Halid Ziya’ya kadar, romancı muhayyilesiyle doğmuş tek muharririmiz yoktur. Hepsi roman veya hikâye yazmaya hevesli insanlardır. Ahmet Hamdi Tanpınar
Mai ve Siyah ve Aşk-ı Memnu gibi başyapıtların yazarı Halid Ziya Uşaklıgil’in öyküleri de romanları kadar önemli. Romanlarında daha belirli konular üzerinde duran yazar, öykülerinde Osmanlı’dan cumhuriyete uzanan süreçte değişen sosyal hayat üzerine gözlemlerini ve kendi hatıralarını çarpıcı tespitlerle bezeyerek aktarıyor. Bitmemiş Defter, Halid Ziya’nın öykülerinin konularına göre yeniden sınıflandırılmasıyla ortaya çıkan bir derleme. Yazarın belki de en başarılı olduğu karakterlerin, kadınların merkeze alındığı öykülerin toplamı. Ülkesinden kaçırılıp cariye olarak konaklara satılan kadınlar, kocasını öldürenler, sanatçı kadınlar, evlenme telaşındaki genç kızlar, geçim derdiyle çırpınanlar, veremliler, bohçacı kadınlar… her yaştan, her sosyal sınıftan, kimi zaman acıklı kimi zaman gülümseten öyküler… Ülkenin belki de “en uzun yıllarında” yaşamış, tüm deneyimlerini hayran bırakan gözlem gücüyle çağdaşlarına ve sonraki kuşaklara aktarmış yazarın, modern edebiyatımızın mimarlarından Halid Ziya’nın gözünden Türkiye’nin kadınları. Her birinde önce, “Bunlar gerçekten yaşandı mı?” diye soracağımız ama sonrasında birçoğunun hâlâ da yaşandığını fark edip şaşıracağımız benzersiz öyküler.
Altmış yıllık yazı hayatında şiir dışında pek çok eser kaleme alan Halid Ziya modern Türk edebiyatına romanları ve hikâyeleriyle damgasını vurmuş bir yazardır. Türk romanının büyük ustası olarak kabul edilir.
Edebiyata Fransızcadan ve İngilizceden bâzı küçük hikâyeler çevirmekle girmişti. Çeşitli konularda yazı ve makalelerin ardından nesir niteliğinde şiirler yazmış, bu ürünlerine “mensur şiirler” adını vermişti. Bu hazırlıklardan sonra ilk roman denemelerini yaptı.
1886-1908 yılları arasında sekiz roman kaleme alan yazar, bu türdeki ilk eserlerini Fransız realistleri ve natüralistlerinden etkilenerek yazdı. Acemilik dönemi ürünü olan ilk romanlarından sonra Ferdi ve Şürekâsı ile olgunluk dönemine girdi ve ardından Servet-i Fünûn'un edebî beyannâmesi olan Mâi ve Siyah’ı kaleme aldı.[3] Romanlarında olaya dayanan anlatım yerine kahramanların iç dünyasını sanatkârane üslûpla tahlile dayanan yeni bir anlayış benimsenmiştir.[3] Eserlerinde toplumsal mesaj verme endişesi taşımaz. Romanı, insanın iç dünyasına ait bir tür olarak görmüştür.[4]
Hikâye türünün de Türk edebiyatındaki ilk gerçek temsilcisi olarak kabul edilir.[5] Hikâyeleri, romanlarına oranla daha doğal ve yerlidir.
Roman ve hikâyeleri dışındaki en önemli eserleri anılarıdır. Türk edebiyatında anı türünde en çok eser vermiş yazarlardandır
halit ziya’nın telifi düştükten sonra kadınlara dair öyküler toplaması iyi olmuş çünkü bilen bilir kadınları, hele kıyafetlerini anlatmakta ustadır. güzelliğe düşkün bir halit ziya ve 40’larında yaşlı sayılan kadınlar, oğullar, gelinler, mollalar, osmanlı’nın aristokratları ve yaşamları anlatılan... çok seviyorum o dönemleri okumayı...
ikinci kez okudum. daha uzun yazdım.
okulda bize kadın kıyafetlerini en güzel anlatan yazar derlerdi halid ziya uşaklıgil için. 19’umda üniversitede okuduğum “mai ve siyah”tan pek bir şey anlamamıştım açıkçası ama elimden de bırakamamıştım. kurtuluş lisesi’nde 11. sınıfta öğrencim olmuş herkes “ferhunde kalfa”yı bilir, okur ve özellikle azat kağıdı üzerinde durur, resmi tarihin yalanlarından bahsederdim. “bitmemiş defter” kadınlara dair öykülerden oluşuyor ki o dönemde bu kadar ustalıklı yazılmış öykü bulamazsınız pek. öğrencisi mehmet rauf da çok yazmıştır ama ben onda halid ziya’daki hakikiliği bulamam hiç. halid ziya zengin uşşakizade çocuğu olarak dadılarla, lalalarla, konaklarda, tiyatrolarda, operalarda, kadınların içinde büyümüş. hep gözlemciymiş, hep anılara meftunmuş, bunları öykülerinden bile çıkarmak mümkün. 21 öyküden oluşan bu derlemenin diline çok az müdahale edilmiş (bu gözler ne müdahaleler gördü), gerekirse dipnotlarla açıklama yapılmış, hangi öykünün hangi yıl nerede yayımlandığı belirtilmiş. yani 1900’lerin başıyla 1940’lara kadar dolaştığımız bu öykülerde toplumda değişimin de şahidi oluyoruz. en sevdiğim. sokaklarda tek başına sadece gayrımüslim kadınların dolaşabildiği günlerden istanbul üni’de kimya okuyan genç kadınlara, köle olarak alınan çerkes kızlarından, filistin’den koparılıp getirilen gelinlerden modern evliliklere pek çok şeyi anlatıyor aslında halid ziya. ama amacı hiçbir zaman bu değil. amacı insanı anlatmak, iyi edebiyatın yaptığı gibi. halid ziya’nın telifi düşünce sevindik güzel edisyonlar olacak diye, haklı da çıktık. böyle bir seçki kadınları bu denli ustaca anlatan büyük yazara çok yakışmış. derleyen ve yayıma hazırlayan mustafa çevikdoğan’ın ellerine sağlık.
Bazı erkek yazarların kadınlara dair çok isabetli şeyler yazması beni şaşırtır hep. Halid Ziya Uşaklıgil de onlardan biri. Can yayınları Bitmemiş Defter'e yazarın farklı kitaplarından kadın hikayelerinin anlatıldığı öykülerini derlemiş. O dönemin kadınlarının hayatlarına ortak olmak, dertlerine, heyecanlarına tanıklık etmek ve bunları sanki bir kadından dinlemekti benim için bu kitabı okumak. Yazar ile tanışmak için tercih edilebilir.
18.yy’dan bu yana kadına bakışın olumlu yönde değişmediğini gösteren bu eser Türk toplumunda kadın olmanın zorluklarını “aydın dahi olsa” yaşı fark etmesizin kadının yalnızca evlenme hevesi içinde olan ikinci sınıf beşer olduğunu her daim acınarak merhamet gösterilmesi gerektiği fikrini gizliden gizliye işleyen yazar Halid Ziya’dan günümüz aydınlarından da bir parça bulmalarına vesile olacaktır.İlgi duyan her erkek ve kadının okuyup dinleyip mukayese yapması gereken bir eserdir kanısındayım.