Gürcü edebiyatının önde gelen yazarlarından Miheil Cavahişvili’nin 1925 yılında kaleme aldığı Lambalo ve Kaşa Birinci Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru Urmiye Gölü civarında geçen olayları konu alan dramatik bir roman.
Cavahişvili, savaşın masum insanların hayatlarını nasıl bir cehenneme çevirebileceğini, siyasetin kirli ellerde din ve milliyetçilikle birleştiğinde nasıl büyük ve kitlesel bir silaha dönüşebileceğini ustalıkla anlattığı romanında okurunu, yarattığı sıra dışı karakterler üzerinden insan ruhunun karanlık dehlizlerine ayna tutan bir yüzleşme yolculuğuna davet ediyor.
Lambalo ve Kaşa arka planda akıp giden tarihsel gelişmeler ışığında, savaşın tüm aktörlerini ete kemiğe büründüren usta işi bir alegori.
Sahipsiz kalan köpekler aşağılara indiler. Önce biri ulumaya başladı; sonra ikincisi ve üçüncüsü ona cevap verdi. Sonra bütün vadi öylesine umutsuz inlemelerle dolup taştı ki, sanki olduğu yere çökmüş olan binlerce köpek, başlarına gelen felaketi ve kimsesiz kalmış olmalarını semalara haykırıyordu. O günden sonra o köpekler Asuri köylerine gidecek ve bir lokma ekmek verecek olan yeni sahipler bulmaya çalışacaktı.
Mikheil Javakhishvili (Georgian: მიხეილ ჯავახიშვილი; other surname: Adamashvili, ადამაშვილი) (November 8, 1880 – September 30, 1937) was a Georgian novelist who is regarded as one of the top twentieth-century Georgian writers. His first story appeared in 1903, but then the writer lapsed into a long pause before returning to writing in the early 1920s. His recalcitrance to the Soviet ideological pressure cost him life: he was executed during Joseph Stalin's Great Purge and his writings were banned for nearly twenty years. In the words of the modern British scholar of Russian and Georgian literature, Donald Rayfield, "his vivid story-telling, straight in medias res, his buoyant humour, subtle irony, and moral courage merit comparison with those of Stendhal, Guy de Maupassant, and Emile Zola. In modern Georgian prose only Konstantine Gamsakhurdia could aspire to the same international level."[1]
საბას აუდიო წიგნებს დავეჩვიე და ქუჩაში ვუსმენდი, მოვდიოდი და ცრემლები ჩამომდიოდა თავისით🥲 შესანიშნავი მოთხრობაა, მართლა ძალიან მნიშვნელოვანი. ჯავახიშვილი კიდე ყველაზე პატრიოტი მწერალია ალბათ.
“Yecüc ve Mecüc 1918 yılında, bir daha dönmemek üzere Urmiye şehrinden ayrıldı.“
Evet Gürcü Edebiyatının ünlü temsilcisi Miheil Cavahişvili ‘nin bu eserini, büyük bir keyifle okudum.
Hikaye, 1. Dünya Savaşı yıllarında Urmiye Gölü civarında geçer. Bugün hala aynı coğrafyada iç içe yaşayan Gürcü, Azeri, Kürt ve Ermeniler, tarih boyunca dinsel farklılıklarına rağmen benzer gelenek ve görenekleri paylaşmışlardır. Rus İşgalini fırsat bilen Ortodoks Cemaatin bir kısmı, Müslümanlara karşı büyük bir baskı uygulamaktadır. Ancak bu baskıya karşı çıkan Gürcü’ler de vardır. Aslında mücadele iyi ve kötünün mücadelesidir.
Karakterler o kadar abartılıdır ki, Gogol’un Ölü Canlar ‘ı ya da Sadık Hidayet’ in Hacı Ağa’sında olduğu gibi gülümseyerek, olmaz bu kadar diyorsunuz. Tabi ki bu durum uyarıcı bir etki yaratıyor. Keyifle konunun içine giriyorsunuz. Bir Doğu Masalı havası da var romanda. Yabancı olmadığımız bu yapı bu.
Eseri Gürcüceden çeviren Parna-Beka Çilavişli, doyurucu notlarla, kültürel bilgiler aktarıyor bize. Çevirenin dilden kaynaklanan zaman kaymalarını da bir lehçe gibi düşünürseniz hiç takılmadan keyfiyle okuyabilirsiniz..
Kader karşı konulmaz bir güce sahip ve kötülük yapanları asla affetmiyor.
//
Dürüst olmam gerekirse, kitap ilk bölümlerde dipnotlar ve takip edilmesi gereken bilgilerle dolu olduğu için biraz zor okunuyor.
Ya da şey diyebiliriz; tam anlamıyla konsantrasyon gerektiriyor ama bunu verdiğiniz takdirde genel kültürünüze epey katkı sağlıyor. Mesela en kötü ihtimalle gürcü edebiyatına bir göz atmış oluyorsunuz belki sırf bu nedenle ilk bi' bocalıyor, adapte sorunu yaşıyor olabilirsiniz.
Șimdi sizli bizli konușuyorum çünkü burada bi' șeklimiz var çizilmelajdowdakldmslȘAKA, valla zor okudum ama o ku dum çünkü kütüphaneden eve kadar taşımış bulundum ve işin aslı seviyorum dünya edebiyatlarında gezmeyi, farklı kültürlere ait kitaplar okumayı yeni yazarlar tanımayı. Her seferinde hedefi nasıl on ikiden tutturalım? ( ͡° ͜ʖ ͡°)
Böyle konuștuğuma bakmayın beğendim aslında pek tabii iki güne kitabın içeriğini unutacağım belli, o kadar hava attım genel kültür falan diye ama n'apalım bize gelişi bu.
Çok isterdim muhteşem bir eser olsaydı, okuyun da okuyun diye darlasaydım sizleri ama bu seferde seçim sizin. Oldu o zaman ben artık kalkayım.
İlk büyük paylaşım savaşının son kertesinde Orta Batı Asya topraklarında büyük güçlerin tahakkümü altındaki kadim coğrafyanın zor zamanlarından bir kesit. Urumiye yakınlarında Kızılhaç’a bağlı hastanede görevlendirilen Gürcü doktorun başından geçenler.
Dağların ardında devam eden top tüfek seslerinin bir adım gerisinde entrika ve ihanetin kol gezdiği çok kültürlü bir şehir. Basiretsiz askerlerin, çürümüş din adamlarının, yozlaşmış memurların, bozguncu misyonerlerin, sinmiş insanların, çaresiz mültecilerin işgal altındaki panoraması.
Yazar; masum sivillerin savaşın gölgesinde yaşadığı acıları, savunmasız kalan yerlerin uğradığı yıkımları, gücü eline alanların acımasız tutumlarını ve bu geniş coğrafyanın kapanmayacak yaralarını neredeyse objektif denilebilecek bir yaklaşımla anlatan epik bir roman kurgulamış. Bununla birlikte bazı karakter ve tiplerin karikatürize edilmesine küçük bir eleştiri getirilebilir.
Gürcü edebiyatına böylesi bir eserle girmek, o dönemi farklı bir açıdan görmek, savaşın görece uzak cephelerinin gerisinde yaşananları dinlemek ilginç bir tecrübe oldu.
"ლამბალო და ყაშა" მწერალმა მე-20 საუკუნეში დაწერა და მაინც ის არის ერთდროულად იმ ეპოქის ანარეკლი და ამ ეპოქის წინასწარმეტყველება. აქ შეხვდებით ფსიქოლოგიურ პორტრეტს დამპყრობლისა თუ მრავალფეროვანი ქართველი კაცისა. როგორც ჯავახიშვილის სხვა მოთხრობები, ასე " ლამბალო და ყაშაც" სარკედ გვერგება ქართველ საზოგადოებას.
'Vali, hoş geldin!' diye bağırıyordu halk. Valiyi karşılayanlar arasında, iriyarı bir general dikkatimi çekti. Nişan ve madalyalarla süslü general, İtimadü'd-Devle'den daha fazla şişiniyordu. Ordu komutanı Çernozubov ortalıkta yoktu. Generalin orada bulunmasıysa şu anlama geliyordu: 'Rusya olarak ben, General Çernozubov, bu ülkenin gerçek efendisi, burada değilim ve olduğum yerdeyim. Sen ise İtimadü'd-Devle, benim sadece önemsiz bir konuğumsun, başka bir şey değil. Sen önce benim ayağıma geleceksin. Şimdilik basit bir saygı ve nezaketin bize bir zararı yok. Sonra, savaş bittiğindeyse... Geri kalanına sonra bakarız.' Sf:26
'Bu Kaşa'nın burada ne iş yaptığını bana söyler misiniz?' Doktor gülümsedi. 'Kaşa Lazare, bu hastanenin idarecisi.' 'Sahi mi? Gerçek idarecisi mi?' 'Gerçekten daha gerçek. Sorumluluk bana ait, patronsa o. İki ayda on beş hemşire, yedi doktor, yirmi kadar hastabakıcı ve çalışan hastaneden kaçtı. Kalanlar da seve seve buradan gideceklerdir. Buradan ayrıldığım için ben de mutluyum, fakat size acıyorum.' Sf: 31
'Kaşa, bu psikoposun ne işine yarıyor?' 'Bizim misyonerler Ortodoks din adamlarını elde tutmaya çalışıyorlar. Burada başkaları da var: Katolikler, Nesturiler, Yakubiler, Amerikalılar, İngilizler... Bakın, şu dağların ardında gerçek bir savaş sürüyor. Fakat acımasızlık ve hırs üzerinden seyreden buradaki savaşın oradaki savaştan bir farkı yok.' 'Buradaki savaşın araçları nedir?' 'Her şey. Para, buğday, tedavi, iltimas, tehdit, vaat... Yalan. Fakat bizimkilerin yanında başkaları acemi kaldı. Ben Rusum ama bunu gizleyecek değilim. Şu anda Rus olmaktan utanıyorum.' Sf:32
Ve Tanrı, o zaman sustuğu gibi, şimdi de susuyordu. Sf:68
Lambalolarla dolu hayat ve Kaşalarla maalesef,adaletin bazı coğrafyalarda olmadığını, adil olmanın dinle hiç mi hiç alakası olmadığını bir kez daha hatırlatıyor bu eser bize,aslında zamansız ve mekânsızlık açısından evrensel bir kurgusu var kitabın,sade ama çarpıcı diliyle ruhunuzu sarsıp geciyor,hem köpeğe hem de ötekileştirilen insanlara yapılan işkence sahneleri yüzünden midenize bir yumruk yemiş gibi kalakalıyorsunuz kitap bittiğinde
100 yıl geçse de Orta Doğu'da mozaik olarak bulunan toplumların bir arada yaşama imkanlarının bulunmadığını anlatıyr Mikheil Javakhisvili. Belki romanın geçtiği yer Urmiye Gölü yerine Tiflis veya Diyarbakır da olsa sanki sonuç hiç değişmeyecek gibi.
ჯავახიშვილი ყოველთვის კარგი არჩევანია, თუმცა ქვეყანაში მიმდინარე მოვლენების ფონზე კიდევ უფრო კარგია. “ლამბალო და ყაშა” ვერ დაგარკავს აქტუალურობას მანამ, სანამ იარსებებს რუსეთი და რუსული იმპერიალიზმი. ახლა ჩვენ უნდა გავუფრთხილდეთ ჩვენს ლამბალოებს და დროულად ამოვიცნოთ და მოვიშოროთ ყაშები. უსასრულოდ შემიძლია ვისაუბრო იმაზე, თუ რა კარგად ასახავს ყაშა რუსეთუმე ადამიანს, რომელსაც არც რწმენა გააჩნია, არც სიყვარული და არც სიმამაცე. თუ არ გაქვთ ჯერ წაკითხული ეს ნაწარმოები აუციკებლად ჩაუჯექით და თავად დარწმუნდებით რატომაა რუსეთი და რუსული ნარატივი მავნებლობა(თუნდაც ახლა, ამ ნაწარმოების დაწერიდან ერთი საუკუნის შემდეგ)