Kardeşinin intiharı üzerine Ankara’ya gelmiş bir İstanbullu. Yel midir, toz mudur anlamıyor şehrin hırgürünü, siyasetin imlasını, upuzun hutbelerini.
1951, çok eski ve çok uzak durmayan bir muammanın, her şeyin kullanılıp atıldığı bir dünyanın hikâyesi. Tenhaları, geceleri, muktedirleri... “Kahrolasın Ankara! Ne yaptın benim kardeşime?”
Levent Cantek’in senaryosu ve Sefa Sofuoğlu’nun sakin çizgileriyle 1951,usul usul koyulaşan bir yenilginin grafik romanı.
1969 Ankara doğumlu. Bilkent Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler Lisans eğitimi aldı, Gazi ve Ankara Üniversitelerinde Gazetecilik yüksek lisans ve doktorası yaptı. Çizgi roman ve mizah ile ilgili çalışmalarıyla tanınıyor. Kültür tarihi ile ilgili çalışmalar yapıyor. Kitapları: Türkiye’de Çizgi Roman (İletişim Yayınları, 1996/2002), Markopaşa, Bir Mizah ve Muhalefet Efsanesi (İletişim Yayınları, 2001), Karaoğlan, Erotik ve Milliyetçi Bir İkon (Oğlak-Maceraperest, 2003), Çizgili Hayat Kılavuzu (der. İletişim Yayınları, 2002/2004), Çizgili Kenar Notları (der. İletişim Yayınları, 2007), Cumhuriyetin Büluğ Çağı (İletişim Yayınları, 2008)
Yazarının kitabın SonSöz’ünde yer alan şu cümleleri üzerine söylenecek pek fazla bir şey yok gibi görünüyor: “Düşünceler suçla ilişkilendiriliyorsa, tıpkı bir polisin hayata baktığı gibi suçlu ve suçlu olmayanlar diye ayrıştırılıyorsa demokrasinin işleyişi sekteye uğramakla kalmaz, muhakeme yapabilecek okuryazarların bile kafası karışır. Bu kadar çok bağırılması, bu kadar çok hıyanet edebiyatı yapılması bu kafa karışıklığından zuhur ediyor. Bir ergen hararetiyle sürekli kurtuluştan, işgalden, batıp çıkmaktan, kahramanlardan ve hainlerden söz etmek, başka türlüsünü bilemediğimizi de gösteriyor.” Ve bunca kafa karışıklığı arasında bin dokuz yüz elli bir senesine uzanmak, o zamandan bu zamana zihniyetlerden ziyade Ankara’nın bir zamanlar Beypazarı gibi olmak noktasından, gök’delen’lerden yığma zevksiz bir siluete dönüştüğünü görmek... Kafası çook karışık bir karakterle rüyalarda kendi kendini aramak... Ankara’ya deniz gelmiş, Kızkulesi yan yatmış içinde... Allahsız gomünistler yakalanmışlar, isimleri resimleriyle listeler halinde gazetelerin manşetlerinde... İşte böyle bir başkentmiş AnGara o tarihten bu tarihe... Levent Cantek’in kaleminden, Sefa Sofuoğlu’nun çizimiyle.
1951 yılından bu zamana değişen fazla bir şey olmadığını görmek adına etkileyici, öykünün hızlı ilerlemesi biraz aceleye gelmiş gibi hissettirmesi adına da tek eleştiri olarak bakılabilir diye düşünüyorum. Çizimlerin detaylarını çok göremiyoruz bazı kareler çok karanlık ama genel anlamıyla oldukça iyi bir iş çıkartılmış. Öykü yine bir Ankara öyküsü o yüzden Ankara’nın tüm sıkıcılığını üzerine alacak diye korkmayın bu kısımdan sıyrılıyorsunuz. Ama bana sorarsanız en iyi ve en sağlam yönü yazarın en sonunda söyledikleri yani sonsöz kısmında bahsettikleri. Ülkemizin genel bir sorunu olan ideolojik saplantıya güzel bir tanımlama güzel bir açıklama yazmış. Bu kısım hem kitabın özeti hem anateması hem de ülkemizin sağcı, solcu, dinci, dinsiz saçmalıklarını güzel özetlemiş.
Levent Cantek'in önceki çizgi romanlarını okumaya yeltenmişliğim olsa da bir türlü denk getirememiştim, kısmet "1951"eymiş. Cantek'in dialog yazımı hem dönemin dilini iyi yakalamış hem de kulağa doğal geliyor, yapmacıklıktan ve zorlamadan uzak. Sofuoğlu'nun çizimleri 50'li yılların Ankara'sından enstantaneler izliyormuşsunuz hissini vermeyi başarıyor, siyah-beyaz kullanımı da hikayeyle uyumlu bir yerli film-noir havası oluşmasına yardımcı olmuş. Gelgelelim Cantek'in iyi başlayıp gelişen hikayesi finale doğru gücünü yitiriyor, yavan bir şekilde nihayete eriyor, dönemin ideolojik bağrışmalarından beslenen politik göndermeleri de havada kalıyor. Gene de bir solukta okunan dolayısıyla keşke buna harcadığım zamanı başka bir şeye verseydim demeyeceğiniz, onun yerine keşke biraz daha üzerine olunsaymış dedirtse de emek verildiği belli olan ilgiye mazhar bir çizgi-romancağız.
Levent Cantek'in Ankara'da geçen cizgi roman serisini devamı olarak gayet tatmin edici. Biz Ankara'nın bilindik sokaklarından geçerken bu sokaklarda ki tarihi gözlerimizin önüne seriyor.
Yazarın, Emanet Şehir ve Uzak Şehir ve Dumankara'dan oluşan grafik romanları arasında hikayesi en "vasat", "içinden çıkılmayan", "bir yere gitmeyen" çalışması bence bu olmuş. Karakterlerin amaçsızlığı, olayların bir bağlamı olmaması da cabası.
Çizerin özensizliği, birbirini takip eden karelerde bir kaybolup bir ortaya çıkan nesneler, sürekli yer değiştiren karakterler vs. gibi şeyler de eklenince, bir çırpıda okunan kitap, tüm harcanan emeğe rağmen ilgi çekmeyen bir şeye dönüşüyor kişisel fikrimce.
Bu tarz çizgi romanlarda hikayenin, çizimin ahengine ayak uydurmasını beklersiniz. Ancak bu kitapta hikaye bir tık geride kalıyor. Sonlara doğru hikaye çizimi yakalayacak diye umut ederken kitap, hikayenin eksiğini kapatacak çok güzel bir son sözle sona eriyor. Ana karakteri Ankara olan bozkırı, sıradan halkı, türküsüyle hikayenin aralarına inceliklerin serpiştirildiği, bir çırpıda okunan , emek verilmiş bir polisiye...
1950'lerdeki komünist avının ve yükselen sağın yarattığı politik havayı, bir cinayet hikayesini ve yeri geldiğinde sürreel hale gelen anlatımı bir arada veriyor. Sevdim.
Levent Cantek yazmış, Sefa Sofuoğlu çizmiş. Kitaba ismini de veren 1951 yılı Ankara’sında siyasetin fazlasıyla bulaştığı bir polisiye hikaye, beğendim yazarın diğer eserleri gibi.