Berlin sürgününde, Türkiye’nin içine düştüğü karanlığın üstesinden geleceğine bir kez daha emin oldum. O hiç yıkılmaz zannedilen, ardında büyük acılar gizleyen duvar, bir günde yıkılıveriyor; ‘hain’lerle, ‘kahramanlar’, hapistekilerle saraydakiler, bir anda yer değiştirebiliyor. Biz de duvarımızın yıkıldığı, peşimizdeki gizli servise ait arşivin halka açıldığı günleri görecek, acıları devralanlara, eski karanlığı ibretle anlatıp umut aşılayacağız.
Can Dündar bu kitapta, ülkesindeki özgürlük özlemine Berlin’den destek olabilmek için, kimi zaman buruk bir gülümseyişle, bazen çok yorularak, ama umudunu ve kararlılığını her seferinde yeniden besleyerek verdiği çabayı anlatıyor. sürgünde bir gazetecinin hayatını, cömertçe, meslektaşlarını ve arkadaşlarını sakınarak, ama kendini sakınmadan paylaşıyor okuruyla…
Lise öğrenimini Ankara Atatürk Lisesi'nde gerçekleştirdi. 1982 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksek Okulu'ndan mezun oldu. 1979'dan itibaren sırasıyla Yankı, Hürriyet, Nokta, Haftaya Bakış, Söz ve Tempo'da çalıştı. 1986'da İngiltere'de London School of Journalism'i bitirdi. Orta Doğu Teknik Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde siyaset bilimi dalında yüksek lisansını 1988'de, aynı bölümünde doktorasını 1996'da tamamladı. Televizyona 1988'de TRT'de Seynan Levent ile başladı. 1989'da 32. Gün'de çalışmaya başladı.
Köşe yazarlığı 1994'te Aktüel'de başladı. Aynı yıl günlük köşe yazıları yazmaya başladığı Yeni Yüzyıl gazetesinde beş yıl çalıştı. 1999 Ocak'ından 2000 Aralık sonuna kadar Sabah gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. 2001 Ocak ayında Milliyet gazetesinde, ADA başlıklı köşe yazılarına başlayan Dündar, bir yandan da NTV televizyonunda Canlı Gaste isimli programı sunuyordu.
Kanalın hükümete yakınlaşma çabası yüzünden muhalif gazetecilerin görevlerine son vermeye başlaması ile Can Dündar NTV'den kovuldu.
Bir süre sonra Artı 1 TV'de program yapmaya başlayan Can Dündar kanal patronunun haberlerine karıştığı gerekçesi ile ekibiyle birlikte istifa etti.
Gezi Eylemleri sürecinde hükümet karşıtı söylemleri yüzünden 1 Ağustos 2013 günü Milliyet gazetesinden de kovulan Can Dündar, kısa bir süre BirGün gazetesinde yazdıysa da Cumhuriyet gazetesi ile anlaştı ve yazılarına Cumhuriyet'te devam etmektedir.
Bu kitap, surgundeki bir gazetecinin son 1,5 yilda basindan gecenleri anlatirken Turkiye'nin ne denli buyuk bir batakliga saplandigini acikca gozler onune seriyor.
"Baska cografyalarda gazetecilik, sadece bir meslegin adi olabilir. Hakikatin tutsak oldugu yerlerde, ugruna canlar verilen, paha bicilmez bir kursudur gazetecilik... Demokrasi adina savunulmasi gereken bir kaledir."
Boyut algımızı, inancımızla umudumuz belirliyor. Inanmadığında, umutsuzken, duvarı olduğundan büyük,özgürlüğü olduğundan uzak görebiliyor insan… Umut, kısaltıyor duvarın boyunu, göğün mesafesini, özgürlüğün yolunu…İnanç, duvarı aşıp uzağı yakına getiriyor. Ve şurası kesin: Seni öldürmeyen, seni güçlendiriyor. Hakikatin tutsak olduğu yerlerde, uğruna canlar verilen, paha biçilmez bir kürsüdür gazetecilik… Demokrasi adına savunulması gereken bir kaledir. Türkçede “sürgün”, yerinden kovulmak demek olduğu gibi, bitkilerin filizlenmesi anlamına da gelir. Biz kovulduğumuz yerde aşılanıp filizleneceğiz. Yeniden... İnsanı güvercin ürkekliğine hapsetmenin nasıl bir bedel olduğunu bilir misiniz? Ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz. Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler. Evet, biraz ürkekçe, ama bir o kadar da özgürce..