“Denge, bir sonraki dişil enerjinin yükselişine değin erk-baskısı altında ezilmeye mahkûm edilmişti. Zira cehennem dünyanın merkezinde yanmaya devam etmekteydi.”
Kadınlar bu kez tekinsiz öyküler anlatıyor…
Ama yakınarak, mağduriyeti yücelterek değil… Kadınlığın hep bilinen ama bilmezden gelinen gücüyle…
Kız Kulesi'nde bulunan albino bebek, Maltepe'deki Bakireler Tapınağı, İstanbul'a gelen büyücü, Büyükada Rum Yetimhanesi'ndeki hayalet, Yerebatan Sarnıcı'ndaki Medusa, Üsküdar Toptaşı'nda Valide-i Atik Külliyesi'ndeki gebe kadınlar, Kadıköy'de Süreyya Operası'nda bir soprano, Caddebostan'ın gizemli geçmişindeki cadı bostanı, Ayasofya'nın dehlizlerinde Sofia'nın dönüşümü…
Hepsi dokuz ayrı kadının imbiğinden geçerek, dokuz ayrı öyküyle bu kitabın sayfalarında buluşuyor.
İstanbul'un her biri farklı bir sır barındıran köşesinde, kadınların rehberliğinde gizemli, heyecanlı, gerilimli bir yolculuk…
"Karanlıktaki Kadınlar" uzun soluklu, özel günler üzerinden oluşturulan korku dolu bir serinin son üyesi. "Aşkın Karanlık Yüzü" ve "Karanlık yılbaşı Öyküleri"sin ardından 8 Mart Dünya (Emekçi) Kadınlar Günü vesilesiyle dokuz kadın yazarın İstanbul'daki dokuz tarihi mekana dair öykülerini içeriyor. Her biri birbirinden değerli yazarlar bu sefer kadın gözü ile korkuya ve korkanlara bakıyor, kahramanlarını sayfalara aktarıyorlar. Birbirinden farklı bakış açıları ile gerilim, korku örüyorlar.
Hikâyecilik, türlü biçimde tanımlanabilir. O tanımlar arasından Karanlıktaki Kadınlar eserine uygun düşen iki tanım var. İlki, yazınsal kurallar ve belli başlı teknikler üzerinde oynamalar yaparak, dünyayı tekrar ve tekrar keşfettirme sanatı. İkincisi, yazar denilen yabancının resmettiği yabancıların bakış açısından, öyle veya böyle yabancısı olunan fikir, olgu veya deneyimlere kapı aralatmak.
Kitapları kendi özellerinde tanımlamaksa okurundan okuruna çeşitlilik gösterecektir. Bu da dolayısıyla öyle veya böyle eksik kalacak tanımlar demek. İyisi mi, son kararı okurlarına bırakmalı ibaresiyle derlemeyi yorumlamak, en uygunu olacak.
Karanlıktaki Kadınlar, Bilgi Yayınevi tarafından, 2018’de yayınlanmış, dokuz yazarın spekülatif kurgu ağırlıklı öykülerinden oluşan bir derleme. Yazarlarıysa derlemedeki öykülerin sıralamasıyla Işın Beril Tetik, Aşkın Zengin Akkuş, Gülbike Berkkam, Orkide Ünsür, Zeynep Çolakoğlu, Seran Demiral, Özlem Ertan, Funda Özlem Şeran ve Nurgül Çelebi Özmen’den oluşuyor.
Karanlıktaki Kadınlar , dokuz #kadın yazarımızın bir araya gelerek hazırladığı bir kitap. Kitapta İstanbul'un farklı mekanlarında bulunan , birbirlerinden tamamen farklı kadınların ilginç, karanlık , biraz da ürpertici öyküleri yer alıyor . .
Geçen ay başlayıp bu ay bitirdiğim, aslında oldukça sürükleyici olsa da neden bu kadar okuma konusunda fazla zaman geçirdiğimi anlamadığım bir kitapla geçen ayı kapatıp bu ayı açtım. Karanlıktaki Kadınlar aslında tek bir yazarı olmayan, 9 yazarı olan bir kitap. Dokuz farklı kadın yazardan dokuz farklı öykü okuyoruz. Her öykü birbirinden farklı yazarın elinden çıkma olsa da hepsinin paydada buluştuğu kısımlar var. Mesela her öykünün başrolü bir kadın, her öyküde kadınların kendilerini ve varoluşlarını sürdürmek için maruz kaldığı durumlar anlatılıyor, her öykü İstanbul'da tarihi bir yerde veya herhangi bir sokağında geçiyor ve her öykü genelde paranormal, spiritüel ya da fantastik ögeler içeriyor. Hal böyle olunca karanlık şeyler de okuyoruz öyküler ile birlikte. Bu yazarlardan iki tanesinin daha önceden kitaplarını da okumuştum. Bazılarını yeni duydum bazılarını ise adlarını duysam da daha önce hiç tüketmediğim eserleri vardı. Bu kolektif kitap bu haliyle bile ilgili çekici duruyordu, ben de kitap fuarlarından birinde alıp bu sıralar okudum.
İlk öykü daha önce öykü derlemesi olan Kara Kara Kapkara kitabının yazarı da olan Işın Beril Tetik'den Yılanın Rüyası adlı öyküydü. Genel anlamda sevdiğim bu öyküde aslında bir kadının özüne, yılanların kraliçesi Şahmaran'a kavuşmasını anlatan; başlarda oldukça gerilimli daha sonrasında ise mitolojik unsurlar içeren güzel bir öyküydü. İkinci öykü Aşkın Zengin Akkuş'a ait, yeni tanıdığım bu yazarın Bakireler Mabedi adlı öyküsü, psikolojik sorunları olan bir kadının her sıkıntısı olduğunda kendini bulduğu Bakireler Mabedi'nde ortaya çıkan ve bu mabedden sonra kendini gerçekten bulduğu hayatına kavuşmasını anlatıyor. Gerek hikayenin akışı gerekse yazım tarzı hiç hoşuma gitmedi, maalesef beğenmedim. İstanbul Büycüsü öyküsünde İstanbul'a gelen bir kadının kayık ile karşıya geçerken maruz kaldığı, İstanbuldaki meşhur geminin patlama olayının öyküsünü okuyoruz, bu öykü de yeni tanıştığım Gülbike Berkkam'ın elinden çıkma, yazım tarzı güzel ama çok da öykünün içine giremediğim bir eser oldu. Prinkipo'daki Hayalet benim kitaptaki en sevdiğim öykü oldu. Yine yeni tanıştığım Orkide Ünsür'ün bu öyküsü hem tarihi bir yerdeki olaya tanıklık ettirirken, hem de kurmacanın o bağlantısını harika uydurmuş. Ayrıca hikaye hafif gotik ve gizem ögeleri de içeriyordu. Amerikanvari bir perili ev hikayesi izliyor gibiydik, beğendim. Zeynep Çolakoğlu'nun adını duymuştum fakat ilk kez okudum kendinden bir şey, Medusa adlı öykü başta söylediğim gibi kadının kendini bulma hikayelerinden en ilginciydi. Araştırmaları sayesinde hakikatine erişen bir kadının mitoloji ve psikoloji harmanlanması güzel bir öyküsüydü, oldukça ilgimi çekti ve ilk hikaye olan Yılanın Rüyası ile benzer hisler uyandırdı bende. Seran Demiral ile de Gebe öyküsü ile tanıştım. Bu öykü feminist bir ütopya gibiydi aslında, bilimkurgu ögeleri içeren bir öyküydü. Verdiği mesajlar güzel olsa da biraz daha mantıklı bir alt yapı beklerdim, bilimkurgu sonuçta. Yine de fena değildi. Daha önce Benim Güzel Ölülerim kitabını okuyup çok beğendiğim Özlem Ertan da olmasa olmazdı bu seçki eserde. Karanlık Opera adlı öyküde opera sanatçısı bir kadının rolüyle bütünleşmesi sonucu yaşadığı gizemli bir olaya götürüyor bizi yazar. Gotik, ürpertici ve tatmin eden bir öyküydü beni. Funda Özlem Şeran'da adını duyduğum ama ilk kez okuduğum bir yazar oldu. Cadı Bostanı adlı öyküsünde İstanbul'un ünlü hayaletli konaklarından birini araştırmaya giden bir kızdan haber alınamaması üzerine başka bir arkadaş grubunun gitmesi ve olayları çözmeye çalışmasını anlatan Supernatural bölümü tarzı bir öyküydü. İşin ilginci, bu öykü aslında yazarın yazdığı Ecel adlı romanı ile de bağlantılıymış. Aslında konusu ve anlattığı şeyler çok ilgi çekici olsa da hikaye komik ve absürt bir derecedeydi bence, bu anlamda bana vermesi gereken hisi çok veremedi ama yine de ortalama üstüydü. Son hikaye olan Sofia'nın Dönüşümü ise dini, mitolojik ve feminist bir öyküydü. Farklı zamanlardan üç farklı hikayenin bir kadında bağlanması ve Sofia'nın kimliğini güzel ve ağdalı bir dille Nurgül Çelebi Özmen'den okuduk, kendisiyle tanıştığıma memnun oldum.
İçlerinde Prinkipo'daki Hayalet öyküsü favorim olsa da; Yılanın Rüyası, Medusa, Karanlık Opera, Cadı Bostanı ve Sofia'nın Dönüşümü öykülerini de sevdiğimi söyleyebilirim. Gebe öyküsü ortalamaydı, İstanbul Büyücüsü'nü sevemedim, Bakireler Mabedi ise gerçekten uzun zamandır okuduğum en tatsız öykü oldu benim için. Yazarların her biri farklı olduğu için öyküler de farklı oldu doğal olarak. Yukarıda da yazdığım gibi öykülerde kiminden çok güzel tatlar alırken kimileri beni hiç mi hiç tatmin etmedi. Kimilerinin dilini sevdim kimileri çok basit dille yazılmıştı. Genel anlamda güzel bir iş ortaya konulduğunu söyleyebilirim ama, bu şekilde öykülerden oluşan derleme kitaplara şans verilmesi taraftarıyım çünkü içlerinden keşfedeceğiniz kalemi iyi yazarlar çıkabiliyor. Bazı yazarlar bu tarz işlerle yazarlıklarına başlıyor hatta. Keşfetmek için çok güzel eserler, benim de bu kitaptaki hikayelerden sonra yazılmış diğer eserlerini okumak istediğim yazarlar oldu zira Özlem Ertan ve Işın Beril Tetik dışında herhangi bir eserini okuduğum başka yazar yoktu içlerinden. Bu bence güzel bir kazanım oldu, bu tarz şeyler için bile okunur dediğim gibi eserler. Hele ki Türk Edebiyatı'ndan bu tarz öyküler okumak çok heyecan verici çünkü aslında pek bilmesek de karanlık geçmişe ya da söylentilere sahip bir çok tarihi eserimiz, yerimiz, yurdumuz var. Bu tarz öykülerin bana verdiği ilhamı da söylemeden geçemeyeceğim tabii ki. Yazarların eline sağlık.
Genel olarak kitapta sevdiğim öyküler ağırlıklı olsa da sevmediğim öyküleri de hiç sevmediğim için ortalama bir puana çekiyor kitabı. Bu yüzden ortalamanın bir tık üstü bir puanla kitabı kitaplığıma koymalıyım sanırım. Bu tarz farklı Türk Edebiyatı'ndan korku, gerilim, mitolojik, fantastik öyküler okumak isteyenler bir şans vermeli bence.
Karanlık öyküleri bu kez kadınlar anlatıyor. Dokuz kadın kalem bir araya geldi ve Karanlıktaki Kadınlar betiğinde İstanbul’a ait ulamış bilgisel gerilim öykülerine imza attılar. Kadınların anlattığı, ilginç bilgilerin yer aldığı hikâyeler, İstanbul’un sırlarını ortaya çıkarıyor, sizleri gerilim dolu bir yolculuğa davet ediyor.
Yılanın Rüyası: Kız Kulesi efsanesi ile Şahmeran motifi birleştirerek çok güzel bir kurgu yazmış Karanlıklar Kraliçesi. Yine ustalığını konuşturmuş. Resmen bayıldım. Siyahiler gibi Albinolar da hep dışlandı tarih boyunca. Bu güzel öyküyle hiç kimseyi dışlamamalıyız. Onları olduğu gibi kabul etmeliyiz.
Gebe: Gerilim unsurları içinde barındıran distopik bilim kurgusu öyküsüdür. Kurgu olarak beğendiğim öykünün etik açısından kabul etmediğim bilimsel atılım vardır. Kurguda özgür kadınlar, kendi klonlarını doğurarak anne oluyorlar. Ayrıca annesinin klonu doğuruyor Irmak. Bu iki işlem de yanlış çünkü klon doğurmanın altında dolaylı olarak babası ve dedesiyle zina etmiş oluyorlar özgür kadınlar. Bizleri bir araya getiren anne ve babamızın DNA sentezidir. Böyle bir gelecek yaşasak biz erkeklerin hataları sonucudur. Hatalarımızla onları büyük günaha sürüklemiş oluruz. Tanrı, kadın ile erkeği birbirini tamamlayan yapboz gibi olarak yaratmış. Biri olmadan diğeri olmaz.
"Yılgayak" ve "Seneye Görüşürüz" öyküleriyle kalemini sevdiğim Şeran, "Cadı Bostanı" öyküsüyle "tiryaki yaratırım sevgili okurlar!" dedirtti resmen. Öyküde en çok üzüldüğüm nokta ise Müge'nin bayçar edilişidir. Keşke Ece, Müge'yi kurtarsaydı.
Konseptin dışında bir kurguya iye olan "Medusa" öyküsünde Medusa'nın Atinalı Grekler'den Athena ve Perseus'a benzeyenlerde öç almak için geri dönüşü işlenilseydi çok güzel olurdu. Ayrıca Lilith (Alkarısı) da bu seçkide olmayı hak ediyordu.
Toplumun kanayan yaralarından biri olan engellileri dışlama ve hor görülmesi, karanlık teması çerçevesinde işlenip "Karanlık Engel Tanımaz" adlı seçki gelseydi çok güzel olurdu. Medusa ve Gebe (kısmen) öyküleri dışında hemen hemen hepsini beğendim. Okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum çünkü kadınları dışlamak yerine onları baş tacı etmeliyiz.
İstanbul un mitolojik kahramanlarının öykülerini, kadın kahramanların nefis , ve de karanlık yüzünü kadın yazarların kaleminden okumak müthiş keyifliydi... sanki hep beklediğim hikayeleri nihayet birileri anlatmış.
Yıllardır aklımdaydı, kütüphanede gözüme ilişince fırsat bu fırsat dedim. Birkaç öykü güzeldi ama genel olarak çok sevdiğimi söyleyemem. Bazı öyküler fazla üstünkörü geldi mesela, bazısı çok zorlamaydı. Bazılarının da daha uzun olmasını dilerdim. Yazanların eline sağlık. =)