bizler nesillere Raçinski gibi ışık olmalıyız. Kitapta dediği gibi binlerce Raçinski olursa bu kapkaranlık günlerden geçip daha aydınlık bir Türkiye'yi el birliği ile ortaya çıkarabiliriz. Yeter ki ümitli olalım.
1900lerin başı rusyada anlatılan durumların hiç yabancı gelmemesi, insanların ortak dertlerinin, siyasi yozlaşmışlığın hiçbir zaman bitmemiş ve bitmeyecek olması...
Oldukça romantik bir kitaptı. Eserin baş kahramanı Raçinski idealleri uğruna profesör unvanını sakınmadan geride bırakıyor, tıpkı yazarın idealleri uğruna papaz unvanını tereddütsüz geride bırakması gibi..
Raçinski parlak akademik geçmişinin ardından ani bir karar alarak işinden istifa edip doğduğu köye gitmeyi kafaya koyar. Meslektaşları bu ani karara bir anlam veremez, Raçinski ise onların hayret dolu tepkilerine şu yanıtı verir: "... Kötü okullar, kibrit çöpü gibidir. Bir dakika etrafını aydınlatır ve sönerler. Halkın zihnindeki karanlık deryanın dağılması için, büyük ve parlak fenerlere ihtiyaç vardır. Ve ben, doğduğum köyde bir aydınlık feneri olmak istiyorum."
Köyüne döner ve Raçinski yeni serüvenine koyulur. Açtığı beyaz kağıdın yeni sayfaları zorluklarla dolar. Toprak ağaları köylülerin bilinçlenmesinden korktuğu için profesöre saldırır, eğitim bakanı köylülerin iktidara karşı kışkırtılmasından korkar. Bazen ışığını doğrulttuğu çocuklar bile Raçinski'yi hayal kırıklığına uğratır. Ama "fahrî" profesör yılmadan şahsi mücadelesini sürdürür ve meyveleri yavaş yavaş elinde büyür...
Böyle bir kitap okuyunca ister istemez akla köy enstitüleri geliyor ve şimdiki kibrit çöpünden okulları gördükçe gerçekten insanın içi gidiyor...
"Bir eğitimci olarak Raçinski, gerçekten usta bir sanatkârdı." Zaten kısa ve öz olan kitabı bu alıntı ile anlatmak mümkün. Grigory Petrov'un bio-öyküsü, Beyaz Zambaklar Ülkesinde'ye nazaran daha güzel anlatılmış bir eser. Petrov çerçeve anlatıcı kullanarak profesör Raçinski'nin Rusya'nın kültürel ve düşünsel dokusunda yarattığı büyük etkiyi okuyucuya aktarıyor. Olaylar yüzeysel bir şekilde ele alınmış olsa da anlatı bütünlüğü verilmek istenen mesaj ve duygusal etkiyi barındırıyor. Tarihinde Köy Enstitüleri gibi bir kuruma sahip olan bizler için yeni bir şey anlatmıyor olsa da bu olguyu yabancı bir zaman ve mekanda örneklemek anlamlı olabilir. Üstelik kitap Petrov'un ideolojisinin örnek vakası niteliğinde de ele alınabilir.
Dışarıdan bakınca sanki ideal bir öğretmen nasıl olmalı tarzında bir el kitabı olduğu düşünülebilir. İdeal öğretmen şu şu özelliklere sahip olmalıdır gibi şeylerden bahseden bir kitap zannedebilirsiniz. Ama biraz okuduktan sonra ufkunuzu açacak, sizi kendinize getirecek, okuduğunuz satırlardan sonra oturup düşüneceğiniz bir kitap olduğunu anlayacaksınız. Çok beğendim. Epey bir yerin altını çizmek ihtiyacı hissettim. Şiddetle tavsiye ediyorum, bir çırpıda bitirirsiniz.
"Halk topluluğu, devletin temelidir. Eğer temel çürük ise, devlet binası da zayıf demektir." Profesör Raçinski'nin çok itibar gören mesleğinden vazgeçerek köyündeki çocuklara eğitim vermek istemesi üzerine yazılmış kısa bir kitap. Verdiği eğitim sonucu çok başarılı öğrenciler yetiştirmiş ama ne yazık ki ne kendisi ne de yetiştirdiği öğrencileri halk eğitiminin önemini kavratamamıştır.
güzel bi kitaptı bu tarz eserler artmalı ve öğretmenliğin aslında barajı geç kazan mesleği olmadığı belkide en önemli meslek olduğunu gösteren bi eser inşallah bu kitabı okuyan idealist öğretmenlere düşünen sorgulayan üreten nesiller yetiştirmek için yol gösterici olur herkese tavsiye ederim
yeni bir şey söylemiyor aslında. her öğretmenin olması gerektiği kadar idealist bir kitap. okurken eğitim sistemimizin bataklığında bu tavır ne kadar sürdürülebilir onu düşünüp durdum. sistem beni tüketmeye başladı bile çünkü. kitabın altı romantik yorumlarla dolu hep.
"Hayatta siz olmasanız da fazlasıyla çürümüşlük ve kirlilik var. Siz ona saflık ve güç verin: Zihnin gücü, kalbin gücü ve irade gücü. Ateşli olun ve bu ateşi diğer insanlara da yayın."
Akıcı ve sade bir dille öyle yerinde tespitler ve çıkış yolları gösteriyor ki bir anda kitabı bitirmiş, ne yapabileceğinizi düşünmeye başlıyorsunuz. İdealist öğretmen, yol gösterici olmak tam da bu olmalı.
"...ürettiğimiz hiçbir şey yok! Her şeyi dışarıdan satın alıyoruz, sonra da hayat pahalılığından şikayet ediyoruz. Üstelik bunları almaya gücümüz yetmediğinde gidip kredi çekiyoruz ama övünmekten de asla geri kalmıyoruz.'Ülkemiz dünyanın en zengin ülkelerinden biridir, toprağımız verimlidir vs.'"
" Şehirlerdeki evlerin büyük, kocaman pencereleri varken neden köylerdeki evlerin pencereleri küçük cam parçalarından ibaret olsun? Küçük camları kırıldığında ise neden kırık yerleri paçavralarla, kağıtlarla tıkarlar? Köylüler, şehirlilere göre daha az hava, güneş ve ışığa ihtiyaç duydukları için mi? Bu söz konusu bile olamaz ama bildiğiniz gibi büyük pencereler için büyük camlar gerekir ve bunlar da çok pahalıdır. İşte bu yüzden köylüler evlerinde küçük pencereler açmak zorunda kalıyor. Aynı şey ülkemizdeki eğitim sistemi için de geçerli; halkın iyi bir eğitim alması için büyük okullar ve iyi öğretmenler gerekiyor ama büyük okul yaptırmak pahalı olduğu için köylülere kalitesiz ve kötü bir eğitim veriliyor."
This entire review has been hidden because of spoilers.
İnsanlığın bu hâli bir çeşit delilik ve çılgınlık belirtisiydi. Bir yerde belki yangın çıkar diye itfaiye teşkilatları, yangın arabaları hazır şekilde bekletiliyordu. Hırsız ve eşkiyalara karşı emniyet ve jandarma birlikleri görev yapıyorlardı. İnsanlara zarar veren hayvanlarla mücadele etmek için bile kuruluşlar vardı. Herhangi bir yerde yırtıcı hayvanlar beş on inek, birkaç koyun ya da kümes hayvanına zarar verseler bütün köylüler hemen silaha sarılıp bu yırtıcı hayvanları öldürmek için ava çıkıyorlardı.
Fakat, alkol alışkanlığı gibi bir hastalığa karşı, insanların sağlığını, huzurunu ve ruhunu zehirlediği halde, onunla savaşmak için hiçbir tarafta duyarlı en küçük bir hareket bile görülmemekteydi. Bu kadar çeşit içkinin hazırlanması için ne kadar yiyeceğin, içeceğin ve emeğin boş yere ziyan edildiğini rakamlarla tespit edebilirsiniz. Basit bir tahminle bu uğurda milyarlarca kilo buğday, çavdar, patates, arpa, üzüm, erik vb. harcandığı anlaşılır.
Eğer insanların alkol bataklığına saçıp savurdukları milyarlarca kilo ekmek, erik, incir ve üzümün hepsi bir araya toplansaydı hiçbir zaman dünyada açlık ya da yiyecek pahalılığı olmazdı. Bırakın insanları, hayvanları bile doyuncaya kadar besleyecek her çeşit yiyecek bulunabilirdi.
Moskova üniversitesinin en genç ve bilim dünyasında büyük ün kazanmış olan matematik profesörü S. A. Raçinski istifa eder ve bir köy öğretmenliğine başvurur. Kendisini eleştirenleri ''ben bu bilgilerimle halk arasında gizli kalmış yeni yetenekleri bulup çıkarmaya gidiyorum'' diye yanıtlar. Eğitim Bakanlığı ''bu adam halkı devlete karşı ayaklandırmak mı istiyor'' diye düşünür. Onlara göre rus köylerinde profesörlere değil, eli kamçılı jandarmalara gerek vardır. Köye gittiğinde çiftlik ve toprak sahipleri de onu soğuk karşılarlar. ''Siz köylüleri tanımazsınız. Onlar kaba hayvanlardır. Bilimi ne yapsınlar'' derler. Köylüler de Raçinski'yi kuşkuyla karşılar. Yabancılara karşı öfke ve kıskançlık taşımaktadırlar. Raçinski çocuklarla birlikte okulu ve bahçesini temizler, öğrencilerini matematik yanısıra sanat ve spora da yönlendirir. Öğrencilerinden Bogdanof Bielsky büyük bir ressam, Bogdanof Zobolotni kimyacı bir bilim adamı olur. On yıl içinde bu köyden doktorlar, mühendisler, iktisatçılar, opera sanatçıları çıkar. (Hasan Ali Yücel'in ve Tonguç'un ruhları şad olsun)
Köy okullarında eğitim bir profesöre normalde az gelir, onu tatmin etmez ama burada dikkat çekilmek istenen nokta aslında küçümsenen köy halkının ülke kalkınması için ne kadar önemli olduğu ve köydeki insanların eğitimlerinin belki de diğer kesimlere göre en önemlisi olduğu ve profesyonellerce yapılması gerektiği. Tabi ki profesör "halkı devlete karşı ayaklandırmak"la suçlanacaktır. Halbuki o en temel olan şeylerden temizlikle, kibarlık, merhamet gibi insani duygularla başlayarak diğer şeyleri bu temelin üzerine azıcık cesaretle koyabildiğini göstermiş ama tek başına destek görmeden verdiği çaba kalıcı sonuçlar bırakamamış.
Genç ve idealist matematik dehası Raçinski, ilkokul öğretmeni olmak işin köyüne dönmek istediğinde, bütün akademi şaşırmıştır. Böylesine güzel bir gelecek vaadeden şehirli genç, alkol, pislik ve cahillik sarmalındaki rus kırsalı fakirleri ile ne yapacaktır?
İdeal öğretmen, sadece bir ideal ulus ülke hayali gütmüyor, tüm dünya için en kısıtlı kaynak olan insanı, diğer tüm kaynakları en doğru şekilde organize edecek şekilde yetiştirmeyi ve hatta bir elmas gibi parlatmayı hedefliyor.
Beyaz Zambaklar Ülkesi’ne oldukça benzeyen bu kitapta, hem mikro düzeyde bir kelebek etkisini görmemiz hem de cehaletin korkusuz bulaşıcılığıyla büyük bir milleti nasıl anarşiye götürdüğünü görebiliyoruz..
"Kedi ve köpek yavrularını düşünün; hepinizin bildiği gibi kör doğarlar ve birkaç hafta gözleri açılmaz. İşte bizim insanlarımızın hali de böyle! Gözleri kapalı ve hiç bir zaman hayata dahil olmamış! Kendilerine bahşedilen yeteneklerin hiçbirini geliştirme imkanı bulamamışlar. Neredeyse dünyanın en büyük yazarlarına sahip olan bir halkın büyük kısmının okuma yazma bilmediği gerçeği üzücü değil mi? Yüz milyon insanın yüzde altmışı okuma yazma bilmediği için kendi yetiştirdiği yazarların kitaplarını okuma zevkinden yoksun."
Sabah 7 olmadan bir kitap bitirip Bedenen ve ruhen güne uyanmaya çalıştım. Tekrar tekrar okunması gereken kısacık bir kitap ideal öğretmen. Rusyada başarılı bir profesör sıradan bir köy öğretmeni olarak kendi köyüne gidiyor. Kitap kısa ama alınacak dersler uzun.
İyi niyetli Petrov’un Beyaz Zambaklar Ülkesinde eserini beğeniyle okuduktan hemen sonra bu kitaba başladım. Ömründe 1500 konferans verdiği söylenen Petrov, bu kitabını da hikayeden çok konferans havasında vermiştir. İdealizm kokan kitap ama beklentilerimin çok altındaydı..
Petrov'dan güzel bir yaşam öyküsü ancak daha önce Beyaz Zambaklar Ülkesini okuyanlar için biraz sıradan gelebilir. Beyaz Zambaklar Ülkesi favorilerim arasında. Eğitim konusunda ne tür hatalar yapıyoruz ve neden yeterince ilerlemiyoruz sorularının en net yanıtları orada..
"Sosial Men"- im beyense de, shexsim ucun dadli bir illuziyadan basqa bir sey deyil bu kitab.Terzim olmasa da, oz tipinde merifetli eserdir, 5 ulduz verecem. Car rusiyasi, slavyan kendleri, ustun tebeqe, inkisaf tezadlari ve s. ugurlu tesvir olunub. Cemiyyetler ucun faydali kitabdir.