Dernier représentant d’une entreprise de nains de jardin rachetée par une holding américaine, Xavier Barthoux mène une vie bien rangée entre la tournée de ses clients, son épouse, son chien et sa résidence secondaire des Cévennes. Mais quand il découvre une fissure dans le mur de sa maison, c’est tout son univers qui se lézarde… Animé par une unique obsession, réparer la fissure, il entreprend un périple extrême et merveilleux jusqu’à l’autre bout du monde.
Jean-Paul Didierlaurent vit dans les Vosges. Nouvelliste lauréat de nombreux concours de nouvelles, deux fois lauréat du Prix Hemingway, son premier roman, Le Liseur du 6h27, connaît un immenses succès au Diable vauvert puis chez Folio (370.000 ex vendus), reçoit les prix du Roman d’Entreprise et du Travail, Michel Tournier, du Festival du Premier Roman de Chambéry, du CEZAM Inter CE, du Livre Pourpre, Complètement livres et de nombreux prix de lecteurs en médiathèques, et est traduit dans 31 pays. Il est en cours d’adaptation au cinéma. Jean-Paul Didierlaurent a depuis publié au Diable vauvert un premier recueil de ses nouvelles, Macadam, Le Reste de leur vie, roman réédité chez Folio, et La Fissure.
Bayıldım. Tam olarak nasıl ve neden sevdiğimi doğru aktarabileceğimden de emin olamadım aslında. :)
Xavier Barthoux’nun düzenli bir işi, sıkıcı bir evliliği ve monoton bir hayatı vardır ta ki bir gün evinin duvarında bir çatlak keşfedene kadar... Aslında konusunu tek bir cümleye sığdırmak mümkün romanın ancak gelin görün ki hem karakter yaratımı çok başarılı hem de olay örgüsü çok zengin ve dikkat çekici. Hayatta kendisinden bekleneni yapanlara, yapmaya çalışanlara, konfor alanından çıkmaya cesaret edemeyenlere biraz tokat mahiyetinde bir eser. Çok sevdim.
"İnsanların onları hep bir yerlerde bekleyen çatlakları vardır, sadece onlara ait, Dna'ları kadar eşsiz ve kişisel bir çatlak. Ve insanların çoğu hayatlarını hiç onlara denk gelmeden geçirseler de, senin gibi küçük talihlilerin bir sabah kendi çatlaklarıyla burun buruna geliverdiği, düşünmeye başladığı ve her şeyi sorguladığı, aniden yanıt bulması gereken doğru soruları sonunda kendine sormaya başladığı görülür, bu yanıtların gezegenin öte yanında, fırtınalı bir okyanusun ortasında rüzgarların dövdüğü bir adanın üzerindeki viranede olmasının da hiçbir önemi yoktur."
ay vallahi büyük hayalkırıklığı sorry. “6.27 treni”ni çok sevmiştim. “çatlak”ı daha başlardan itibaren “hayır lütfen sıkılıp kurtuluşu saçma sapan şeylerde arayan andropozlu beyaz adam romanı olmasın” diyordum ama maalesef öyle oldu. goodreads’te sonu iyi bağlanmış filan denmiş diye devam ettim, işte okumak öyle öznel bir şey ki bence sonu da fıs. spoiler olmasın ama böyle bir derde bağlanması “really?” dememe sebep oldu. maalesef dünyanın beyaz dertsiz erkekleri kendilerine dert yaratmaya, kendilerinin ne olduğuna bakmadan karılarını çocuklarını suçlamaya bayılıyor, üstelik mis gibi onları terk ediyor, yeni bir sayfa açarak değişebileceklerine inanıyorlar. bi de bunları edebiyatta okumak istemiyorum galiba. enlem boylam cüceler derken farklı şeyler de katmak istemiş jean-paul bey ama olmamış bence. cüceler amelie filmini bi kere daha izlemeyi özletti sadece.
BUENO🙂 • Nuevo título de este autor. Tercera novela ya, y tercera que he leído. Debe ser curiosa la azotea {cabeza} de este hombre, porque los tres libros, aunque tan diferentes, ofrecen historias muy originales y rarunas. Y, aunque mi preferido sigue siendo “El lector del tren de las 6.27”, es un libro que recomiendo. Se lee en nada y es bastante entretenido. • Xavier Barthoux es un hombre de mediana edad con una vida anodina. Casado, atrapado en un matrimonio monótono, con un hijo que va a su rollo, y un trabajo que no le llena: comercial en una empresa que fabrica y vende figuritas de jardín.
La aparición de una grieta en una pared de su jardín será el punto de inflexión hacia su nueva y estrambótica vida.
Enanos de jardín que hablan, un asesinato, un lugar en las antípodas de la grieta, una nueva vida ... Toda una original mezcla en la última novela de este escritor francés. • ¿Qué encontraréis en este libro? Una historia en la que las segundas oportunidades salen bien. • Erratas encontradas: 2 {🤦🏻♀️ ¡psicoanalista ven a mí!} • FRASES SUBRAYADAS: • “Todos los hombres tienen una grieta esperándolos en alguna parte, una grieta propia, única y personal como su ADN.” • #LeoYComparto #bookish #DimeUnLibro #bookaholic #NarrativaFrancesa #NarrativaExtranjeraContemporánea • #libros #blogloqueleo #ConversacionesConMiEnanoDeJardín #SeixBarral #PlanetaDeLibros #JeanPaulDidierlaurent #BibliotecaFormentor
Yıllar önce 6:27 Treni’ni okumuş bayılmıştım. Çatlak 2024’te basılmış ama gözümden kaçmış. Duvardaki bir çatlaktan yola çıkarak kahramana nasıl bir yolculuk yaptırmış yazar. İnanılmaz bir hikaye. Kullandığı simgeler, anlatım tarzı, hikaye boyu değişen dönüşen koşullar… O kadar dengeli bir serüvendi ki. Çok etkilendim. Özellikle sonunu bağlama şekli. Başından beri bilmediğimiz görmediğimiz bir detayı böyle ustaca bağlaması müthişti. Yazarı 2021 yılında kaybetmişiz. Keşke daha çok kitabını okuma şansımız olsaydı.
Duvardaki bir çatlak sizi ne kadar etkiler? Gözünüz kısa süre takıldıktan sonra geçer gider misiniz yoksa kaynağını ne pahasına olursa olsun araştırmaya girişir misiniz? Çatlak, beni biraz muallakta bırakan bir kitap oldu. Çok mu sevdim, az mı emin olamadım. 😅 Konusu oldukça ilginç. Dünyanın bir ucunda başlayıp bambaşka bir ucunda biten ama aslında basit bir insanın ve onun bahçe cücesinin (!) gerçekleştirdiği bir nevi içsel yolculuğu anlatıyor. Bir sabah, Fransa’nın küçük bir kasabasındaki yazlık evinin bahçesinde kahvaltı ederken bahçe duvarında oluşan çatlağı farkeden Xavier, bu çatlağın kaynağını araştırmaya karar vermesiyle birlikte hayatının kendince tahammülfersa haliyle yüzleşir. Hem duvardaki hem de hayatındaki çatlağın kaynağını çözmeye karar veren Xavier kendini bir şekilde Yeni Zelanda’da bulur. Espirili, absürt ve hatta grotesk bir anlatım tarzı olan bu kitap keyifli bir okuma vaad ediyor. Öte yandan, kendi seçimleri sonucu yaşadığı hayattan ve evliliğinden bunalan orta yaşlı erkek karakterin suçu eşine ve dünyaya atıp “başka sulara” yelken açması durumu, gerçek hayatta olduğu gibi, biraz sinir bozucu. Tabi ki, bu duruma sinirleniyorsak aslında kitap başarılı yazılmış diye de düşünebiliriz. Keyifli okumalar.
Happé et séduit par l'originalité de son roman primé "Le liseur du 6h27", j'étais prêt à tout autant d'originalité de "La fissure". Oui, c'était sorti des sentiers battus, mais non ça n'était pas pour autant intéressant. Une histoire autour d'un nain de jardin, c'est peu commun. Quand il parle, encore moins, mais c'est là que le décrochage commence tranquillement. Sans vouloir trop en dire pour ne pas révéler ce qui a d'ailleurs peu à révéler, "La fissure"déçoit. Une fois le livre terminé (enfin), je pensais à son fils, son épouse, sa voisine. L'auteur nous laisse sans rien expliquer, rajouter, sans nous projeter dans le futur, ne serait-ce qu'un mois. Au lieu de cela, cet homme, perdant tout le long du roman découvre à la toute fin pourquoi il est un looser. Et bien, il le demeure tant qu'à moi. Un looser lâche, une mauviette sans conviction dont la fin soi-disant heureuse magnifie son manque de couilles. Petit homme.
3,5 pour moi. Le meilleur reste le liseur du 6h27. Mais JP Didierlaurent a toujours des idées originales comme thème de ses romans. Un nain de jardin, une fissure dans un mur et tout un monde s'écroule...
Yazık, keşke meşhur kitabı 6.27 Treni ile başlasaymışım. Tanıtım bülteninde yazan varoluşsal sorgulamalar, insan ruhunun derinliklerine sürüklenmeler ve fantastik ögelerle iç içe geçmiş yolculuk laflarıyla baştan çıktım tabi. Hele hele Yeni Zelanda’yı duyunca hemen başladım okumaya ama maalesef aradığımı bulamadım. Antipod üzerine simetrik bir yaşam kurgulamak fikri çok güzel hatta heykellerle iletişim kurma fikrine de bayıldım ama yazar altını dolduramamış. Holywood filmi senaryosu tarzında hareketler ve diyaloglar hele hiç olmamış. Editör bariz mantık hatalarını hiç mi düzeltmemiş anlamadım. Mesela sayfa 181de soyadınızı bile bilmiyorum diyen genç kadın sayfa 211’de önadını ilk kez telafuz ediyor. Spoiler olmasın diye diğer mantık hatalarına hiç girmeyeceğim ama çevirinin kötülüğüne değinmeden de edemeyeceğim. Fransızca anniversaire hem doğumgünü hem de yıldönümüne karşılık gelir. Sayfa 87de yıldönümü sayfa 90da yaşgünü olmuş üstelik aynı sayfada adam karısına ‘bende bir fincan çay alırım’ diyor (de bitişik yazılmış). ‘Open’a bile dipnotlarda ‘açık’ yazan yayıncı 15 Ağustos bayramını Noel ve Paskalyaya yakışır şekilde Meryem yortusu olarak çevirtebilirdi. Açıkçası Can Yayınlarına da güvenim sarsıldı. Beklentisiz alın okuyun da diyemiyorum zira ben plajda okudum
J’ai bien aimé mais moins que ces précédents romans. C’est drôle et ça fait réfléchir à la fois. Didierlaurent demeure un auteur que j’adore. J’attend son prochain ;)
Yazarin 6.27 treninden aldgim motivasyonla yola cikarak; bu konusunu da okuyunca buyuk bir heyecanla basladim ancak buyuk bir hayal kirikligi oldu. Baslangicta meraki arttirsa da 100.sayfadan itibaren cok zor ilerleyen bir kitap oldu. Daha kotusu son kisimlarda da hafif romantik komedi. Bu kadar orjinal konusu olan bir kitabin; yeteri kadar derdi olmadigi icin hayatta anlam arayisina cikan orta yas krizi profillerin kitaplarina donusmesi yazik olmus.
“Detectar esa grieta en la pared de su casa de capo a primera hora de la mañana de un fin de semana que se anunciaba bajos los mejores auspicios era cómo descubrir en un rostro de una belleza sin tacha una fea cicatriz disimulada bajo el maquillaje” ~ Conversaciones con mi enano de jardín de Jean-Paul Didierlaurent.
Xavier es un comercial de una tradicional empresa que fabrica y vende enanos de jardín. Posee con su mujer Angèle una casa de campo en la que pasan los fines de semana pero un día descubre que en una de las paredes asoma una grieta.
La aparición de la grieta provoca una catarsis en Xavier que se embarcará en una aventura en busca de si mismo acompañado por número 8, un enano de jardín descatalogado, con el que Xavier mantiene graciosas conversaciones.
Lo primero que me atrajo del libro fue su título. Sin embargo pensé que sería más gracioso de lo que realmente me ha resultado, aunque he de reconocer que mi sentido del humor es muy particular.
El libro está bien escrito, es entretenido y diferente. En forma de novela trata de abordar cómo todos tenemos una grieta en nuestro interior y el viaje que a veces emprendemos para autocurarnos o aprender a vivir con nuestras propias grietas.
Magnifique et comique! Didierlaurent est encore une fois à la hauteur de mes attentes! Un roman pour le moins captivant qui, a l’image d’une fable, nous fait voyager et nous questionner sur la vie. C’est finement écrit, j’ai dévoré ce roman en moins de deux. Je l’ai vraiment adoré!!! Vivement le prochain.
Bizde çıkan ilk romanını okumuş ve sevmiştim. Farklıydı. Bu da sakin, meltemli bir mizahla, Fransız filmi gibi başladı, bir süre sonra çılgınlaşmaya, bir cinnetin komedisine, delilik dozu arttıkça demlenip alevlenen maceraya dönüştü. Hikayenin göbeği (aşağı yukarı 70 ile 170. sayfa arası) harikulade komik, cesur, lunapark gibi bir edebiyat. Ne var ki kahramanımız Yeni Zelanda'ya geldikten sonra kitap klasik bir romantik komediye döndü ve öyle bitti. Endüstrileşmiş edebiyatın en iyimser durumu bu. Yoksa satmıyor, küresel getiri hayal oluyor. Okura gün batımına doğru yürüyen aşıklar gerek. Her hâlükârda yayınlanacak kitaplarını heyecanla bekleyeceğim bir yazar oldu Jean-Paul Didierlaurent.
Un libro muy irregular. Cuesta meterse en ma narración, la parte intermedia está muy bien escrita, es divertida y llena de ritmo. Al final vuelve un poco a decaer. En francés El título es 'La grieta', más trascendente y menos infantil que el que se ha puesto en la versión española. No entiendo muy bien esa traducción.
Muy buena narrativa. Una historia muy bien construida y concisa. Los personajes y acontecimientos estan bien elaborados pese a estar a un límite de imaginario y real. Lo que más me gustó es que al final TODO cobra sentido. Es decir, 200 páginas se explican en 1 solo al último. En otras cosas, en giro de eventos y la evolución de las historias es muy buena !
Küçük bir çatlak ve ardından gelen koca bir aydınlanma, sorgulama… Herkesin hayatında göremediği, farkında olmadığı ama ‘orada bir yerde’ olan çatlaklar vardır. Bir çatlağın yarattığı keşif bekliyor okurları bu kitapta📘
A años luz de El lector del tren de las 6:27. Empieza el libro tratando de copiar el mundo literario de Tom Sharpe y se pierde. Pierde el humor y la historia parece no saber qué camino seguir.
Le début est un peu lent et puis on se laisse prendre à la recherche de Xavier Barthoud, à sa douce folie et on le suit dans son voyage avec son nain de jardin.
Pas mal mais un peu loufoque: l’histoire d’un mec qui se met à communiquer avec son nain de jardin et fait une crise existentielle, part à la recherche de sa fissure à l’autre bout du monde
Küçücük anların ve durumların insanda sebep olduğu farkındalıkların etkisini okudum kitapta. Bu farkındalıklar belki bilinçli farkındalıklar değil ama insanın haraket duygusunu tetikledikleri çok belli . Okurken çok keyif aldım , cüce ile olan içsel yada ‘dışsal’ konuşmaların zamanla karışıp kimin cüce kimin ana karakter olduğunun çok da net olmadığı kısımlar da güzeldi. Keyif aldım.
Que bien escribe este autor,da igual lo que te cuente , te mete en la historia!. Un libro buenísimo , muy visual, muy rápido, muy divertido, muy original y que te atrapa de principio a fin.
Xabier m'a déconcerté. Le livre m'a déconcerté. J'ai lu le roman comme si c'etait une fable mais je ne suis pas sûr de sa morale. Tout comme Xabier porte son passé d'adolescent, ne portera-t-il pas ses 30 années de vie laboral? Jusqu'où est-il possible de renaître?
This entire review has been hidden because of spoilers.