Deniz Poyraz’ın dumanlı öyküleri, aşkın ve yenilginin gürültüsü, bir bardak su… Sokaklar yorgun,insanlar kirli, uzun bir yaz akşamında geçiyor bitimsiz bir sonbahar. Emine’nin Yanında Konuşulmayacak Şeyler eski geceleri, çocuk aklında kalan yaraları, mahalle kokusunu anlatıyor. Üstümüzde gökyüzü, ufuklara karşı…
Son zamanlarda okuduğum en eli yüzü düzgün öykülerdi. Öykü adına okuduğum başı, sonu belirsiz, anlamını çözemediğim, kısacık metinlerden sonra başlıbaşına hikayesi, özenli bir kurgusu olan bir şeyler okumak iyi geldi. Bazı öyküler (Yara, Milenyum'a Girince Uyandı Babaannem) çarpıcı finalleriyle, "Kâşif" eğlenceli anlatımıyla, "Pul Biber Yangını" son zamanlarda bıkıp usandığım "Küçük Prens"e giydirmesiyle, "Fındıkların Altında" ince hüznüyle kalbimi biraz daha çaldı. Epeydir iyi bir öykü okumadım diyorsanız tavsiyemdir...
İsmiyle sizi yakalayan kitaplar vardır. “Emine’nin yanında konuşulmayacak şeyler” de onlardan biri oldu benim için. İlk defa kahkaha attım bir öyküde,tek cümleyle sarsıldığım öyküler oldu..o konuşulmaktan itina ile sakınılan,kapıyı kapattıktan sonra her sorun çözülmüşçesine eskiye dönülen şeyler var bu hikayelerde..
Deniz Poyraz kendi ifadesiyle “masallarla değil hakikatle büyümüş” genç bir yazar. Hakikatleri son damlasına kadar hissettirecek, yer yer sert, bence çok sağlam bir öykü kitabı “Emine’nin Yanında Konuşulmayacak Şeyler”.
içinde birbirinden güzel on adet öykü barındıran, lüleburgazlı hemşerim deniz poyraz'ın ilk kitabı.
tek solukta ve oturuşta bitti. o kadar sürükleyici ve o kadar da yalındı ki bir an bile duraksayamadım. kâh güldürdü kâh ise düşündürdü o güzel öyküler. ve de en önemlisi tüm öykülerdeki karakterler içimizden, bizden biri gibiydi. emrah serbes'in erken kaybedenler kitabını okurken aldığım tadın kat kat fazlasını bu kitaptan aldım.
Bu kitap, kendisini ilk gördüğüm andan son cümlesini okuyana kadar tüm varsayımlarımı çöpe attıran bir kitap oldu. Bu sebepten kendisine tuhaf bir saygı duyuyorum. *** Yanlış anlamalarım şuradan başlıyor: Kitap hakkında hiçbir fikrim olmadan gördüğüm “Emine’nin Yanında Konuşulmayacak Şeyler” başlığından bu kitabın bir çocuk gelişimi kitabı olduğunu zannetmiştim! Nihan Kaya’nın bahsettiği gibi çocukları birey olarak idrak edemediğimizden ciddi meselelerin onların yanında açılmamasına yapılan bir gönderme olduğunu düşünmüştüm. Ta ki Hülya Açılan, Okur Sohbetleri podcast bölümünde kitaptan bahsedene kadar. Anca öyle anladım ki bu kitap bir öykü kitabıymış. *** Pekâlâ, bunu anladık. Fakat kitabın ismi hala “Emine”li ve kapakta da ufak bir kız çocuğu var. “O halde”, diye düşündüm, “kitabın yazarı Deniz Hanım, kendi çocukluğundan yola çıkarak küçük kız çocuklarının ortak tema olduğu öyküler yazmış.” Sonra “Deniz Hanım”ı bir Googlellayayım dedim. “Deniz Hanım”ın “Deniz Bey” olduğu ortaya çıktı. Bir varsayım daha çöpte. *** Kitaba başladım. Öykülerin ortak teması kız çocukları falan da değil. Üçüncü öngörü de tutmadı. Dediğim gibi, ben bu kitapla ilgili tutan tek bir varsayımda bulunmayı başaramadım. Beni yendin “Emine’nin Yanında Konuşulmayacak Şeyler”. Helal olsun. *** Kitabı oluşturan öykülere illa bir ortak tema bulmak gerekirse, bu temanın hayal kırıklığı olduğunu söylerim. Hayal kırıklığı oldukça kuvvetli bir duygu, haliyle bu tema, öykülerin de duygu yükünün ağır olduğunu ele veriyor. Ben ilk bir iki öyküyü pek sevemedim ama sonraki öykülerde kitapla aramız epey düzeldi. Yine de şunu söylemem gerekir ki benim sevdiğim öykü tipi beni bu kadar duyguya boğmayan ve fakat kurgusunun zekice oluşuyla yahut elime sorgulayacağım meseleler tutuşturmasıyla yakalayan öyküler. Duygudaki ağırlığa rağmen bu kitaptaki öykülerin çoğunluğunu keyifle okumam benim açımdan bu öykülerin iyi olduğunun göstergesidir. *** Sözün özü, Çağdaş Türk öykücülüğü ile ilgilenenlerin bu kitabı da listelerinin bir tarafına iliştirmelerini tavsiye ederim. *** Sevgiler efendim.
Gayet fisek gibi sahane bi öykü kitabi. Birbirinden farklı karakterlerin toplumun birbirinden farklı sorunlarına kahraman olduğu, cogu zaman ters koseye yatıran, kendini okutturan bir kitap. Hakikaten "Emine'nin yanında konusulmayacak seyler"i yazmış yazar. Herkes değinmiş, ilk öyküde sicacak herhalde kitap demistim ben de, ama sonradan kendini iyi toparladı, o yüzden erken karar vermeyin derim. Yeni donem Turk Edebiyati'nda boyle ornekler görmek güzel bir his birakiyor.
Kurduğu dünyaların hepsi çok gerçekçi. Kimisine şahsi tercihler, tanışık olmama, öyle de dünyaların olduğunu kabullenememe gibi sebeplerle giremesem de, yazılan her öykünün arkasında, etten kemikten insanlar, kandan ve emekten kaygılar olduğunu gördüm, ve sevmediğim öykülerin de hakkını teslim edebildim.
karakterleriyle aynı fikirde olmuyor bazı yazar, o zaman ya karakterleri kendileri gibi konuşmuyorlar, yahut yazarın karakterlerden nefreti her satırda hissediliyor. burada, yazar, kendisi gibi düşünmediğini bildiği ve bize de hissettirdiği karakterlere karşı duyduğu merhametle kapatmış kendisi ve kimi karakterleri arasındaki mesafeyi.
en çok yuğ, kâşif ve (her ne kadar sonunu biraz derme çatma bulsam da) fındıkların altında öykülerini sevdim.
Akıcı bir dil, "anlatmaya değer" hikâyeler... İstanbul'un işçi sınıfının ve işsizlerinin yanında duran bir siyasal konumlanışa sahip Deniz Poyraz. Biriktirdiği öfkeyi doğru yere kanalize ettiğini düşünüyorum. Yer yer "hızlı" akan bir anlatıya sahip olması öykülerin okuru etkileme gücünü azaltmakla birlikte, Orhan Kemal'in 50'li yıllar İstanbul'u için yazdıklarının bir benzerini 2000'li yılların İstanbul'u için kaleme almakta Poyraz...
Hikayelerin hepsini sevdim. Duru bir dili, okuru zorlamayan ve sanat yapma kaygısıyla hırpalamayan bir üslubu var Deniz Poyraz'ın. Sokağı iyi bilen bir adam olduğunu hissettim. Gözlem gücü de iyi ve bence gözlemlerini kelimelere dökme konusunda da başarılı. Öne çıkan hikayesi "Yara" olmuş. Mıh gibi çakan bir hikaye. Ciğerdelen. Yazdıkça takip edeceğim bir yazar oldu diyebilirim.
Çok çarpıcı, yazarın ters köşeye yapan öyküler var içerisinde. Özellikle “yara” beni çok sarstı, içimi acıttı, öfkemi çoğalttı. Öykülerin arasında en’lerim “Pul biber yangını” “Yara” “Saliha”
İlk öyküden sonra pek beklediğimi bulamayacağımı düşünmüştüm ama ince ince sızlatan çarpıcı öyküler de içeriyor kitap. Saliha ve Fındıkların Altında benim için en etkileyicileriydi. "Mahalle kokusu veren öyküler" diye tanımlamış ekşisözlük'te birisi. Gerçekten öyle. Çocuk gözünden anlatımını özellikle başarılı bulduğum, takibe alacağım bir yeni yazar oldu Deniz Poyraz.
Emine'nin Yanında Konuşulmayacak Şeyler; Türk edebiyatında ticari kaygıyla üretilmiş bir çok kitap gibi 'ne kadar çok satış, o kadar başarılı kitap' düşüncesinin egemen olduğu günümüz edebiyat piyasasına dahil değil. Edebiyatı en verimli şekilde kullanan, anlatmak istediklerini kâr kaygısından azat eden, gündelik hayat içinde yanından öylece geçip gittiğimiz birçok şeyi bize görünür kılmak için öncelikle bizleri olayın içine birer seyirci halinde dahil eden bir eser. Öykünün best seller kitaplarına tercih edilmesini sağlayacak bir kitap olduğunu düşünüyorum. Bir yandan, tabiri caizse bir solukta okunacak bir kitap; diğer yandan her öykünün sonunda derin bir nefes almak ihtiyacı doğuran bir yanı da var. Alt tabakadan insanların gündelik yaşamının olanca açıklığıyla anlatıldığı 10 farklı öyküden oluşan kitap bence ne bir şeyi eksik bırakıyor, ne de her şeyi kendisi belirliyor. Öyküler arasında karakterleri birbirine benzetmeniz gayet doğal, ve hatta etrafınızdan birilerini anlattığını düşünebilirsiniz fakat Poyraz'ın hikayelerinin kahramanları en yalın tabiriyle 'biz'dir. Proleter kesimin şaşaalı(!) hayatını olanca kapsayıcılığı ile bizimle buluşturduğu için her öyküde mutlaka karakterlerden biri siz olursunuz. Popüler kültürün tekdüzeleştirdiği edebiyat coğrafyamızda öykünün (hatırlanmasını demiyorum) yeni baştan doğmasını sağlayacak kudrete sahip olduğunu düşünüyorum. Bir yandan keyif almak diğer yandan da hayatın gerçekleriyle yüzleşmek isterseniz muhakkak okumalısınız.
"Küçük Prens'in koyunu çiçeği yedi mi sence, söylesene," yazıyordu. Kafam dolap beygiri gibi dönüyor, kainat üstüme üstüme geliyordu. "Küçük Prens’in güttüğü koyun kadar benim siktiğim çoban var," yazdım cevap olarak. Gönder'e basamadan elimden düştü telefon, kiremitlerin arasına yuvarlandı. "Beceriksiz herif," dedi bir yanım. Kafayı çevirip öbür yanıma baktım. "Senden bir bok olmaz," dedi o da. Kendi yanlarım bile benden yana değildi.
Yanlardan yana fayda yoktu madem, yüzümü göğe çevirdim ben de, yıldızlara baktım. "Ulan sarı velet," dedim, "Allah mısın şerefsiz! Ne işin var yukarıda!" Galiba bağırıyordum... "Delikanlıysan yanıma gel! Koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derler!"
Veletten ses yoktu. Velet duymuyordu. Belki duyuyor, muhatap olmuyordu. "Normal," dedim. Velet prensti, ben tebaa. Düşe kalka yürüyüp çatının ucuna vardım. "Ora senin gezegeninse," dedim, "bura benim! Buranın da prensi benim!" Sinirden ayakkabılarımı çıkarıp velede fırlattım. Karşı binanın terasına düştü iki teki de...
Cigara sönmüştü. Ateşini tazeledim. Çiftliyi zıvanasına kadar sömürüp kağıdını çatır çutur erittim. Dumanı beş saniye ciğerimde tuttuktan sonra, Kurtuluş'un göğüne salıp azat ettim.
Her kitap gülüp geçilerek okunmaz. Bazı kitaplar durmanızı sağlar. Durup düşünmeniz gerekir. Okuduktan bir süre sonra aklınıza geldiğinde ağzınızda acı bir tat belirir.
Emine'nin Yanında Konuşulmayacak Şeyler de tam böyle bir kitap. İçinde 10 hikaye var ve okurken sanki 10 daireli bir apartmanda geziyormuş hissi yaratıyor. Karakterlerin birbirini andırıyor oluşu, aslında özünde bambaşka olmaları, ortak özellikleri kitaba daha çok bağlanmamı sağladı. Bazen konuşma diliyle yazılması yazarın bize karakterlerini sevin, bakın o da sizin gibi biri demek istiyor gibiydi. Başardı da, hepsi ayrı ayrı yer etti kalbimde. Deniz Poyraz her hikayenin son paragrafını öyle bir yazmış ki diğer hikayeye geçmekte biraz zorlandım. Durup nefes almam gerekti.
Kitabın ayracının köşesinde Türkçe Edebiyat yazıyor ve hakkını da vermiş bence. Eğer kaliteli bir öykü kitabı arıyorsanız hiç düşünmeden Deniz Poyraz ve onun eşsiz karakterleriyle tanışın.
Öykülerin dili çok güzel, çok akıcı ve sürükleyici. Ülkemizin her daim tazeliğini ve şiddetini koruyan bitmek bilmeyen toplumsal sorunlarını güzel aktarmış. Öykülerdeki sürprizli sonları sevdim. Birkaç öykü konusu ve kurgusu ile daha çok ilgimi çekti. ''Kaşif'' en sevdiğim öykü oldu diyebilirim. Sondaki ''Mahalle'' başlıklı kısım güzel bir deneme olmuş. Tek tek evlere, mahalle sakinlerine odaklanıp, her hayattan her yazgıdan geçiverdik. Ama hep hüzün, hep acı, hep şiddet... Yine de umut bir sis bulutu gibi süzülüyor satır aralarında.
Okudukca gozumun onunde karakterleri en ince detayina kadar beliren, her konusanin ses tonunun farkliligini bile hissettigim, bunaltmadan yapilan o nazik betimlemeler sayesinde karakterler neredeyse oranin kokusunun burnuma geldigi bir kitap almisim megerse bilmeden. Cok icten, cok hisli oykulerle dolu. Iyi ki tanismisiz.
çok beğendim. çok çok beğendim. türk bir yazarın öykü kitabı olduğu için beğenmemek için çok sebebim varken hayran kaldım diyebilirim. ilk öykünün üslubunu beğenmeyince moralim bozulmuştu. ama ilerleyen öyküler o kadar başarılı çıktı ki. hem de oldukça iç gıcıklayan konulara sahip olmasına rağmen. çok güzeldi. 10/10 ⭐️
Kitabın ilk öyküsünde biraz sıkıldım, öfleyerek devam ettim ama diğer öyküler yazarın yeteneği konusunda ikna ediciydi. Çokça Mahir Ünsal Eriş’ten etkilendiğini düşünüyorum. Dili ironik, küfürlü ve akıcı.
Mahir Ünsal Eriş'in Instagram'dan tavsiyesi üzerine kitabı okumaya karar verdim. Yara öyküsü son zamanlarda okuduğum en en sert öykülerdendi. 91'li bir yazarın bu kadar derin konularda yazabilmesi de çok acaip.
Öyle hikayeler vardı ki öyküler o son cümlelerle yeni bir bağlama büründü. Storytel'de dinledim hepsini. Bir çoğunu da ev işi yaparken hem de. Aniden o cümleleri duyunca kafamdan aşağı kaynar sular dökülmüş gibi oldu. Yaptığım işi bırakıp duvara bakakaldım öylece. Öylesine vurucu hikayeler...
Küçük küçük öykülerden oluşuyor. Yazarın konuşma dili gözümde “harbi bir adam” ı canlandırdı. Öyküler de çok bizden. Emine’nin yanında hatta bizler yanında bile bazıları anlatılmayan, duyulmak istenmeyen imalar, sahneler var. Sahne diyorum çünkü dizi izler gibi okudum, her biri gözümde canlıydı.
Bir iki hikayede zaman kaymaları var gibi geldi ancak sürükleyici, bu olay yaşanmıştır dedirten hikayeler. Bazı hikayeler bana ağır geldi, “böyle insanlar keşke yaşamasa” dedim. Ne yazık ki daha kötüleri var tabii.