Avangard Yayınları, Ahmed Sadreddin'in ilk romanını mutlulukla sunar. Bu roman, genç yazarın mesnevi-i manevisidir. Bir Ayrılık derinlik, samimiyet ve muhabbet gibi kadim değerleri tanımayan modern zamanda dostluğu, bilgeliği, inceliği arayan bir avuç insanın saklı hikayesi. Fahri yalnız, sessiz, gönlü kabarık, kafası karışık bir ademoğlu. Yahya bir şeyhoğlu. Musa ise halk adamı. Küçük hayatlar, derya gönüller. Bakalım gönül deryasının tufanından kurtulabilecekler mi? Kurtuluş nerede?
Dindar bir adamın içi suçlulukla dolmadan yazabileceği, okuyabileceği, malayani olmayan dertleri olan bir adam roman biçimine sığar mı? Yazılabilir mi? Diyelim ki bu mümkün olsun, içimizden biri, yazarlardan bir yazar bu dünya üstü adamı layığıyla bize yansıtsın. Anlayabilir miyiz? Diyelim ki bu da mümkün olsun, biz okur olarak müthiş olalım, yazan da yazmasıyla ermiş olsun, bir dervişin dünyasını öyle bir netlikle aktarabilsin ki, kapılıp gidelim, kendimizi onun yerine koyalım, biz de bir yanımızla derviş olalım.
Son soru. Böyle bir karakteri yazabilecek kadar olaya vakıf bir adam, tutup da zamanını roman yazmakla çarçur eder mi?
Dili güzel, kurgusu fena değil ama konusu eh. Baş karakter ne kadar inkâr ederse etsin bence gayet de dikkat çekmek için kendini evine kapatan bir adam. Kitap bu adamın aynadaki yansımasıyla, çiçeklerle, en yakın arkadaşıyla konuşmalarını konu ediyor. Son bölümlere kadar dört yıldız vermeyi düşünmüştüm ama nedense sonunda bir aceleye gelmişlik hissettim, ağır ağır ilerleyen zaman birdenbire şaha kalktı sanki.
Günümüz edebiyatından hızlı okunan, az biraz düşündürücü ve dili güzel bir kitap okumak isteyenlere tavsiye ederim.