Kafka’nın en sevdiği kız kardeşi Ottla’ya 1909 yılından ölümüne değin yazdığı mektuplar, iki kardeş arasındaki güçlü bağı ortaya koyuyor. Bu mektuplarda bambaşka bir Kafka’yla; küçük kardeşini hayatta attığı her adımda destekleyen sevecen bir ağabeyle tanışıyoruz. 1892 doğumlu Ottla, Kafka’nın en küçük kız kardeşiydi. Masumiyeti ve duygudaşlığıyla ağabeyinin kalbinde apayrı bir yer edinen Ottla, Kafka’nın sanatını takdir ediyor ve onunla gurur duyuyordu. 1920’de ailesinin karşı çıkmasına karşın Hıristiyan bir Çekle evlenmiş, bu evlilikten iki kızı olmuştu.
Nazi döneminde eşini ve çocuklarını korumak için boşanmış, sonrasında gidip kendini Yahudi olarak kaydettirmiş ve Theresienstadt’a gönderilmişti. 1943’te trenle Auschwitz’teki ölüm kampına gönderilen çocuklara gönüllü olarak eşlik ederken kendi hazin sonuna doğru ilerliyordu. Ottla’nın kızları tarafından saklanan mektuplar, Çekoslovak makamlarının uzun yıllar yurtdışına çıkarılmasına ya da ülkede yayımlanmasına izin vermemesi yüzünden ancak 1974’te okurla buluşabildi.
Franz Kafka was a German-speaking writer from Prague whose work became one of the foundations of modern literature, even though he published only a small part of his writing during his lifetime. Born into a middle-class Jewish family in Prague, then part of the Austro-Hungarian Empire, Kafka grew up amid German, Czech, and Jewish cultural influences that shaped his sense of displacement and linguistic precision. His difficult relationship with his authoritarian father left a lasting mark, fostering feelings of guilt, anxiety, and inadequacy that became central themes in his fiction and personal writings. Kafka studied law at the German University in Prague, earning a doctorate in 1906. He chose law for practical reasons rather than personal inclination, a compromise that troubled him throughout his life. After university, he worked for several insurance institutions, most notably the Workers Accident Insurance Institute for the Kingdom of Bohemia. His duties included assessing industrial accidents and drafting legal reports, work he carried out competently and responsibly. Nevertheless, Kafka regarded his professional life as an obstacle to his true vocation, and most of his writing was done at night or during periods of illness and leave. Kafka began publishing short prose pieces in his early adulthood, later collected in volumes such as Contemplation and A Country Doctor. These works attracted little attention at the time but already displayed the hallmarks of his mature style, including precise language, emotional restraint, and the application of calm logic to deeply unsettling situations. His major novels The Trial, The Castle, and Amerika were left unfinished and unpublished during his lifetime. They depict protagonists trapped within opaque systems of authority, facing accusations, rules, or hierarchies that remain unexplained and unreachable. Themes of alienation, guilt, bureaucracy, law, and punishment run throughout Kafka’s work. His characters often respond to absurd or terrifying circumstances with obedience or resignation, reflecting his own conflicted relationship with authority and obligation. Kafka’s prose avoids overt symbolism, yet his narratives function as powerful metaphors through structure, repetition, and tone. Ordinary environments gradually become nightmarish without losing their internal coherence. Kafka’s personal life was marked by emotional conflict, chronic self-doubt, and recurring illness. He formed intense but troubled romantic relationships, including engagements that he repeatedly broke off, fearing that marriage would interfere with his writing. His extensive correspondence and diaries reveal a relentless self-critic, deeply concerned with morality, spirituality, and the demands of artistic integrity. In his later years, Kafka’s health deteriorated due to tuberculosis, forcing him to withdraw from work and spend long periods in sanatoriums. Despite his illness, he continued writing when possible. He died young, leaving behind a large body of unpublished manuscripts. Before his death, he instructed his close friend Max Brod to destroy all of his remaining work. Brod ignored this request and instead edited and published Kafka’s novels, stories, and diaries, ensuring his posthumous reputation. The publication of Kafka’s work after his death established him as one of the most influential writers of the twentieth century. The term Kafkaesque entered common usage to describe situations marked by oppressive bureaucracy, absurd logic, and existential anxiety. His writing has been interpreted through existential, religious, psychological, and political perspectives, though Kafka himself resisted definitive meanings. His enduring power lies in his ability to articulate modern anxiety with clarity and restraint.
Die Briefe an sich kann (und will) ich nicht bewerten, da ich nicht in der Position bin, Kafkas Privatleben zu beurteilen. Allerdings fand ich die Einteilung des Buches sehr unvorteilhaft. Es wäre viel schöner gewesen, wenn die Briefe (wenigstens ein wenig) annotiert gewesen wären. Ohne detailliertes Vorwissen über Kafkas Leben erscheinen so die meisten Schriftstücke verwirrend und/oder sinnlos. Es war zwar gut, dass es am Ende des Buches doch noch einige Bemerkungen der Editoren gab, jedoch hatte ich bis dahin schon die meisten Inhalte vergessen und musste hin - und herblättern um die Zusammenhänge zu verstehen und nachvollziehen zu können.
"Kafka'yı anlamak" başlıklı meselem çerçevesinde kendisinin günlüklerini, mektuplarını; yani yazdığı ve elime geçirebildiğim her şeyi okumayı sürdürüyorum. Hayattaki en sevdiği insanlardan biri olduğunu bildiğim kız kardeşi Ottla'ya yazdığı mektupları epeyce merak ediyordum, sonunda okuyabildim.
Milena'ya yahut Max Brod'e yazdığı mektuplardan farklı olarak, aralarındaki ilişkinin doğası gereği burada çok daha insan yanını görebiliyoruz Kafka'nın: abi, evlat, dayı olan halini. Ottla da çok okuyan biri olduğu için elbette entelektüel paylaşımlardan azade değil bu sohbetler ama öncelik bunlar değil. Ottla müthiş bir kadın, dönemin normlarına ve kadınlara dayatılanlara cesaretle karşı çıkan bir karakter; ailesinin ona seçtiği kişiyle değil sevdiği adamla evleniyor, babasının yanında çalışmayı reddedip gidip tarım eğitimi alıyor ve bir çiftliği yönetiyor filan; olağanüstü cesur ve çok etkileyici bir kadın - ilham verici hayatının Auschwitz'de sonlanmış olması çok, çok üzücü.
Mektupların muhatabı kız kardeşi olduğu için Kafka olanca içtenliğiyle yazıyor; aralarında bir ego söz konusu olmadığından, bir kaçma-kovalama-fethetme dinamiği bulunmadığından, örneğin Milena'ya yazdıklarındaki gibi bir "performans" sergilemiyor yazar; dümdüz, filtresiz, açıklıkla yazıyor. Tabii bu nedenle metinler görece daha süssüz ve sade ancak Kafka'yı tanımak için büyük ipuçları içerdiklerini düşünüyorum. Babasıyla ilişkisine, Prag'ın ondaki çağrışımlarına, hayatta önceliklendirdiği değerlere, dertlerine dair çok fazla şey öğrenmek mümkün bu mektuplardan. Ve tabii ki bu en gündelik yazışmalarda bile yer yer insanı yerine mıhlayacak güzellikte cümleler, son derece derinlikli içgörüler saçmayı da ihmal etmiyor. Eh, kendisi Kafka sonuçta.
1909'da başlayıp yazarın Haziran 1924'teki ölümüne dek süren yazışmaları, benim gibi Kafka'yı başka yönleriyle tanımak, görünenin ardındakini keşfetmek isteyen herkese ısrarla tavsiye ediyorum.
Kendini aşmaya cesaret edersen -bağımsız her düşünce benzeri bir şeydir- ortada kanıtlanabilir bir olanaksızlık varken mükemmel bir başarı elde edeceksin.
Kim ne derse desin hep dedim yine diyorum. Kafka gerçekten çok zor bir yazar. Mektuplarını okumak bile zor bence. Ancak asıl olay şu ki yazdığı mektuplar bile insanın kafasına balta gibi iniyor. Kafka ve kız kardeşi Ottla'ya yazdığı mektupları okuyoruz bu kitapta. Kafka kız kardeşine hem ağabey hem baba hem koca hemde arkadaş olmuş. İkilinin iletişimini ve Kafka'nın kardeşine olan tutumunu gerçekten sevdim ancak keşke Ottla'nın da ağabeyine yazdığı mektupları okuyabilseydik. Karşı tarafın mektupları okuyamadığımız için biraz duygu eksiklikliği vardı.
İnsan öğrenmek isteyince her yerde öğrenir, zorunlu kalırsa gerekli olan her şeyi kitaplar aracılığıyla da öğrenir.
Bu kitap sayesinde öğrendiğim ve tam kalbimden beni vuran nokta Kafka'nın vejateryan olması. Ve Ottla'nın da abisinden etkilenip onunda vejateryan olması. Mektuplarda Kafka bu konuya ilişkin o kadar iyi savunma yapmış ki ben üzerine asla laf edemem.
Benim ihtiyaç duyduğum miktarda huzur dünyada yok, bundan çıkan sonuç ise şu: İnsan bu kadar huzura ihtiyaç duymamalı.
Son söz olarak, Kafka gerçekten çok iyi bir yazar. Böylesine iyi olması onun yaşantısının verdiği mücadeleler ile olmuş. Çektiği zorluklar ve güç bir yaşantı onu böylesine iyi kılmış. Mektuplarından oluşan bu kitabı da okunmalı bence.
At time prosaic, funny and touching; these correspondences shed light on a decade and a half of Kafka's life and his relationship with his sister Ottla (whose story is heartbreaking and quietly heroic).
در وصيت نامه اي كافكا از ماكس برود (دوست صميمي اش) خواسته بود تمام نوشته هايش و نامه هايش را بسوزاند اما خب امروز شاهد تمام داستان ها و مقاله ها و نامه هاي كافكا به زبان هاي مختلف هستيم. خيانت برود به نفع ما تمام شد.
Ottla, Kafka'nın kız kardeşidir. Ona sürekli kitap alıp gönderdiği, çok değer verdiği biridir. Kafka'yı tanımak için mektuplar yeterli değil elbette ama yayınlanacağını bilmeden yazmış olması onun hakkında fikir sahibi olmak için iyi bir okuma oluşturuyor.
hii günde bir kitap era mı?? şimdi sjp ve Dila düşünüsn
son kartpostalının üzerinden tam 101 yıl geçmişken bitirdim ve babaya mektup'u hatırlayarak kapattım kitabı... Kafka'nın ilettiği "2 çorap, 1 kalın çorap, pencereyi açacak olursam bere..." ihtiyaç listesinin bir bavulla karşılanmasına rağmen asıl ihtiyaçlarının ihmal edilişini hatırlayışımla tam olarak nasıl bir ailenin mektuplarını okuduğumu göremediğimi fark ettim. hem yalnızca Kafka'nın mektuplarının yer almasından kaynaklı hem de "nasıl gidiyor"dan ileriye gitmeyen konuşmalarda ailenin karmaşık yapısının kendini saklayabilmesiyle alakalı. bir de mektupların çoğunun ottlo'ya yazılması birçok hissin farklı şekilde aktarılmasını sağlıyor. ben de yalnızca ablamlayken veya annemle baş başa kaldığımızda ailemizi farklı görüyorum ve bize farklı şekilde, sevgi dolu bir tonda seslenebiliyorum. ama yine de "babaya mektup" yazılıyor ve o sevgi dolu seslerin ardında babaya mektuptaki korkular saklanıyor.
beni etkilemiş bir diğer konu da sylvia'nın günlüklerinde de karşılaştığım edebi haline henüz bürünmemiş hislere rastlamaktı: Kafka'nın sardalya yerken kendini bir böceğe benzetip dönüşümü yazması ve Sylvia'nın 21 yaşındaki intihar girişiminden sonra Lady Lazarus gibi hissediyorum yazıp Lady Lazarus şiirini 29 yaşında kaleme alması<3 Kafka'nın yazdıklarını ve sylvia'nın günlüklerini okurken bugün Ayşegül Devecioğlu'nun da birçok şekilde ifade ettiği edebi olgunluğun vakit aldığını gördüm.
daha da karalıodm ama bu kitaptan bağımsız düşüncelere uçtuğumu fark ettim, lafı gerektiği yerde kesebilmek de bi olgunluk diyelim !!
Hangisinin büyük olduğundan bağımsız bir kız ve bir erkek kardeş arasındaki ilişki gerçekten çok özel bir şey. İnsanın en yakın arkadaşı oluyor çoğu zaman, aynı ailenin içine doğmuş olmak benzer dertlere sahip olmayı getiriyor. Ama bazen de birbirinin gözüne bakarak, konuşmaya gerek olmadan kahkahalar attırıyor. Kafka’yla Ottla arasındaki o samimiyet bu mektuplarda görülüyor. Anne-babasından isteyemediği şeyleri hiç çekincesiz kardeşinden istiyor. Kendi özel mekanları olan ‘banyo’da daha detaylı konuşmak üzere bazı mevzuları erteliyorlar. Yeniden bir arada mutlu, huzurlu yaşayacaklarına dair inançları var. Kafka iyileşmek için çaba gösterirken aldığı kiloları gram gram hesaplıyor. Ama işte özellikle son yıllardaki mektuplaşmalardan birkaç ay sonra Kafka’nın vefat ettiğini biliyoruz kitabı okurken.
“Düşünsene, yazdığın kartla benim çaresizlik içindeki bir sabahımı bir anda katlanır kıldın.”
“Evet sevgili Ottla: Ders çalış ya da geri dön, sağlıklı kal ya da geri dön. Başarırsan sana hayran olacağım, dönersen seni teselli edeceğim.”
Çok gerçek, çok hüzünlü. Kimsenin geri dönüp teselli bulacağı o kapılar kapanmasın dilerim.
Ein sehr intimes Leseerlebnis. Wie bei jedem seiner persönlichen Schriften habe ich mich gefragt, inwieweit es in Ordnung ist, seine privaten Briefe an die Familie zu lesen. Da ich jedoch sehr an Kafkas Leben interessiert bin, konnte ich es mir nicht verkneifen. Es ist immer schwierig, persönliche Werke wie die von Kafka zu bewerten, daher weigere ich mich, dies zu tun. In seinen Briefen erkennt man, dass Franz Kafka Humor hatte, dass er unsicher war und dass er seine Familie, einschließlich seines Vaters trotz schlimmer Ereignisse, unglaublich liebte. Die Sammlung der Briefe, unabhängig davon, ob es überhaupt richtig ist, diese zu lesen, wurde hervorragend zusammengestellt. Kann ich nur empfehlen.
Franz Kafka'nın modern klasikleri arasına giren mektuplardan oluşan başka bir eseri daha, yine yoğun, anlaşılması biraz zor ama bir o kadar da Kafka... En sevdiği kız kardeşi Ottla' ya 1909 yılından ölümüne kadar yazdığı, iki kardeş arasındaki güçlü bağı mektuplara bakarak bile nasıl yoğun olduğunu anlamış oluyoruz. Bu mektuplarda bambaşka bir Kafka'yla; küçük kardeşini, hayatta attığı her adımda destekleyen sevecen bir abi olarak tanımış olduk.. Kafka'yı seven, gözü kapalı bile bunu okumak ister... İyi okumalar :)
Mektup okumaktam haz etmediğimi daha iyi anladım. Ben genelde roman okuyabiliyorum. Bu kitabı okurken de atladığım sayfalar olmadı mı? Oldu. Yine de Kafka'nın kız kardeşini ne kadar çok sevdiğini anladım.
"Başarırsan sana hayran olacağım, dönersen seni teselli edeceğim"
"Evet, hiçbir şey kolay değil, mutluluk da öyle..."
Eğer mektup okumayı seviyorsanız okumalısınız ama benin gibi sevmiyorsanız biraz bunalabilirsiniz.