Her ailenin mutlaka bir zengini, bir delisi, bir dindarı, bir tövbe etmişi, bir para batıranı, bir akıl vereni, bir alkoliği, bir anarşisti, bir çok bilmişi, bir dert babası, bir sonradan görmüşü, bir okuyanı, bir sır tutanı ve bir baş belası vardır. Genellikle üniversite okuyanı anarşist, liseyi bitiremeyeni baş belası, erken evlenmişi alkolik, alkole tövbe edeni hacı, akraba evliliği yapanı zengin olur.
Kalabalık bir aile, ada sahillerinde bekleyen bir vapur kaptanı, kalbi kırık bir mektup, yaşı geçkin bir çapkın, zorla emekli edilen bir emektar, taşranın tükettiği hayaller...
Sahaflardan toplanan 16 fotoğrafın kurmaca hikâyelerinden oluşan Sepya, sahipsiz fotoğrafların hikâyelerini geri verme denemesi.
Hayat, bazen canlı ve keskin bazen de soluk renklerle şipşak çekilmiş kocaman bir albüm değil midir? Bazen bir kadrajın karşısına geçer poz veririz, bazen de bir kareye giriveririz, öyle habersiz. Sadece o an yaşanmıştır ve o an kayıt altına alınmıştır. Hepsi bu aslında. O an bir kere yaşanmıştır ve bir daha asla yaşanmayacaktır. İlk başta heyecanla fotoğrafta nasıl çıkmışım diye heyecanla bakarsın, sonra fotoğrafı çekmeceye koyarsın, daha sonra da hiç hatırlamayacağımız bir yere. Sonra bir gün antika pazarında dedenin, annenin fotoğrafını görürsün, bu buraya nasıl gelmiş diye düşünürken belki de bakışın istemsizce eski günleri arar gibi ağlarsın.
İlkay Yıldız benim uzun zamandır aklımda olan bir projeyi hayata geçirmiş. Sahaflardan topladığı fotoğraflara kalemi ile hayat vermiş. Anıların güzel olanları da, kederli olanları da insanı hep hüzünlendirir demiş Dostoyevski. Bu hikayeler de öyle. Hepimizin içinde mutlaka kendini bulacağı sımsıcak öyküler, hayatlar.
Zaman geri getirilemez ama arkasında hiçbir iz bırakmadan da kaybolmaz; içimizde durur.
Fotoğraflar gibi bu kitap da kaybolmadan zaman içerisinde okunup duracak. Belki de elimde tuttuğum bu kitap yıllar sonra bir sahaftan alınarak başka ellerde yer bulacak, kim bilir?
Sepya'nın ilk baskısını çok beğenerek okumuştum, genişletilmiş ve başka yayınevinden çıkan bu ikinci baskı da ilkini aratmadı. Sahipsiz fotoğrafların altına yazılan öyküler çok keyifli, kimi zaman da hüzünlü...
Yazarın sahaflardan topladığı fotoğraflara kurmaca öyküler yazmasını çok sevdim. Öyküyü okuduktan sonra fotoğraflara uzun uzun bakıp acaba gerçekten böyle midir hayatlar diye düşündüm. Çünkü ben de sahipsiz fotoğraflara bakıp hayal kurmayı çok severim. Öykülerin naifliği ve yazarın ustalığı da ayrıca okunmaya değerdi.
bir ilk kitap olarak oldukça güzel. sahaftan alınmış eski fotoğraflara hikayeler yazma fikri de oldukça orijinal. okuduğum hikayeler beni o fotoğrafın hikayesi olduğuna inandırdı.
Sahaflardan alınan sahipsiz 16 fotoğrafa yazılmış kurmaca harika öyküler. ‘’Müjdeci, Yaz Helvası, Uzak Akraba, İlan, Sayın Arkadaşım Burhan, Üzgünüm Leyla, Kötü Haber’’ benim en sevdiklerim.
''Büyük aileler, ekseriyetle bayramlarda, cenazelerde ve düğünlerde prova edilen kostümlü, bolca gürültülü, herkesin nasıl başlayıp biteceğini çok iyi bildiği iki perdelik kabarelerdir. Toplu aile fotoğrafının çekildiği anlar, çok zavallı anlardır. Eski defterler açılmaz, miras kavgaları hatırlanmaz, herkes birbirini çok seviyor gibi görünür. Başlarına ne gelirse gelsin, sahneye çıkıp oyununa devam eden aktörlere benzer büyük ailenin bireyleri. O yüzdendir ki herkesin en iyi haliyle görünmek için çırpındığı, birbirine bir deklanşörlük sarıldığı toplu aile fotoğrafları, perde kapanınca sona erecek bir gösteriden başka bir şey değildir.''