Balkanların bir parçası olarak hala bir vampir kahramanımızın olmaması tuhaftı doğrusu. Artık bir Osmanlı vampirimiz var. Öteki'leri bol Osmanlı tarihine bu kez de vampirler dahil oluyor. 19. yüzyılda doğup günümüze kadar yaşıyor olmanın zengin hatıra ve tecrübelerine sahip bir vampir bu. Erken ölmüş bütün “rock star”lar gibi o da hâlâ 27 yaşında. Üstelik köçeklik yapması söz konusu bu hatıra ve tecrübeleri hayli renkli kılıyor. Resimli tarih kitaplarına özgü canlı kanlı sahnelerle, sürükleyici bir anlatımla ilerleyen eğlenceli bir roman Osmanlı'da Bir Vampir. Kitabı bitirdiğinizde kahramanın yeni maceralarını merak ediyorsunuz.
- Murathan Mungan
Mehmet Bilâl, “çok satanlar” üslubunu mizahı, argosu, jargonuyla harmanlayarak gerçekten bir solukta okunacak bir roman yazmış. Her vampir çalışmasında karşılaşacağımız kimi klasik ayrıntıları da atlamamış; onları bu topraklara özgü anlatmış.
- Küçük İskender
Ve o kadar sevdiriyor ki kendini bu vampir, dediğim gibi sıradaki macera için sabırsızlanıyorsunuz. Mehmet Bilâl elini çabuk tutsa iyi olur, aksi halde Stephen King'in “Misery”sindeki gibi kendisini rehin alıp yeni Béla romanını yazdırmaya niyetli fanatik okurları olduğunu biliyorum!
- Asu Maro
Bir öteki hikâyesinin anlatıldığı kitapta Béla, yeni yaşamla nasıl mücadele edileceğini biraz küstahça belki ama hiç karmaşık hesaplara girmeden anlatıyor. Yaşlı adamla olan çatışması dozunda; bir ötekinin dünyayla, bir oğlun babayla çatışması gibi veriliyor. Diğer vampirler gibi itici değil, aksine sempatik, duygusal ve neredeyse gerçek hayatta olsa arkadaş olmayı isteyeceğimiz bir karakter. Hele Béla'nın, aşkını cümlelere döktüğü cümleler edebiyatla fantastiğin birbirine nasıl da yakıştığının en iyi örnekleri.
- Nihan Bora
“Üçüncü Tekil Şahıs”, “Adresinde Bulunamadı” ve “Üvey” gibi kitaplarıyla tanıdığımız Mehmet Bilâl şimdi heyecan verici bir kitapla yeniden okur karşısında. “Béla: Osmanlı'da Bir Vampir” cesur ve tutkulu bir proje. Mehmet Bilâl'in sohbetimiz sırasında çaktırmadan müjdelediği gibi bir fantastik roman dizisinin de ilki…
15 Mayıs 1962’de İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji bölümünü bitirdi. Stuttgart Üniversitesi’nde Germanistik ve Politika dersleri aldı. 1980’li yıllardan itibaren ilk öykülerini yayınlamaya başladı. Çeşitli dergilerde muhabirlik ve sayfa sekreterliği yaptı, reklam yazarı olarak çalıştı. 2001 yılından itibaren serbest yazar olarak çalışmaya başladı. Dizi senaryosu yazıyor, şarkı sözü yazıyor, çeşitli basın yayın organları ve internet ortamlarında sinema, müzik ve edebiyat üzerine yazılar yazıyor. İlk romanı Üçüncü Tekil Şahıs 2003 yılında Tavanarası Yayıncılık, ikinci romanı Adresinde Bulunamadı 2005’te, Üvey adlı öykü kitabı 2010’da Everest Yayınları tarafından yayımlandı. Türk pop müziği üzerine yazdığı yazılardan oluşan Türk Hafif Yazıları adlı deneme kitabı 2007’de www.altkitap.com sitesinde yayımlandı. Üvey adlı öyküsü 2008 yılında Step-son adıyla Akashic Books’un “Istanbul Noir” ve Oxygen Books’un “city-pick Istanbul” seçkilerinde, Bağımlı adlı öyküsü “Murathan Mungan’ın Seçtikleriyle Kadınlar Arasında” kitabında, Form adlı öyküsü Ayşe Akaltun’un Erkekler adlı kitabında yer aldı. Osmanlı’da Bir Vampir Béla ve Osmanlı’da Bir Vampir Günah romanları 2018’de okurun karşısına çıktı. Yazdığı ilk tiyatro oyunu "Bahane" Aralık 2019'da seyirciyle buluştu. Merhum Nasıl Bilirdi romanı 2020'de yayımlandı. Murathan Mungan'ın Seçtikleriyle Erkekler Yalnızlıklar adlı seçkide Kiralık Oda adlı öyküsüyle yer aldı.
Güzel ama eksik bir roman. yani elimizde Osmanlı Istanbul'unda terör estirebilecek, neler neler yapabilecek bir vampir var ama başına gelenler, yaptıkları (köçeklik) daha çok vampir parodisi gibi. Kaçırılmış bir fırsat diyebilirim bu kitap için. Çok daha güzel, müthiş bir roman olabilirmiş.
Öncelikle içerikten bağımsız olarak, yazarın tarzını sevdiğimi ve kitabın gayet akıcı olduğunu söylemeliyim.
Ancak; Elinde "Vampir" gibi ağır bir karakter ve Osmanlı D. gibi zengin tarihi bir kaynak varken, Başka seçenek yokmuş gibi, köçeklik ve vampirliğin harmanlanması bana cidden komik geldi. Özellikle köçeklikle ilgili ayrıntıları neredeyse sayfa atlayıp okudum.
Karakterler arasındaki ilişkiler kopuk, ağır bir anlatım yok, aksiyon desem o da yok .. Kısacası malzeme iyi seçilmiş ama zayıf bir kitap.
Toplumsal normlara tepki duyduğu için köçek olan karakter tercihi anlaşılır geldi. Romanda köçeklik kimliğinin az bile irdelendiğini ve karakterin de bu kimliği az sahiplendiğini düşündüm. Yazarın vampirlere olan ilgisi, Üçüncü Tekiş Şahıs'taki Semih karakterini kurgularken vampir benzetmesi yapmasıyla da kendini göstermişti. Vampir temasının işlenişi bir yerde tıkanıyor. Coming of age, kendini keşfediş, bu yolda aileye başkaldırı, dostluk, yalnızlık, aşk gibi alt konuları işleyen YA türünde bir kitap olarak düşündüm. Kölelikle ilgili yazılan "Çarnaçari" başlıklı pasajda görüldüğü gibi, iyi yazılmış pasajlar var: "1847'de yayımlanan bir fermanla yasaklanana kadar, Osmanlı'da kölelik savaşlardan ve insan ticaretinden besleniyordu. İngiltere'den sonra köleliğe son veren ikinci ülke olan Osmanlı'da, yüzyıllar içinde çok yaygın ve kârlı bir işe dönüşen köle ticareti, insan kaçakçılığı, hediye ve bizzat ailelerin evlatlarını satmalarıyla gerçekleşiyordu. Bu işin yagınlığı ve kârlılığı, Lale Devri'nde hüküm süren, üretimi, dünyanın dört bir yanından yapılan ithalatı, iki bini bulan çeşidi ve karaborsasıyla baş döndürücü bir sektör haline gelen lale ticaretiyle kıyaslanabilirdi belki de. ...Bazen efendinin kölesini evlat edinmesi veya onunla evlenmesi de bir özgürlük yöntemi olarak işliyordu. Ama bir kölenin özgürlüğüne kavuşmasının yollarından biri öldürülmesi değildi. Bizim evde de iki köle vardı ve yemeyen, içmeyen, konuşmayan, benim büyülerimden bile etkilenmeyen, hiçbir yolun kâr etmediği bu iki zebaniden tamamen sıkılan Paşa, sonunda çareyi onları öldürmekte bulmuştu." ...biraz daha sadeleştirilip, bu kısımla başlamasını isterdim, daha gizemli ve tarihsel bir atmosfer yaratılmış olmasını dilerdim.
Bèla, 27 yaşında, yaşam diye önüne konulan zorluklarla boğuşurken şans eseri onu vampir haline getiren Beybabası ile birlikte, doğduğu Balkan topraklarından İstanbul'a getirilen genç bir adam. 1820'lerin sonlarında, Tahtta padişah 2. Mahmut'un olduğu İstanbul'sa yeni bir "hayat"a başlıyor.
Kitap, bir tarihi roman, bir vampir romanı ya da bir aşk romanı olarak okunabilir. Yazar hepsine uygun bir tavır sergilemiş kitap boyunca. Ama tarihi bilgiler günümüzde anılarını yazan bir vampirin kaleminden çıktığı için olsa gerek zaman sıralamasına uymadan bugünün tabir, tanım ve araçları ile 1800'leri anlatan bir kurguyla sunuluyor. Yani Bèla, daha benzin motorlu otomobiller kefşedilmeden önce, sıfırdan yüz kilometre hıza çıkan bir otomobil gibi hızlanabiliyor; ya da elektriğe tutulmuş gibi sarsılabiliyor, filan...
Harika ve ilginç bir konu ve yetenekli bir yazar, ama bazı hikâye seçimleri ve fazlasıyla gösterişçi betimlemeler beni kopardı aralarda. Kesinlikle okuruna göre okunup yargılanmalı.
27 yaşında, ergenlik bunalımında bir vampir. Köçeklik de tuz-biber oluyor hikayeye. İlginç ama sığ kalmış bir konu, yarım kalmış bir şeyler var anlatımda. Olmuş denemiyor maalesef.