Yıldız Ecevit bu kitabı, her şeyden önce, modern romanın kurgu tuzaklarıyla dolu karmaşık dünyasında yolunu yitirdiğini düşünen okur için yazdığını söylüyor. Geleneksel okurla arası açık modern romana örnek olarak ise Orhan Pamuk'un Yeni Hayat'ını seçmiş.
Avangard estetiğin ürünü bir romanı okumanın nasıl bir şey olduğu, bu çalışmada Yeni Hayat Örneğinde deneyimleniyor, bir 'açık yapıt'ı çözümlemenin mantığı ve ardında yatan felsefe gözler önüne seriliyor. Ecevit'in bu kitabı, edebiyat estetiğinde görülen köktenci dönüşümü ve buna koşut olarak yeni bir yola giren edebiyat eleştirisinin geldiği yeri, sağlam bir teknik altyapı aracılığıyla anlatılıyor.
Bu çalışmasında, örnek romanın içinde okurla birlikte dolaşarak, metni beş ayrı bakış açısından çözümleyen yıldız Ecevit; bir yandan ayakları kuramların, yöntemlerin dünyasını sıkı sıkıya basarken, öte yandan kurmaca dünyanın yaratıcılığına bilinçle göz kırpıyor.
Nâdîde Yıldız Ecevit was a Turkish literary theorist, literary historian and writer.
Yıldız Ecevit completed her secondary education at Çamlıca Girls' High School in Istanbul. She graduated from the German language and literature department of Istanbul University Faculty of Literature. She received her master's and doctorate degrees at Hacettepe University and then at Ankara University for her comparative studies between Turkish and German literatures. Between 1986 and 2000, she taught at Ankara University. In 1996, she became a professor. She taught German literature, avant-garde literature and the 20th century world novel at Ankara University and Bilkent University.
She worked on the postmodern Turkish novel and especially on the works of Oğuz Atay, whom he described as “a genius artist who transcends his age.” Her review titled Ben Buradayım... is considered the most important review on Oğuz Atay and his novelism. In April 2021, his novel titled Cosmic Comedy, which he described as “This novel is the product of someone who spent a large part of his life compiling ‘information’: a literary researcher” was published.
Yıldız Ecevit, who had been undergoing treatment for lymphoma for a long time, died on June 22, 2021 in Bodrum, Muğla. Her body was buried in Gölköy cemetery on June 24, 2021
“İyi bir kitap bize bütün dünyayı hatırlatan bir şeydir (...) Kitabın kendi içinde olmayan, ama varlığını ve sürekliliğini kitabın anlattıklarıyla hissettiğim bir şeyin parçasıdır kitap (...) dünyanın sessizliğinden ya da gürültüsünden çıkarılmış bir şey belki ama o suskunluğun da gürültünün de kendisi değil.”
Edebî kitapları bitirdikten sonra birkaç kısa yazı ve eleştiri makalesi okumayı severim. Fakat bu kitaba dek hiç "bir kitap hakkında bir kitap" okumamıştım. İyi ki de okumuşum. Yeni Hayat'ın bu 4 farklı açıdan çözümlemesi ve edebiyat bilimine yapılan derinlemesine dalış bana çok şey kazandırdı.
Yıldız Ecevit'in inanılmaz akıcı diliyle su gibi ilerleyen kitap şu bölümlerden oluşuyor: Çağdaş Roman-Okur İlişkisi, Orhan Pamuk'un "Yeni Hayat"ı: Yapısalcılığın Işığında Bir Çözümleme Denemesi, "Yeni Hayat" Romanında Yapı, Anlatım, Biçim ve Dil Özellikleri, Tasavvuf Işığında "Yeni Hayat", "Yeni Hayat" Romanında Toplumsal Boyut ve "Postmodern Hiçliğin Burgacında" isimli espritüel bir geleneksel okur eleştirisi parodisi.
Kitap Yeni Hayat'ı merkezine alsa da birçok farklı yazar ve eserden alıntı yaparak aslında "Postmodern Hiçliğin Burgacında" sıkışmış, rahat okunur yol gösterici kitaplara alışmış geleneksel okuru bu hiçlikten çıkarmayı ve bir açık yapıtın nasıl okunması gerektiğini göstermeyi amaçlıyor. Aslında zamanında Franz Kafka'nın Dava'sına neden nefret kustuğumu da iyice anlamış oldum: geleneksel okur gözlükleriyle okumakta ısrar ettiğim için. Orhan Pamuk ve Yıldız ecevit bana bu gözlükleri çıkarttırdı ve kelimelerin izini sürmeyi öğretti.
Kitap boyu alıntıladığım birçok yer ile neler öğrendiğimi özetlemek istiyorum:
"Özellikle 19. yüzyıl gerçekçi romanının, nerede, ne zaman ve ne den sorularına açık bir yanıt oluşturan biçim / içerik dokusu, Newton fiziğinin edebiyat estetiğindeki uzantısı görünümündeydi. Dış yaşam/somut gerçek hiç de o kadar somut, sarsılmaz, sağlam ve mantıklı değildir modern fizikte: Einstein fiziğinde zaman eşit aralıklarla çizgisel akmamakta, ışık hızına göre değişmekte; madde ya da uzam ise, yine farklı koşullarda farklı görünümler vermektedir. Heisenberg, atom içi ilişkilerde, parçacığın hızı ve kütlesinin aynı anda ölçülemediğini söyleyerek, maddeye belirsizlik katmış, ona aşkın bir boyut getirmiştir. Yeni fizik, dünyanın alışılagelen görünümünü tümüyle değiştirmiş, içinde yaşadığımız uzamı kuşkulu kılmış, değişmez bir akış içindeymiş gibi görünen zamanı göreceleştirmiştir."
""Goethe ve 1001 Gece" başlıklı çalışmasında Katharina Mommsen, Batı'da 18. yüzyılın başlarından bu yana "Binbir Gece Masalları"nın fantastik edebiyatın baş yapıtlarından biri olarak görülüp birçok yazarı etkilediğinden; buna karşılık içlerinde Türkiye'nin de bulunduğu Ortadoğu ülkelerinde bu masalların çağdaş yazarlar tarafından ciddiye alınmadığından şaşkınlıkla söz eder."
"Ben kolaj yaparım. Birçok kitaptan pek çok şey alırım. Ama bundan rahatsız olmam(...) Önemli olan etki kaynağının altında ezilip ezilmemektir (...) Başka kitaptan etkileniyorum ama bu, ]ames ]oyce'un dediği gibi bir köprü yalnızca. Ben gaza basıyorum, kendi irademi dayatıyorum, bir sanat eseri yaratıyorum (...) Nereden ne almışım önemli değil."
"Bir edebiyat yapıtı "gizli kalmış bir anlama, yazardan da gizlenmiş bir gerçeğe ulaşma çabası"dır özde."
"Belki de yazarın yazarken bulmaya çalıştığı bir olgudur anlam."
"Hoca'nın başkası olmak isteği, ltalyan köleye dönüşmesiyle -belki de Batılılaşmasıyla-son bulur. Belki de Doğuluların Batılılaştığı, Batılıların Doğululaştığı eytişimsel (diyalektik) bir süreçtir dünya tarihi; belki de Doğu ve Batı ayrımı, insan temelinde düşünüldüğünde bir yanılsamadır yalnızca"
"Bu edebiyat, okurunu yaratıcı olmaya zorlar; salt duyguların değil, aklın odakta olduğu bir eylemin içindedir okur; edebiyat ürününün ana yapıtaşıdır o artık; edilgin değil, etkindir."
"açık yapıt kitap bitince sona ermez, okurda oluşmayı sürdürür; yapıt ve okuru birbiriyle bütünleşir."
"Bir tren tarifesine bir trenin kaçta kalktığını öğrenmek için değil de, modern yaşamın hızı ve karmaşıklığı üzerine genel düşünceler geliştirmek için göz atarsam onu edebiyat olarak okuduğum söylenebilir."
"Üstelik romanın daha ilk sayfasında ışık sözcüğünün beş kere kullanılması da neyin nesidir? Kitaptan ışık fışkırmaktadır. Işık, aydınlanma ve kutsallık çağrıştırmaktadır. Acaba bu bir ipucu mudur? Dikkat etse iyi olacaktır. Bu deneyimli okur büyük bir olasılıkla, "Yeni Hayat" romanının son sayfasında da kitaptan ışık fışkırdığını saptayarak, yazarın romanını bir ışık parantezine aldığını düşünecek, mistik izleği göz ardı etmeyecektir"
"Dolayısıyla, romanın kişilerinden biri olan Rıfkı Hat'ın yazdığı Kitap'ın içeriği ile Orhan Pamuk'un yazmış olduğu "Yeni Hayat" romanı birbirinin içinde, iç içe bakan aynalar örneğinde olduğu gibi sonsuza dek yansıyıp gider."
"Buradan da, kurmaca dünya ile somut dünyanın aynı olduğunu, giderek de, nasıl yazı/kitap/kurmaca yaşamın kendisiyse, yaşam da kurmacadır sonucunu çıkarabiliriz."
"Buradan yola çıkarak, yazarın, karşıt görünümdeki mistik ve dünyasal gösterilenleri eşit ağırlıklı olarak yan yana sergilemeye çalıştığını, bu dünya ile öbür dünyanın aynı göstergenin yalnızca farklı gösterilenleri olduğunu söyleye biliriz."
"Belki de aranan giz budur: AN'la bütünleşmek, onu zorlamadan ka bullenmek, mutluluğu AN'da yakalamak."
"Derin Anlam: Yaşam, (...) tüm boyutların bir aradalığından oluşan gerçeğin asal zamandaki görünümüdür; karşıtlıklar, gerçeğin doğrudan kendisidir. (...) Romanın, gerek biçim gerekse motif düzlemindeki ana ilkesi 'karşıtlıkların eş zamandaki birlikteliği'dir."
"Roman yazmak değil, roman kurmaktır artık söz konusu olan. Önemli olan, söz sanatlarının çarpıcı kullanımıyla oluşturulmuş, etkileyici, şiirsel metinler ortaya koymak değildir; dil kullanımı, romanın belirleyici bileşeni sayılmamaktadır çağ edebiyatında."
"Rastlantının gizli düzeni"ni (YH.268) sergiler Pamuk romanında; materyalist felsefenin rastlantısı ile mistik görüşün gizli düzeni metinde çakışır."
"Yeni romanların anlatıcısı, metnini yabancılaştırmak, onunla okuru arasına mesafe koymak için elinden geleni yapar. Çağdaş romancı için sanat, gerçeklerin yabancılaştırılarak anlatılması demektir; yazar gündelik gerçeği yıkarak, onu yabancı kılarak, alışkanlıklarla sıradanlaşmamış yeni/özgür/özgün bir gerçeklik için ortam hazırlar; bu yeni gerçekliği yaratacak olan ise okurdur"
"Birey nesnenin kendisinden soyutlanmıştır. Belli bir ilişkiyi ancak onun imgesiyle kurabilmektedir . Imge daha önceki mitos oluşumlarında onun dili idi. Oysa şimdi 'gerçekliği' halini almaktadır." Çevresinden kopmuş, gerçeği medyatik yolla dolaylı olarak kavrayan insanın yeni gerçekleridir imgeler, gerçeğin yerini almışlardır."
Ünlü bir avangard ressama, yapıtındaki bir figürün "ne demeye geldiği" sorulduğunda, verdiği yanıt bu bağlamda modern edebiyatın imgesi için de geçerlidir: "O bir şey demek değildir, onun kendisi bir şeydir!"
Umberto Eco kütüphaneyi, "bir çeşit deneyim protezi ( .. .) insanın belleği (. .. ) T anrı'nın vekili, "21 diye adlandırır; "T an rı'nın varolduğunu düşünürsek, o her şe y i bildiği için bir çeşit kü tüphanedir , "22 der.
"Orhan Pamuk, bir ayağı Dante'de bir ayağı Rilke'de olan ve daha önemlisi bunu söyleyen bir romanla 'güneşin altında yeni bir şey olmadığını', dolayısıyla yeni bir hayatın olmadığını, dolayısıyla 'Yeni Hayat'ın olmadığını, metinlerarası bir metin olduğunu," söylüyor.
Kurmaca-gerçeklik. Kurmaca gerçeklik romanda somut gerçeklik kadar gerçektir. O kadar ki, 15. bö lümde lbni Arabi ve Dante'den yaptığı alıntıların arasına "Kara Kitap"ın roman kişisi Neşati olduğunu sandığımız 'Neşati Akkalem'den bir alıntı koyar Pamuk (Bkz. YH.240). Neşati de; ana kişinin, "Yeni Hayat"ın bir yerinde yazısına göz attığı "Kara Kitap"ın yazar roman kişisi Celal Salik de (Bkz. YH.20), Dante ve lbni Arabi kadar gerçektir roman dokusu içinde.
"Söylenecek yeni bir şeyin olup olmaması önemli değildir çağın romancısı için; önemli olan, bu eski malzemeden yola çıkarak yeni bir yaratı ortaya koymaktır; çağdaş sanat yapıtının bir kurgusal eğilimidir metinlerarasılık"
"edebiyatın kendini anlatması, kurgulamasıdır üstkurmaca; "
"Yaşamında bundan sonra mucizelere yer yoktur onun, mucizenin yaşamın kendisi olduğunu biliyordur artık."
Gerçekten de iğneyle kuyu kazarcasına oluşturulmuş metin lerdir Pamuk'un romanları. Dil kullanımında kendisi için öl çünün '' Joyce, Proust, Woolf , Faulkner ya da Nabokov," gibi dili karmaşık kullanan yazarlar olduğunu söyler; " bizde pek sade, pek basit diye yıllarca övülen Hemingway ile Steinbeck"in dil kullanımım kendi dil anlayışına aykırı bulur Pamuk. Türk romanından ise "AH. T anpınar , Yu su f Atılgan ya da Oğuz Atay başka bir düze y de de Kemal T ahir ya da Y aşar Kemal hiç kul lan [mamışlardır] bu orta malı olmuş yavan dili."
"Yaşam da Tanrı'nın kelamıyla -sözcükleriyle- oluşan bir kurmacadır, tıpkı roman gibi. (Ol.)"
dünyada yaşananlar , ancak dünya dışı bir boyuttan, T ann'nm bakış açısından izlendiğinde bir anlama sa hip olabilir; bizim yaşadığımız biçimde, asla! Y alnızca edebiyat bir 'bütün', bir 'anlam birliği' ortaya koyabilir ve bu da biçimde ulaşı lan bütünlükle olasıdır . Gerçek yaşamda ise bunlann hiçbiri yok tur .
Kuran'ın lsra Suresi'nin 13. ve 14. ayetleri, bu koşutluğu mistik düzlemde de pekiştirir: "Herkesin boynuna amelini doladık. Diril me günü herkes için bir kitap çıkaracağız, herkesin kitabı kendisine açık olarak erecektir. Kitabını oku da, bugün kendi hesabını kendin gör denecektir .
Ana kişi "kitabı okuya okuya [kendi] ol [maktadır} " (YH.162) . Kendisinin yaşamını içeren bir kitabı okuyarak kendisi olmak, varoluşun mistik düzlemde gerçekleşmesinden başka bir şey değildir: Yazgıyı yaşama geçirmektir bu;
"Bunlardan biri kitabı binlerce kez okumaktan başka bir şey yapmaz; bir diğeri odasının du varlarını kitabın sayfalarıyla kaplar; kimisi ise yalnızlığa çekilir, ciddi bir bunalımın eşiğine gelir. "Bunlar ne kadar benim ruh kardeşlerimdir çıkartamadım," (YH. 145) der ana kişi. Kitabı okuyup özüne inemeyen, ibadetleri biçimcilikten öteye gi emeyen bu Mehmetler; isim simgeciliği bağlamında Mehmet Muhammed koşutluğundan yola çıkılarak Müslümanlar olarak da ele alınabilir. Mehmetler'in bir ortak özelliği de aynı Kitap'ı okuyor olmalarıdır. Ancak "Yeni Hayat" romanının bu Mehmetler'i -ya da Müslümanları- kozmik / evrensel gerçeği henüz kavrayamamışlar, -tasavvuf diliyle konuşursak-hakikate erememişler, şeriat* düzleminde kalmışlardır."
"Somut dünyanın temellerinin ne denli çürük olduğunu anlatan trafik kazası betimlemeleri, kaderin gerçekleşme anları dır. Bu aynı zamanda, parasız kalıp yoksullaşmak ya da toplumsal saygınlığın yitirilişi demek olabileceği gibi, sevilen biri nin ölümüyle yalnızlaşmak anlamına da gelebilir.
Ana kişinin yaşamının gizli simetrisinde önemli bir yeri vardır Viranbağ'ın; aynı zamanda romanın gizli/oyunsu kurgu öğelerinden biridir Viranbağ; ana kişi çocukluğunda ezberlediği ve unuttuğu bu tren istasyonunun adım anımsamaya çalışır roman boyunca
"Bunu kozmik dile çevirirsek; bilinçle bilinçdışının, özne ile nesnenin ayrışması demektir bu; evrensel bütünlüğün bozulmasıdır . Oysa doğada -hayvanda ve bebekte- özneler 'Ben' olduklarını bilmezler (. .. ) Özne, hendi dışındaki nesnelerle birdir; kendini onlardan ayrı biri olarak duyumsamaz."
"Onun ardından koşturduğu sır, özde sır diye bir şeyin olmadığıdır"
"Romanın sır olmayan bu sırrını Pamuk, bir yılanla sahneye çıkan melek rolündeki mayolu çadır tiyatrosu oyuncusuna söyletir: "Sabırsızlanmayın, hayata küsmeyin, kimseyi kıskanmadan bekleyin Hayatı severek yaşamasını öğrenirseniz, mutlu olmak için ne yapacağınızı da anlarsınız. O zaman yolunuz kaybolsun, kaybolmasın beni görürsünüz."
Tüm sır yaşamın içindedir: "Hayat buydu işte, ne oradaydı, ne de başka bir yerde, ne cennette ne cehennemde: Tam işte burada, bu anın içindeydi muhteşem hayat" (YH.99)
Ana kişinin romanın sonunda ulaştığı bilgelik, yaşamı olduğu gibi kabul edip ondan zevk almaktır.
Varlık birliğinin gerçekleştiği anlar, "Yeni Hayat" romanında ışık imgesiyle iç içe verilir. Nur lslam edebiyatında Tanrı anlamında kullanılır, tasavvuf dilinde, maddesel evrende görüş alanına giren Tanrı'yı dile getirir. Kutsal kitaplarda Tanrı peygamberlere nur biçiminde görünür.
Dante de "Yeni Hayat" isimli kitabında aynı koşutluk içinde yaklaşmaktadır ölüme. "Gittikten sonra kadınım yeni hayatına, / dil erkli değil bunu anlatmaya,' diye söz eder sevdiği kadın Beatrice'nin ölümünden. Ölüm onun için de "bir kutsal yolculuk"tur;55 "Tatlılar tatlısı ölüm, bana gel, haşin davranma bana, çok istiyorum çünkü seni; bak şimdiden rengini taşıyorum senin, " diye yakarır ölüme onu alması için.
Simge, birçok kavram çağrıştırır, çeşitli anlam katmanlarını devreye sokarken, alegorinin yalnızca tek bir anlam içeriği vardır.
Yapıtına tasavvuf rengi katmak isteyen yazarın bu dünyayı yabancılaştırmak istemesi ise, tasavvufun yalan dünya görüşüyle de örtüşür.
Birinci yolculukta ana kişi çokluktan/çevresinden uzak laşıp Canan'ın (ya da 'Hakk'ın') ardına düşer (Halktan Hakk'a). Sonra yolculuğu sırasında Canan'a rastlar, onunla birlikte sürdürür yolculuğunu (Hak ile Hak'ta). Daha sonra Canan'ı Dr. Narin'in konağında bırakıp tek başına 'Mehmetler'in ardında düşer, onlarla birlikte olur (Hak'tan halka/Hak'ta fani). Ölümüyle sonuçlanan yolculuğunda ise ana kişi gelişmesinin doruğuna ulaşır; tüm ülkeyi dolaşır, "Yeni Hayat" romanının gerçeği bilen aydınlanmış kişisi Süreyya Bey'le buluşur; gerçeği kavrar ve içinde yaşadığı toplumla bütünleşir (Hak ile halkta).
"Yeni Hayat" '17' bölümden oluşur. "Kara Kitap"ın da ilk bölümü, '17' alt bölüme ayrılmıştır. '17' ise, Hurüfilikte önemli bir sayıdır; her şeyin çift yaratıldığı görüşünden yola çıkılarak, kutsal '7' sayısının iki ile çarpımına -Kuran'daki gayri mükerrer harflerin toplamıdır bu-'fe', 'dal', 'va' harflerinin eklenmesiyle oluşur; buna muhkemat denir.
Metinde en çok kullanılan hutsal sayılar ise '3', '7', '19' ve katlarıdır.
Tasavvufun Bekabillah makamı da '3' aşamada tamamlanır ve enel Hak sözüyle noktalanır; 'Allah'ın hakkı üçtür' deyişi buradan yola çıkılarak söylenmiştir.
'19' sayısının ise lslamiyet'te Tanrı'nın simgesi olduğu düşü nülür. Besmele Arapçada '19' harften oluşur. Kuran'da '19' sayısının katlarının çok sayıda yer aldığı saptanmıştır. Örneğin Allah sözcüğü Kuran'da '2698' ( 19xl42) kez yinelenmektedir. '19' sayısındaki, en küçük tek sayı 1 ile en büyük tek sayı '9'un birlikteliği, Tanrı'nın 'tek' olduğunu ve evrendeki çokluk'un ise yine o 'tek'ten oluştuğunu simgelemektedir.
Pamuk mor rengi büyük ölçüde Canan'ın ve mistik yaşantının olduğu bölümlerde kullanır. Tasavvufta iç dünya yaşantısının rengidir mor.
Kırmızı, "Yeni Hayat"ın bir diğer kurgu katmanının, somut yaşamın, ya da tasavvuf diliyle konuşursak fani dünyanın rengidir. Kırmızı, maddenin, cinselliğin rengidir. Ruhbilim, kırmızının insana huzursuzluk verdiğini, onda saldırganlık duyguları ürettiğini söyler.
Çift katmanlı roman yapısı, renk simgesi düzleminde de vurgulanır. "Geçmişimin ve geleceğimin mor ve kurşuni renkleri"
Romanın ikinci önemli isim simgesi ise, Muhammed'in Türkçe söylenişi olan Melınıet'tir. Mehmet'in, romanda Canan'la yakın ilişkide oluşu ve ulaştığı bilgelik aşaması, onun mistik içerikli ismiyle uyum içindedir.
Romanın göksel içerikli simgesel isimlerinden ikisi de, aşk simgesi Venüs -ya da Zühre- anlamına gelen Nahit ile Boğa burcundaki '7' yıldızdan oluşan takım yıldızın adı olan Süreyya'dır.
"Yeni Hayat"taki toplumsal mozayiğin bir parçası da, kasaba alanlarındaki heykellerle (Y H.5, 74, 100, 181) metafor düzleminde dile getirilen içi boşalmış bir Atatürkçülüktür. Tüketim toplumunun maddeler cangılında oklarını bir bir yitirmekte olan Kemalizmin bu durumu, "Cumhuriyet, Atatürk, damga pulu havası" (YH. 100) sözünde vurgulanır, "kendini içkiye vermiş meyhane kalabalığına Cumhuriyet'i emanet etmiş olmanın güveniyle gülüms[eyen]" (Y H.211) Atatürk fotoğrafında taşlamaya dönüşür ve "Atatürk heykeline sıçan güvercinleri[n) ayıp la[ndığı] " (YH. 181) bölümde ise sarkastik bir renk alır.
Kimi yerde şiddetin kokusu metne somut bağlamda bir 'OPA kokusu olarak yayılır. Dr. Narin'in ajanları, duyanı tedirgin eden "o dehşet kokuyu" (YH.91) salarlar bir leitmotif gibi; baskı rejimi ve devlet terörü kokar OPA.
Dış görünüşüyle ve gelenek/görenekleriyle köktenci bir değişim geçiren toplumda, "asansör , döviz büfesi, bekleme odası" (YH.255) gibi yeni mekanlar oluşmakta, insanlar bu yabancı mekanlarda "kendilerini güvenlikte hissedebilmek için" (a.g.y.) birbirlerine düşmanca bakmaktadırlar.
Pamuk plastik torbayı tüketime yönelik maddesel bir yaşamın leitmotifi olarak kullanır.
Kendi ürününü, gerek oluşum gerekse pazarlama aşamalarında tümüyle denetim altında tutabilen bir zanaatkar için yabancılaşma söz konusu değildir; o yarattığı nesneye her aşamada egemendir. Oysa bir fabrika işçisinin üretimde oynadığı rol, ürettiği nesne kadar bile önemli değildir.
Yeni Hayat" romanı, çağın nesne egemenliğindeki yaşam biçimiyle koşutluk içinde, nesnelerle dolup taşar. Metnin soyut motifi yeni hayat da, aşkınlık simgesi melek de nesneleşir burada; karamela olur, çiklet olur. ldeolojilerin ise içi boşalmış, maddeden kalıplara dönüşmüştür; Atatürkçülük, alanlarda dikili bronz heykellerdir artık; göksel ideolojilerin melek'i ise fotokopi ile çoğaltılan resimlerdir.
Televizyon, romanda kapitalist yaşamın ana imgesidir. Pamuk, romanı boyuna televizyon-yaşam eşitliğini vurgu lamak için çeşitli teknikler kullanır. Kapitalist sistemin bu kamuoyu yaratma, ideoloji üretme aygıtı, giderek yaşamın kendisi olur metinde. Televizyon yaşam demektir; "Yeni Hayat"ta televizyonda varolunur.
Pamuk'un romanında sistem, her türlü devrim girişimini içinde öğüterek yok etmektedir; sistemin içinde, sisteme karşı düşen ideallerle varolmaya çalışmak ve başarılı olmak olası değildir. Pamuk, Dr. Narin'li bölümleri gerek kurgu, gerekse imge düzleminde masal öğeleriyle donatır.
1950'lerden sonra hızlanan karayolu yapımı, ülkede kapitalizmin yerleşmesinin de simgesi olmuştur. Karayolunun, kullanım olarak özel taşımacılığa yönelik olmasına karşılık, demiryolu tümüyle toplu taşımacılığı hedef alır; demiryolları Türkiye'de hala devlet tekelindedir.
devrim, "Yeni Hayat"ta bir ütopyadır. Pamuk, devrimci kahramanı Rıfkı Hat'a çocuk romanları yazdırır metninde.
Kendine kurduğu el değmemiş dünyasında, özgür/sağlıklı/mutlu yaşamayı sürdürür Süreyya Bey. Yalnız, gözleri kördür onun. Belki de, insanın böylesine dingin bir iç dünyaya sahip olabilmesi için önkoşul, bu kaotik gelişime gözlerini kapatmasıdır.
Pamuk'un, sisteme karşı direnmeyen, buna karşılık iç dünyalarında kendini geliştirmeye çalışan birey kişileri romanda ayakta kalır.
Avangard metinlere nasıl yaklaşacağını bilmeyen ve Yeni Hayat dâhil pek çok postmodern romanı anlamayan geleneksel bir okurum. Yıldız Ecevit'in bu çalışmasını hayranlıkla okudum. Geleneksel okurun çaresizliğini bundan otuz yıl önce fark edip bu kitabın "içinden fışkıran ışıkla" beni aydınlattığı için ruhu şad olsun. Edebiyat meraklıları için gerçekten doyurucu, yol gösterici, özenli ve titiz bir çalışma olmuş. Kitapla ilgili yapabileceğim tek olumsuz eleştiri bazı edebiyat terimlerinin yanlış yazılması. "Personification", yani insan dışındaki varlıklara insani özellikler yükleme "kişiselleştirme" olarak yazılmış. Doğrusu "kişileştirme" olmalı, üstelik bu hata ilk kullanımdan son kullanıma dek sürdürülmüş. Bir diğeri ise "stream-of-consciousness"ın karşılığı olan "bilinç akımı". Doğrusu "bilinç akışı" olmalıydı. Bu hataların değerli Hoca'ya ait olduğunu sanmıyorum, kitabı yayına hazırlayanların dikkatsizliği olsa gerek.