Üçlemenin son kitabı. Beckett zaten zor bir yazar; bu üçlemede ondan okuduğum -dokuz oldu sanırım- kitaplar içinde en zorlu olanıydı. Beckett, üçlemenin tamamında ne fikir ne de olay anlatıyor, bunun yerine, anlamın çöktüğü bir dünyada bilincin kendi sesiyle baş başa kalışını aktarıyor. Bitirdiğinizde sizde bir sonuç kalmıyor, sadece bir iç konuşmanın yankısı kalıyor kulaklarınızda. Ama ne konuşmak... "Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil" haliyle, hem kendini hem sizi bitiren, kaynağı belirsiz, susturulamayan, varlığı konuştuğu sürece devam eden, sadece bir ses... Beckett'e göre insan, kuralları varmış gibi görünen ama sürekli değişen bir dünyada anlam arar; anlamaya mecbur hisseder fakat bunu başaramaz. Beckett'in absürtlüğü, anlamın yokluğundan değil, bu zorunlu ama her seferinde sonuçsuz kalan anlama çabasından doğuyor. Koşup koşup, her seferinde yüz üstü kapaklanmaktan zevk duyan bir ruh hali.
Sorun acı çekmek ya da mutsuz olmak değil; sorun, yaşadığını açıklamak zorunda hissetmek ve hiçbir açıklamaya inanamayacak kadar uyanık olmak!
Bu son kitapta kimlik, zaman, yer sorularına gerek yoktur artık; sadece tek bir şey var -"devam edemem" ile "devam etmeliyim"- arasındaki gerilim; "sürdürme çabası!", bu kitabın hem dilini hem varoluşunu ayakta tutan tek kuvvet.
Bu kadar dağınık, bu kadar "saçma" görünen cümleyi ard arda dizip insanı bu kadar duygulandırabilmek - benim için öyle oldu- Beckett'e özgü, çok özel bir yetenek.
"uzlaşmayan insan usulca mırıldanıyor,
bir yaşam mahkûmu,
insanlığın neyi soluksuz bıraktığını mırıldanıyor soluk soluğa,
zindanında zincire vurulmuş,
işkence altında çürürken,
sürgününü kutlamanın ne demek olduğunu söylüyor soluk soluğa,..."
Herkese keyifli okumalar.
Neredeyim şimdi? Kimim şimdi? Ne zaman şimdi? Sormuyorum bunları kendime. Ben diyorum, ben. Ama inanmıyorum buna. Sorular deyin bunlara, varsayımlar deyin. Sürdürmek deyin buna, sürdürüp durmak deyin.syf27
ben olacağım, sessizlik olacak, sessizliğin içindeyim, bilmiyorum, hiçbir zaman bilmeyeceğim, sessizliğin ortasında bilemezsiniz, sürdürmeniz gerekiyor, sürdüreceğim.syf202
Ne yazık ki daha ileri gitmek ürkütüyor beni her zaman olduğu gibi.
Çünkü daha ileri gitmek, buradan uzaklaşmak demek, kendimi bulmak, kendimi yitirmek demek, yok olmak ve ilkin bir yabancı gibi, sonra yavaş yavaş her zamanki kimliğimle, başka bir yerde yeniden başlamak demek benim için. Bu yere gelince; hep orada olduğumu söyleyeceğim ben. Görmek, kımıldamak, düşünmek, konuşmak olanağından yoksun olduğum için hakkında hiçbir şey öğrenemeyeceğim ama yine de tüm bu engellere karşın yavaş yavaş her zamanki yer olduğunu kesinleyecek kadar bir şeyler öğreneceğim, benim için yapılmış gibi gözüken ve beni istemeyen, benim de onu hem istiyor, hem istemiyor gözüktüğüm (hangisi doğru, kararı siz verin), beni yutuyor mu, kusuyor mu hiçbir zaman bilemeyeceğim bu yer, belki de yalnızca uzaklardaki kafamın içi. Evet, bir zamanlar aylaklık ettiğim, şimdiyse yerimde çakılı kaldığım kafamın içi; küçüklüğümü yitirmişim ya da bölmelerine kafamı, ellerimi, ayaklarımı, sırtımı, göğsümü bir türlü sığdıramıyorum artık ve sanki ilk kezmiş gibi, hep eski öykülerimi, eski öykümü mırıldanıyorum orada. Korkacak bir şey yok demek ki. Oysa korkuyorum, sözcüklerimin benden ve gizlendiğim yerden bir kez daha üreteceği şey korkutuyor beni. Denenecek yeni bir şey yok mu gerçekten de?syf43
Yani? Yalan söylediğini bile bile konuşan, söylediğini umursamayan, belki de kendisini sona erdirecek sözcükleri söyleyemeyecek kadar yaşlı ve aşağılanmış, gereksizliğini ve gereksizliğinin boşunalığını bilen, kendini dinlemeyen ama bozduğu sessizliğe (belki de bir gün o sessizlikten gelecek başlangıç ve sonun uzun, belirgin iç çekişi) pürdikkat kesilmiş bu ses tek mi? Artık soru sormayacağım, soru kalmadı artık, daha fazlasını bilmiyorum. Ses benden çıkıyor, beni dolduruyor, duvarlarımda yankılanıyor, benim değil bu ses, onu durduramıyorum, beni parçalamasına, hırpalamasına, bana eziyet etmesine engel olamıyorum. Benim değil bu ses, sesim yok benim, sesim yok ve konuşmak zorundayım, tüm bildiğim bu, benim olmayan ama benden başka biri olmadığına göre ancak benim olabilecek bu sesle, hep bu izlek çevresinde dönüp duracağım; bu sesin ait olabileceği başkaları varsa yanıma gelmiyorlar, daha fazla konuşmayacağım bu konuda, daha fazla açıklama yapmayacağım. Belki uzaktan izliyorlar beni, karşı çıkmıyorum buna, onları görmediğim sürece, korlar içindeki bir yüz gibi izliyorlar beni, yok olmaya yazgılı olduğunu biliyorlar bu yüzün ama uzun zaman alıyor, vakit geç oluyor, gözkapakları ağırlaşıyor, ertesi gün erken kalkmak gerek. Demek ki konuşan benim, tek başımayım, başka bir şey yapamam çünkü. Hayır, dilsizim ben. Yeri gelmişken söyleyeyim, sussam nasıl olurdu? Neler gelirdi başıma? Şu ankinden kötü mü olurdum? Ama işte yine sorular başladı.syf49
uzun bir zaman da kısa bir zaman da. Sessiz kaldım, önemli olan da bu, eğer bu önemliyse, artık anımsamıyorum bunun önemli olup olmadığını. Şimdi yine kaçırdım elimden. Sessizlik, evet ama hangi sessizlik! Çünkü sessiz kalmak çok güzel bir şey ama kalınan sessizliği de düşünmesi gerek insanın. Dinledim. İnsan söylediğini gerçekleştirmeli. Özgürlüğün de böylesi!syf51
Kendimle konuşmaya gelince, yeterince konuşmadım kendimle, yeterince dinlemedim, yeterince yanıtlamadım, yeterince avutmadım, efendim adına konuştum, efendimin hiç söylemediği sözler için diktim kulaklarımı, aferin çocuğum, aferin, durabilirsin, gidebilirsin, özgürsün, borcunu ödedin, bağışlandın; hiç söylemediği sözlerdi bunlar. Efendim. İşte gözden yitirmemem gereken bir damar bu. Ama şimdilik kafam -ama unutmadan ekleyeyim, belki sayıları birden çok bir sürü zorba var karşımda, ezelden beri aralarında tartışıp beni ne yapacakları konusunda değişik düşünceler ileri sürüyor onlar, arada sırada kulak veriyorlar bana,...syf54
düşündükçe ürperiyorum, inanın bana, şaka yaptım, ürperiyor ve çabucak geçiyorum, tüm bir yaşam var önümde, daha şimdiden unutuyorum, ne eliyordum, şu anda, önemli bir şeydi, unuttum, anımsayacağım, üzülmeye gerek yok, yepyeni, bilinmeyen, ben zor işleri omuzlamak için (umarım) kendimi hazır hissettiğim bir gün. Ne kadar çok bizden konuştum. Sözü uzatmıyorum. Efendi. Gereken ilgiyi hiç göstermedim ona. Belkilerden usandım artık, kullanıla kullanıla çok eskidi bu numara. Kendime her şeyi yasaklayacağım, sonra yasaklamamışım gibi sürdüreceğim. Efendi. Arada sırada bir zorbadan söz eder gibi dokundurdum ona, kendime acındırmak için. Giydirdiler beni, para verdiler türünden küçük göndermelerdi. Sonrası yok.syf56
Durabilmem için tüm şu yerine getirmem gereken görevler, söylemem gereken sözler, dile getirebilmem, durabilmem için yeniden bulgulamam gereken gerçeklik, zorla verdikleri, bir zamanlar öğrendiğim, uzun süre savsakladığım, sonunda unuttuğum, artık söz etmek zorunda kalmamak, işitmek zorunda kalmamak için yeniden bulmam, yapmam gereken görev; kendimi avutmak, sürdürmek için, kendime yardımcı olmak, kendimin bir yerlerde, bir başlangıç ile bitiş arasında, bazen ilerleyerek, bazen gerileyerek, bazen zikzaklar çizerek ama sonunda hep yol alarak devindiği-me inanmak amacıyla uydurdum onu. Hepsi yalan. Yapacak hiçbir şeyim yok, daha doğrusu özellikle yapacak bir şeyim yok. Konuşmak zorundayım, belirsiz bu. Konuşmak zorundayım, söyleyeceğim bir şey yok kendime ait. Kimse zorlamıyor beni buna, kimse yok, bir rastlantı bu, bir olgu. Hiçbir şey bu zorunluluktan koparıp alamaz beni, hiçbir şey yok bulunması gereken, hiçbir şey yok kurtarılması gereken, hiçbir şey yok söylenmek üzere bekleyen şeyleri azaltacak, dağ-lar kadar işim var, demek ki bir dağ var. Aptalın biri olmamışsam eğer, bundan öte bir kazancım olamazdı, en olumlu eylemim diyebilirdim gerçekleştirdiğime ama aptalın biri de olmuş olabilirdim pekâlâ, aptal olmadığıma inanırken, aptal olmamayı isterken, aptal olduğumu bilirken, aptal olmadığı mın ayırdına varmışken.syf59
Dünyaya getirmeyi beceremedikleri ben, ölü taklidi yapacağım şimdi, üstümü kaplayan kocaman kabuk çürüyüp dökülecek...
uzlaşmayan insan usulca mırıldanıyor, bir yaşam mahkûmu, insanlığın neyi soluksuz bıraktığını mırıldanıyor soluk soluğa, zindanında zincire vurulmuş, işkence altında çürürken, sürgününü kutlamanın ne demek olduğunu söylüyor soluk soluğa,syf74
Yüreklerinde sıcak bir yerim yok. Bana hoş gözükmek için, beni buradan çıkarmak için çeşitli bahaneler uydurarak, çeşitli kılıklara girerek ellerinden geleni yaptılar kuşkusuz. Onları yalnızca direttikleri için suçlayabilirim. Çünkü onların ötesinde bulunan öteki, ancak beni yararsız bulup kendi kendimle baş başa bırakarak terk ettiklerinde özgürlüğümü bağışlayacaktır bana.syf82
Ölümle ilgili ayrıntıları bir yana bırakıyorum, neyse ama ölümün kendi başına bir ön yaşamı destekleyen bir karut, hatta güçlü bir varsayım oluşturduğunu düşünmekle büyük bir yanılgıya düştüğüm kesin. Ben kendi payıma, orada bulunduğumdan emin olmadan önce beni aldatmaya çalışıp durdukları şu dünyayı terk etmek için en ufak bir arzu duymuyorum, örneğin kıçıma yediğim bir tekme ya da bir öpücük dünyadaki varlığımı kanıtlayabilirdi bana; onu gerçekleştirenin ben olduğumdan kuşkulanılmadığı sürece ilginin niteliği önemli değil.syf98
Gerçek yüzünü arayan, hiç endişelenmesin, sıkıntılarla gerilmiş, gözleri yuvalarından fırlamış bir halde bulacaktır onu. Yaşarken, yaşamış olmayı isteyen, hiç kaygılanmasın, yaşam ona bunun nasıl olacağını öğretecektir.syf104
Ben yalnızca düşünürüm, karışıklık çıkan bir kovana duman verildiğinde dışarı fırlayan arılara benzetirim düşünmeyi, bu baş döndürücü çılgınlığı. Yoksa alışkanlığın sağladığı lütufla düşünmek için gittikçe daha az çaba mı harcıyorum? Böyle bir sanıya kapılmak, içine gömüldüğüm düşünce dağarının boyutlarını küçümsemek olur,syf109
Bazen kendime, ben de bir kafanın içindeyim, diyorum, korku ve kalın kemiklerle çepeçevre sarılmış bir biçimde güvenlik içinde olma arzusu söyletiyor bunu bana. Göğümü zararsız ateşlerle paramparça eden, hiçbir anlam taşımayan gürültü lerle beni dört bir yandan kuşatan başka birinin düşüncele riyle kendimi korkuya kaptırmanın aptalca olduğunu ekliyorum.syf110
Öyleyse umut yok mu? Elbette yok, ne biçim söz o! Belki de minik bir umut var ama işimize yaramayacak hiçbir zaman. Ama unutmak insana özgü bir şey. syf131
Asla bitmeyecek bu, kendini aldatmanın anlamı yok, hayır, bitecek, görecekler, benden sonra bitecek, vazgeçecekler. Aslında düzmece bunlar, yalan söylediler bize, yalan söylediler ona, o kim, efendi, yalan söyleyenler kim, bilmiyoruz, her zamanki üçüncü kişiler, bu durumdan sorumlu olan o, efendinin suçu yok, onların da suçu yok, benim hiç mi hiç suçum yok, birbirimizi suçlamakla yanlış yaptık, efendi beni, onları, kendisini, onlar beni, efendiyi, kendilerini, ben onları, efendiyi, kendimi, hepimiz yeterince masumuz. Hangi konuda masumuz, kimse bilmiyor bunu, bilmek istemek konusunda, yapabilmek istemek konusunda, bu hiçliği imleyen gürültü konusunda, bizi sarmalayan sessizliğe karşı işlediğimiz büyük günah konusunda, artık soruşturmayacağız neyi gizlediğini bu içine düştüğümüz masumluğun, her şeyi gizliyor, tüm yanlışları, tüm soruları, tüm sorulara bir son veriyor.syf145
Duyduk duymadık demeyin, kendim gibi olmadan önce onlar gibiydim, hassiktir, kısa bir süre içinde yeniden söz etmeyeceğim eşşekliklerden biri bu, neyse, neyse, hücum emri verildi, ölüler selam vaziyeti alın, meni hücreleri tüfek omza.syf149
...işitmek gibi, konuşmak gibi, aramak gibi, yalnızca başıma gelen şeyler, başıma gelemeyecek şeyler, yersizlik ve duramama nedenleriyle acı çeken bedenler gibi çevremde dolarıp duruyorlar, hayır, sırtlanlar gibi uluyup gülüşüyorlar, hayır, yine olmadı, ne yapayım, kapadım kapılarımı onlara, kim gelirse gelsin evde yokum, kapılarım kapalı onlara, belki sessizliği ve huzuru sonunda böyle bulacağım, kapılarımı açacağım ve kendimi teslim edeceğim onlara parçalasınlar diye, havlamayı keşecekler, yemeye başlayacaklar, açın kapıyı, açın, göreceksiniz, ne kadar iyi olacak, diye havlayacak ağızlar.syf167
Yeniden deneyeceğim, yeniden kaybolmadan önce. Neyi deneyeceğim? Bilmiyorum. Sürdürmeyi. Şu anda kimse kalmadı. İyi bir sürdürüş bu. Kimse kalmadı, tatsız bir şey, belleğim olsaydı, sonun belirtisi olduğunu anlayabilirdim bunun, kimsenin kalmamasının, konuşmak istediğiniz birinin, sizinle konuşmak isteyen birinin bu yaşamı kendime ben seçtim, kendimden söz eden benim, demek zorunda kalırsınız bu nedenle. O zaman soluk kesilir, son başlar, susarsınız, sondur bu, syf172