Aslı, Doruk, Doğa, Cem, Can, Boğaç ve Su… Ihlamur Sitesi’nde yaşayan ve birbirleriyle iyi anlaşan yedi arkadaş. En büyük zevkleri güzel havalarda bisiklete binmek ve futbol oynamak. En büyük korkuları ise sahanın hemen yanında bir hayalet gibi dikilen Perili Ev’in uğursuz silüeti… Pencereleri tahtalarla kapatılmış, soluk renkli ve hastalıklı görünen bu üç katlı köşkün bahçesine kaçırdıkları her toptan vazgeçiyorlar. Ne kadar kötülük varsa içeride barındırıyor gibi duran yere adım atmaya hiç cesaretleri yok. Ta ki maç yaptıkları bir gün, sokak çocuğu Ali ile tanışıp bahçeye girmek zorunda kalacakları ana kadar… Genç kuşağın başarılı kalemlerinden Göktuğ Canbaba, dostluk, fedakârlık ve güven temalarını, nefes kesen eğlenceli bir macerada işliyor.
Göktuğ Canbaba, 1981 yılında Ankara’da doğdu. 2006 yılında Anadolu Üniversitesi Basın-Yayın Bölümü’nden mezun oldu. Lisans öğrenimini “Şarap ve İnsan” adlı belgesel fotoğraf projesiyle tamamladı. Uzakdoğu’da uzun soluklu birçok seyahate çıkıp kişisel fotoğraf projeleri üzerine çalıştı. İlk romanı olan Ozanın Şarkısı 2007’de yayımlandı. Tılsım-ı Kudret 2010’da, İşeyen Atmaca 2013’te, Ayyaş Buda 2016’da raflardaki yerini aldı. Öykü Gazetesi, OT, Dünyanın Öyküsü, Vagon, Yabani gibi dergilerde öyküleri yayımlandı. Aynı zamanda çocuklara da yazan Göktuğ Canbaba’nın Fener Balığının Kayıp Işığı, Valizdeki Kedi, Arayış Ormanı adındaki eserlerinin de aralarında bulunduğu Doğan Egmont’tan çıkan yirmi çocuk kitabı var.
Göktuğ Canbaba ve Doğan Egmont'un harika birlikteliği güzel meyveler vermeye, üretmeye, yeni kapılar açmaya, çocuk, gençlik edebiyatına eserler kazandırmaya devam ediyor. Kapak ve iç resimlerini çizen Hakan Arslan'ı da unutmamak lazım. 2019 senesinde "Perili Ev"in film olarak sinemalara geleceğini de hesaba katarsak harika bir iş ortaya konuyor diyebiliriz. "Perili Ev" bir ilk kitap. Mahalle kültürünün, arsalarda yapılan maçların tadının yok olduğunu düşündüğümde kitabın beni alıp çocukluğuma götürdüğünü söyleyebilirim. Dostluk, macera, ön yargıları yıkan cesur çocuk kalpleri. Ve onları bekleyen gizemler.
Aslı, Doruk, Doğa, Cem, Can, Boğaç ve Su… Ihlamur Sitesi’nde yaşayan ve birbirleriyle iyi anlaşan yedi arkadaş. En büyük zevkleri güzel havalarda bisiklete binmek ve futbol oynamak. En büyük korkuları ise sahanın hemen yanında bir hayalet gibi dikilen Perili Ev’in uğursuz silüeti… Pencereleri tahtalarla kapatılmış, soluk renkli ve hastalıklı görünen bu üç katlı köşkün bahçesine kaçırdıkları her toptan vazgeçiyorlar. Ne kadar kötülük varsa içeride barındırıyor gibi duran yere adım atmaya hiç cesaretleri yok. Ta ki maç yaptıkları bir gün, sokak çocuğu Ali ile tanışıp bahçeye girmek zorunda kalacakları ana kadar… Genç kuşağın başarılı kalemlerinden Göktuğ Canbaba, dostluk, fedakârlık ve güven temalarını, nefes kesen eğlenceli bir macerada işliyor
Bu kitabı alırken yazarı daha önce hiç duymamıştım. Türk bir yazarın çocuk kitabı yazması fikri hoşuma gitti. Başta çok ön yargılıydım çünkü Doğan Egmont’ı hiç sevemiyorum. Doğan Yayınlarını ve DEX’i de. Kendini okutan bir kitaptı. Aksiyon olmasa bile insan okumak istiyordu. Kitabın kapağını ve iç tasarımını çok sevdim. Kağıdı bile bir ayrı kaliteli ve güzeldi. Arkadaş gruplarını da onları okumayı da çok severim. Doruk ve Aslı da çok hoşuma gitti. Doruk’un Aslı’yı tavlamak için yaptıkları çok güldürdü. Lavanta’ya alerjisi olan Aslı da çok güldürdü. Doruk gerçekten daha fazla çabalayamazdı. Evdeyken Doruk’un pat diye şiir okumaya başlamasına ne demeli? Doruk’u sevdim çünkü Ali ona rakip olsa bile konu Aslı olmasa aslında onu sevebileceğini fark etti. Ali’ye de daha sonra ona göre davranmaya başladı. Aslı’nın anne babasının olmayışı ve merhameti çok bizden geldi. Aslı’nın Ali’ye olan şefkati de hoşuma gitti. Ali gece Aslı ile çok içten konuştu. Ona kolyesini hediye etti -ki aslında o kolye aile yadigarıymış. Sonra çocuklara Aslı’nın yolda kaybettiği topu getirdi canım. Zavallı çocuk Perili Ev’e kaçan topu almaya gitti, gitmemeliydi. Biri onu uyarmalıydı mesela. Madem o kadar korkuyorlar o evden. Üstelik Aslı ve Doruk sonra oraya girdiklerinde Ali’nin kıyafetlerini bulduklarında delirdim. Çok korktum Ali için. Tabi meğer Ali o evin sahibiymiş, evdeki çoğu şeyi çözebilmiş. İnsanlar ona daha fazla eziyet etmesin diye de Perili Ev efsanesini geri getirmeye çalışmış aslında. Yine de mesela bıdı bıdı sitesi ile bıdı bıdı sitesi çocukları düşman olmak zorunda mıydı? Kafama takılan soru buydu. Kırmızı kart olayında çok sertlerdi. “Maçı bırakıp seni hastaneye götürmeliyiz.” olayı da gerçekçi gelmedi. Normalde çocuklar direkt tek başlarına hastaneye gitmezler yani. Yere paralel şekilde yapılmış kapılar fazla Amerikan geldi. Gerçi genel olarak kitap fazla Avrupai’ydi. Yaşadıkları her şeyde öyleydi. Filmi çıkacak diyorlar çıksın hemen izlemeye gideceğim. Çocukların evde ayrılmalarını sevdim. Cem ve Can’ın artık ikiz olduklarını fark etme zamanları da gelmişti. Her karaktere ayrı ayrı bağlandım. Ama yaşım gereği keşke daha büyük olsalardı dedim, keşke sayfa sayısı daha fazla olsaydı dedim. Kitabı genel olarak beğendim bir zeka ürünü bence. Çarklar, aynalar, falcı, Mısır mumyalama töreni ve Atlas. Hepsi bir arada bu hikayeye çok yakışmış. Son olarak Boğaç bu kadar yemek düşkünü olmak zorunda mıydı? Okurken evladım yapma artık diye kaç defa uyarmak istedim onu. 3 vermiyorum çünkü yazarın Goodreads ortalaması düşsün istemedim. O yüzden 4.
This entire review has been hidden because of spoilers.