3.5
"Ben her şeyin fiyatını öğrenmek zorunda kaldım; çünkü hiçbir zaman ödeme gücüm olmadı. On altı yaşında bir çırak olarak kente geldiğim zaman açlık bana bütün fiyatları öğretmişti." Sf:18
"İriyarı bir adamdı Wickweber, sağlıklı, neşeliydi; sofuluğu da yüzündeki bu cana yakın çizgilerden anlaşılıyordu. Başlangıçta kendisinden pek hoşlanamadım; iki ay sonra da mutfağından gelen kokulardan ötürü ondan nefret ettim. Şimdiye kadar hiç tatmadığım şeylerin kokusu geliyordu oradan: taze pasta, kızartma ve sıcak domuz yağı kokusu. Ve bağırsaklarımı kemiren şu hayvan, açlık için bu kokular dayanılabilecek şeyler değildi. Açlık şahlanıyor, ekşi ve sıcak mayalanıyordu içimde. Ve ben Wickweber'den nefret etmeye başladım. Çünkü ben kırmızı marmelatla birbirine yaptırılmış iki dilim ekmek ve bir kap dolusu soğuk çorbayla işe gidiyordum sabahları." Sf:21
"Vinzenz Hastanesi'ndeki Hemşire Clara'ya gelince; bana çorbayı, ekmeği, kıpkırmızı pudingi, kükürt sarısı sosu, üstü üstüne belki de yirmi sigarayı -bugün tadından hiç hoşlanmayacağım pudingi, içmeyeceğim sigarayı- armağan eden, çoktandır dışarıdaki rahibeler mezarlığında yatmakta olan Hemşire Clara'ya gelince; pörsümüş yüzü, iner kalkar kapağı sonunda indirmek zorunda kaldığı sırada sulanan kederli gözleriyle Hemşire Clara'ya gelince... İşte o, Ulla ile çıkıp gezdiğimde tanıştığım kimselerin hepsinden daha çok sevgiye layıktır. Tanıdıklarımın gözlerinde, ellerinde, onlara ödemek zorunda olduğum fiyatlar yazılıydı hep. Ve ben hala içimde uyumakta olan kurdu, bana fiyatları öğretmiş olan açlığı, uykudan uyandırıyordum; dans ederken başımı güzel bir kızın omzuna yasladığım sırada onun homurdandığını duyuyordum; kolumun, omzumun üzerinde dinlenen o küçük, güzel ellerin, ekmeğimi elimden kapacak pençelere dönüştüğünü görebiliyordum. Bana kendinden bir şey veren çok kimse olmamıştır: babam, annem, ara sıra da fabrikadaki kızlar." Sf:28
"Kocası, ele güne karşı sanatçı görünen tiplerdendir, şartlar yüzünden hayatı mahvolmuş insanlardan. Oturup saatlerce savaş yüzünden yitip giden gençliğine ağlar, 'Biz aldatıldık,' derdi. 'Bir insanın ömrünün en iyi yılları, yirmi ve yirmi sekiz yaşlar arasındaki yıllar, bizden çalındı.' Bu yitip gitmiş gençlik, karısının yalnız mazur görmekle kalmayıp aynı zamanda ona yapması için kolaylık da gösterdiği her tür saçma işim özrüdür: Resim yapar, ev projeleri geliştirir, besteler yapar..." Sf:32
"Onun ardından gittiğim o yarım dakika içinde, ona sahip olacağımı, ona sahip olmak için de bana engel olacak her şeyi kırıp dökebileceğimi düşünüyordum. Kendimi çamaşır makinelerini kırıp geçirirken, beş kiloluk bir balyozla hepsini darmadağın ederken görüyordum. Hedwig'in sırtına, boynuna, ağır bavulu taşımaktan kanı çekilmiş ellerine baktım. Biletini uzattığı sırada bir an için eline dokunan tren memurunu ayaklarıyla bastığı istasyon döşemesini kıskanıyordum." Sf:37
"Korku vardı içimde, ama başka biri onun farkına varır da onu alıp götürür korkusu değildi bu, o korku yok olmuştu, çünkü artık onun yanından ayrılacak değildim, bugün de, gelmekte olan günlerde de yanından ayrılmayacaktım, toplamı hayat demek olan bütün o günler boyunca yanından ayrılmayacktım. Bu başka bir korkuydu, gelecek olan şeylerden duyulan korku." Sf:37
"Ücret bordrolarını yeniden gözden geçir," dedim. "Senin yaptığın bordroları, oradaki adları bir daha oku; bir ilahi okur gibi yüksek sesle ve dikkatle oku; okuduğun her addan sonra, 'Bağışla bizi!' diye dua et. Sonra bütün o adları birbiriyle topla, çıkan sayıyı bin ekmekle çarp; çıkan sonucu yine binle çarp: İşte babanın bankadaki hesabının üzerine çökmüş olan küfürlerin sayısı... Bu hesabın birimi ekmektir, o ilk yılların ekmeği, benim anılarımda derin bir sis perdesi altında yatıp kalmış gibi duran yıllar: Bize verilen o çorba midemizde pis pis guruldar, akşamları tramvayla eve dönerken biz sallandıkça ağzımızı sımsıcak ekşitirdi: Dermansızlığın geğirmesiydi bu ve bize kalan biricik şaka de nefretti; nefret," dedim yavaşça, "mideye baskı yapan bir geğirti gibi çoktan içimden çıkıp gitti o nefret. Ah Ulla," dedim hafif bir sesle ve yüzüne ilk kez alıcı gözle baktım, "çorbayla ve gündeliklerin birazcık artırılmasıyla sorunun çözümlendiğine mi inandıracaksın beni, beni sahiden buna mı inandırmaya çalışıyorsun... Bunu mu istiyorsun? Yalnızca büyük saman kağıdı tomarlarını bir düşün..." Sf:89