Bayıla bayıla okudum. Çalışmak ,depresyon, psikoterapi, politik mücadele kavramlarına bakışımı çok zenginleştirdi. Ayrıca Franco ''Bifo'', bir sürü alıntılarla da bahsettiği konularla alakalı kimler ne demiş çok güzel, tek tek anlatıyor.(Özellikle Baudrillard, Guattari ve Deleuze'den alıntı yapıyor en çok.) Çoğu şeye bakışımı gerçekten çok etkileyen bi kitap oldu.
İnsanların nasıl olup da işi ve çalışmayı bu kadar sevdiğini, işleri ile aralarındaki bağları daha iyi anlıyorum artık, kafamdaki bazı deli sorulara çok güzel cevaplar verdi ''Bifo''. Çok fazla terimlerle dolu bir dili var kitabın, hatta bazı cümleleri anlamak için defalarca okuma gerekti, bazı yerleri anlayamadım. Tekrar okumayı düşünüyorum bu nedenle. Birileri merak etse de öğrendiklerim hakkında konuşsak hani...
Bir de alıntı :
Sanayi fabrikaları bedeni kullanmış, bedeni ruhun montaj hattının berisinde bırakmaya zorlamıştı, böylece işçi ruhsuz bir beden gibi görünür olmuştu. Gayrimaddi fabrika ise bizden ruhumuzu -zekamızı, duyarlılığımızı, yaratıcılığımızı ve dilimizi- kullanılabilir halde tutmamızı istiyor. İşe yaramaz hale gelen bedenimiz isteksizce oyun sahasının kenarında dikiliyor, onu eğlendirmek, hoş tutmak için vücut bakımı ve cinsellik üzerinden işleyen ticari ağlara sığınıyoruz. Yalnız kalan ruhun bedenle bir bağı yoktur artık, onu yönlendiren otomatizmlerin bakımına bırakmıştır kendini.
--
Beş yıl aradan sonra ilave (oldukça kişisel) yorum
2015 yılında, üniversiteden mezun olmamın üzerinden bir sene geçmiş, kaygılarla doluyken karşıma çıkmıştı bu kitap. Hayatımla, mezuniyetimle, mesleğimle ne yapmam gerektiği sorularıyla doluydum; bu soruların büyük kısmı bana sorulan sorulardı ama o kadar çok sorulmuşlardı ki artık benim sorularım haline gelmişti. Ve mezun olmamın üzerinden üç ay geçip Psikolog olarak ilk işime girince, tüm bu soruların cevaplarının, aslında bedenimle ne yapmak istediğim sorusu üzerine temellendiğini fark ettim.
Bu kitabı okumamla, hayatım ciddi anlamda gidişat değiştirdi. Kendime başka sorular sormaya başladım. Neyi istemediğim gayet ortadaydı ama neyi istediğimi bulmak ve üstelik onun peşinde koşmak oldukça zorken, istemediğin şeyi yapmak gerçekten çok rahatlatıcıydı. Ama istemediğim şeyi yapmamak konusunda irade göstermeye başladım, mezun olduktan sonra her yılın bir yarısını çalışıp biriktirerek geçirdim, bir sonraki çalışmaya başlamam da param bitince oluyordu. Bazen çok darda kalıp, çirkin kostumler giyerek deterjan dağıttığım oldu. Ama kısacık bir çalışma bile, tüketim alışkanlıklarıma göre uzunca bir süre yetecek kadar kazanmamı sağlıyordu. En son 2017 yılında, çok isteyerek girdiğim bir işte altı ay çalıştıktan ve üzerimdeki etkilerini gördükten sonra, bir daha düzenli bir işe girmemeye -en azından tekrar isteyene kadar- karar verdim. Şöyle böyle derken, bir şekilde 2019 yılına kadar şehir hayatında çalışmadan yaşamayı bi şekilde başardım.
Fakat yine de, depresyon eğiliminden ve kaygılardan tam olarak kurtulduğum söylenemezdi. Sadece onların denetiminde yaşamamak için olanca inadımla direniyordum. Sonra bir şekilde, bu yaz yolum önce Kaz Dağları'nda yapılacak madene karşı sürdürülen direnişe düştü. Ardından da orada tanıştığım insanların yanına, üzüm toplamaya Çanakkale'nin köylerinden birisine geldim ve altı aydır da buradayım. Burada olduğum süre sonunda, bedenim ve zihnim arasındaki bağların ne derece zedelenmiş olduğunu fark etmem, en yoğun keşfim oldu. Sanki zihnim buraya geldiğimden beri, ciddi anlamda bedenime yerleşiyormuş gibi hisediyorum. Önceki dönemde yazdıklarıma baktığımda, bir şekilde hepsi bedenimin ve zihnimin iki farklı bütün olduğu kaygısıyla yazılmış şeyler. Bu iki bütünü kaynaştıramama kaygıma değinen bir şeyler var hepsinde. Mesela yazdığım bir şiire: ''İki kendi, biri ben biri beden'' diye bir isim vermem buna en keskin örnek. Şimdi dönüp bu kitaba beş yıl önce yazdığım yoruma baktığımda şu alıntıyı görüyorum:
Yalnız kalan ruhun bedenle bir bağı yoktur artık, onu yönlendiren otomatizmlerin bakımına bırakmıştır kendini.
Hala tam olarak bütünleşmiş olduğum söylenemez ama keşif sürecim gayet memnun edici bir doğrultuda ilerliyor. En azından günün büyük bir kısmında, bedenim neredeyse zihim de tam olarak orada oluyor- ki geçen sene en çok şikayetçi olduğum şeylerden birisi, uyumaya çalışırken düşüncelerimin hızından uyuyamamaktı; uyandığımda ise zihnim öyle hızlı düşünmeye başlıyordu ki, uyandığımı fark etmemden önce düşünmeye başladığımı fark ediyordum.
Şimdi kendimi bulduğum yerde, bu kitabın emeği oldukça büyük. Ve bu kitabı beş yıl önce okumuş olmama rağmen, öğrendiklerimi işleme ve anlama sürecinin hala bitmediğini görüyorum. Edebiyata, harflere, kelimelere; bunları kullanan, birbiriyle paylaşan insanların gücüne, hayatta inandığım her şeyden çok inanıyorum.