Jump to ratings and reviews
Rate this book

Faşizm ve Kapitalizm

Rate this book
“Lümpen-Bohem kitlelerin, küçük burjuvazinin, orta sınıfların faşizme yatkın ideolojik konumları ile ekonomik bunalımların yarattığı umutsuzluk ve bezginlik iklimi, faşizmin oluşmasında ne kadar önemli bir faktör olarak belirirse belirsin, faşizm ortamının hazırlanmasında, faşizmin iktidara getirilmesinde, faşizmin uygulanmasında bütün kuklaların ipleri, son tahlilde, emperyalist finans kapitalin elinde bulunur.”

Marksist yazarlar August Thalheimer, Arthur Rosenberg, Otto Bauer ve Angelo Tasca’nın faşizm hakkındaki düşünceleri Prof. Dr. Rona Serozan tarafından bu kitapta toplandı. Günümüzde faşizmi anlamak ve yorumlamak için...

128 pages, Paperback

Published February 5, 2018

2 people are currently reading
63 people want to read

About the author

August Thalheimer was a German Marxist activist and theorist.

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
18 (36%)
4 stars
21 (42%)
3 stars
9 (18%)
2 stars
1 (2%)
1 star
0 (0%)
Displaying 1 - 5 of 5 reviews
Profile Image for Ferda Nihat Koksoy.
519 reviews28 followers
October 28, 2019
Faşizm, ne Doğu'da Komünist Enternasyonal'in tanımladığı gibi finans kapitalin belirli bir bölüğünün uzanmış kolu ne de Batı'da gösterildiği üzere sadece totalitarizmin alt başlığına indirgenecek bir yönetimdir.

FAŞİZM ÜSTÜNE - August Tahlheimer:
Faşizm, klasik Marksistlerin önerdiği gibi hâkim sınıfın son çaresizlik girişimi değil, kapitalist toplumun giderek büyüyen gücünün yeni bir siyasi biçimde ortaya çıkmasıdır.

Sosyal sınıfların ve onların siyasi organizasyonlarının "yürütmenin güçlendirilmesi (özerkleştirme) ve parlamentonun zayıflatılması politikası", belirli bir konumdan sonra, bu partilerin iradeleri dışında faşizme yol açar.

Marx yürütmenin özerkleştirilmesini Bonapartizm için tanımlarken, burjuvazinin özçıkarlarının gereği kendisini bile siyasi hiçliğe mahkûm ettiğini, paçasını kurtarabilmek için de tacını uçuran kılıcın kendi başının üstünde bir Demokles Kılıcı gibi kalmasını kabul ettiğini ifade eder.

Faşizm, ancak işçi hareketlerinin reformist ve devrimci organizasyonlarının aciz kaldıkları, politikaları ile işçilerin kendilerine karşı güvenlerini kökünden sarstıkları takdirde iktidara gelebilir.

Faşizmin oluşumunu, gelişimini, başarısını belirleyen olgu, çeşitli sosyal sınıfların siyasi iktidar çevresinde belirlenen bileşimidir.
Bonapartizmin faşist çetesi, bütün sınıfların, küçük burjuvazinin, köylülüğün, işçi sınıfının deklase unsurlarından kurulmuştur. İşçi sınıfının deklaseliği iki kutbu birlikte içerir: Aşağıda lümpen proleterya, yukarıda işçi aristokrasisi ve bürokrasisi. Faşist milis ise, orduyu andırır; aynı onun gibi, deklase unsurların bir geçim kaynağıdır.
"Toplumun sürekli kurtarıcısı" olarak kendilerini vazgeçilmez kılmak için sürekli huzursuz ve güvensiz ortama ihtiyaçları vardır.
Bu faşist bölüklerle düzenli ordu arasında ise başka bir çelişki ortaya çıkar; ayrıca ölçüsüz amaçları ve onları gerçekleştirmede yetersiz kalan araçları, toplumun tüm sınıflarını ürkütmeleri ve onların sırtından geçinmeleri, yarattıkları diğer ciddi çelişkilerdir.

BİR KİTLE HAREKETİ OLARAK FAŞİZM - August Rosenberg:

Adolf Hitler ve onun 6 yardakçısının (Göbbels, Himmler, Göring, Ludendorf, Röhm, Hess), bu topu topu 7 kişinin, (bir Münih Birahanesi'nde başlayıp) önce 1 milyona, sonra 6, 13, 40 milyona, derken, bütün Alman halkını kapsayacak sayıya tırmanıp çıkmasının trajedik hikâyesi, nasyonal sosyalistlerin propaganda envanterine dahildir.

Faşizm, sosyalist ve demokratlara, bir tabiat olayı, bir deprem, insan kalbinden fışkıran ve direnç tanımayan manevi bir güç gibi görünmektedir ve bu "yeni dinin" saldırısını durdurabileceklerine bir türlü inanamazlar, endişe ve telaşla savunma yöntemleri aranır; bizzatihi faşistler de bu inancı hararetle destekler ve bu panik havasını ustaca değerlendirirler.
Maneviyat bozulmaz, hedeflerden vazgeçilmezse, patlatılan sis bombalarının dağılmasıyla iyi tanıdığımız bir yüz ortaya çıkar sisin ardında : Halkçı-milliyetçi maske arkasındaki karşı-devrimci kapitalist.

Halkçı-milliyetçi demagojik maske, kendisine üstünlüğünü kanıtlayabileceği ve intikam duygularını başlatabileceği bir hedefe ihtiyaç duyar ve en elverişli hedef her zaman Yahudiler olmuştur. Rus lümpen proleteryasının yanı sıra Orta Avrupa'nın belirli entelektüel ve küçük burjuva çevreleri de Yahudilere karşı kışkırtılmaktan büyük zevk almaktaydılar. 1DS öncesinde, büyük ülkelerin 4'ünde ( Rusya, Almanya, Fransa ve Avusturya ) Yahudi düşmanlığı yükselirken, İngiltere, İtalya ve Macaristan'da gözlenmiyordu.
Bu zihniyetin milis dehşeti, 1905 Ekim Rusya'sının 100 kentinde birden programlı olarak başlatılan "Kara Yüzler"in pogromunda binlerce insanın katliamına varmıştır.

Hayatını ancak hücum kıtalarının terörü sayesinde kurtarabilen bir hükümet veya sistem, eninde sonunda ölüme mahkûmdur.

FAŞİZM - Otto Bauer:

Barış ve refahı lanetleyen, her şeyden önce, savaşçılığı, salt itaat ve disiplini yücelten askeri bir ideoloji olan Faşizm, savaşın ve sonrasının gereksizleştirdiği (yedek subaylar ve emekli edilen subaylar), deklase ettiği, yoksullaştırdığı kitleler ve onların sisteme karşı küskünlüğü ve kızgınlığıyla gelişen milisleşme ve savaşla kâr oranları düşen kapitalistlerin açıklarını kapatabilmek için sömürü paylarını artırma ve işçi direnişlerini kırma talepleriyle devlet aygıtını yönlendirmeleri ve milislerin finansmanı üzerinde yükselmiştir.

İtalya'da 1921 Tarım Devrimi ile büyük toprak sahiplerine karşı ciddi kazanımların elde edilmesi, toprak sahiplerinin karşı hareketle faşist milislerin acımasız cezalandırmalarını devreye sokmasıyla faşizm yoluna girmiş, bu başarıyı gören şehir burjuvasi de kentlerde kendi milislerini gelişirip bol para ile besleyerek, sol belediyeleri, sendikaları basıp istifaya zorlama, şiddet uygulama ve öldürmelere başlamıştır (devlet güçlerinden silah temini ve göz yumma desteğiyle).
Devlet destekli faşist zaferler, kitleleri artan hızla faşizme çekmeye, Kara Gömleği sırtına geçiren ise asıp kesmeye başlamıştır.

Güçlenen faşistler devlet iktidarına el atınca, burjuvazi ya bu bekçi köpeklerini hizaya gitirecek ve proleterya nefes alacaktı ya da devleti faşizme teslim edecekti; burjuvazi ikinciyi seçti.
Almanya'da aynısı oldu ve 1929 Büyük Ekonomik Bunalımı, bunun en önemli nedeniydi.

Artık faşizmin asli görevi, zayıf düşen proleteryanın devrimini önlemek değil, işçi sınıfının kopardığını geri almak, sendikaları ve işçi partilerinin siyasal gücünü parçalamaktır.
Faşist dikta, kapitalizmin halk kitlelerini şartlandırmadaki en önemli aracı olan basın organları dahil tüm kapitalist örgütleri eline alır; buna karşın yine de kaçınılmaz olarak kapitalist sınıfın çıkarlarını ve iradesini gerçekleştiren bir icra organı olur.
Başlangıçta kullanılan İtalyan Kara Gömlekliler ve Alman Kahverengi Gömlekliler milis güçleri, bir aşamadan sonra tasfiye edilerek ve ehlileştirilerek devlet iktidarının uysal aletine çevrilmiştir.

Faşist rejim, dışa karşı korumacı ve enflasyonist ekonomi, disiplin, birlik, ücretleri düşürme, çalışmayan kesimleri çalıştırma ile ilk zamanlarında ciddi başarılar sağlasa da milli paranın döviz kuru ile satın alma gücü arasındaki gerilim yüzünden sonraları ihracat imkanlarının azalması ve pahalılığın yükselmesi ile memnuniyetsizlikler artmaya başlar. Milliyetçi militarist ideoloji ile faşist dikta güdümlü ekonomisini savaş sanayisine yoğunlaştırarak yükü geniş kitlelerin sırtına yüklerken kapitalistlere de ağır faturalar çıkarır.

Faşizm, bütün ülkelerin kapitalist sınıfına şunu göstermiştir ki, halkın elinden demokratik hak ve özgürlüklerini alabilmek, işçi sınıfını yere çalabilmek ve kapitalist militarist bir dikta kurabilmek için, bir avuç kararlı, gözü pek, paralı asker yeter.
Bu gözlem, kapitalist sınıf için pek tahrik edicidir doğrusu. Bu sınıf, faşizmin zafer şartlarının İtalya'dakinden ve Almanya'dakinden pek farklı olduğu yerlerde de böyle bir deneyi göze alacaktır.

Faşizm tecrübeleri, reformist sosyalizmin, işçi sınıfının barışçı yollardan geçip demokratik durumlardan yararlanarak ve devrimci bir atılıma kalkışmadan demokrasinin biçimlerini ağır ağır sosyalist bir özle doldurabileceği ve kapitalist toplum düzenini bir sosyalist toplum düzenine dönüştürebileceği hayalini yerle bir etmeye yeter de artar bile.
Eğer bir işci sınıfi, sınıfsal çelişkilerin keskinleştiği anda sermayenin, faşist diktayı kurabilmek için, demokrasiyi nasıl dinamitlediğine bütün benliği ile tanık olmuşsa, șimdi şu gerçekliği de iyi görmelidir: Tam ve sürekli bir halk hürriyeti, ancak doğrudan doğruya sınıfların ortadan kaldırıldığı anda güvence altına alınmış olabilir.
...şimdi artık iyi bilinmelidir ki gerçek, tam ve sürekli bir demokrasiyi mümkün kılabilmek için her şeyden önce onun, işçi sınıfının kendi iktidarını savaşarak koparması ve bu yoldan da sosyalist bir toplum düzenini kurması kaçınılmazdır (K.M.).

FAŞİZMİN OLUŞUM VE GELİŞİMİNİN GENEL ŞARTLARI - Angelo Tasca

Faşizm toplu bir durumun sonucudur; ... dünyaya sürekli biçimde yerleşen ekonomik kriz olmadan faşizm olmaz.

Bir taraftan aşırı millîyetçi istemlerle millî ekonomi peşine koşarken, diğer tarafta bu kısır döngüden çıkmak için ülke sınırlarının ötesinde çözüm yolu aranır; itici güçlerini büyük ölçüde yitirmiş olan ekonomi kendi yağıyla kavrulma zorunluluğu ile savaş zorunluluğu arasında bocalar durur.

Ekonomik kriz, orta sınıfların burjuvalaşmasını önlediği gibi proleterleşme umudunu bile kaybettirir; bu ortada kalmış şehir orta sınıflarının faşizme önemli katkıları olmuştur.
Toprak sahipleri yaratan Toprak Reformu'nun yapılmadığı veya geç yapıldığı Almanya, İtalya ve İspanya'da, toprağını işleyerek faşizme direnen toprak sahibi köylülerin olmaması da faşizmin zafer nedenlerinden biri olmuştur.

Keskinleşen ve siyasallaşan sınıf kavgasında taraflar aslında nispi bir denge halindedir.
İşçi sınıfı legal yolları terk edip, "Proleterya Diktatörlüğü" sloganını aşırı dozda kullanarak deklase grupların nefretini artırınca, onların devlet içinde devlete karşı "ikinci güç" yaratma fikrini alan deklase gruplar, demagojik formüllerle küçük burjuva idealizminin sosyalist terminolojisini kullanmaya başlar: Mussolini'nin gazetesinin adı "Sosyalist Günlük Gazete", Hitler'in partisi ise "Nasyonal Sosyalist Parti"dir.

Liderlerin kitleleri etkilediği heyecan ve sarhoşluk atmosferinin belirli nevrotiklerin günlük ihtiyacına döndüğü iklimde, faşizmin gerçek başarısı işçi partileri ve sendikaları dağıtmasıyla ortaya çıkar. İşte o andan başlayarak faşizm kapitalizmle bütünleşir, iktidarın yapısı kökünden değişir ve sermayenin çıkarına işlemeye başlar.

Faşizm ilkeler uğruna değil de mevkiler uğruna bir savaş yürütür. Mussolini'nin, kral kendisine hükümeti kurma görevi vermeyi tasarlarken söylediği, "Eylem, felsefeyi mezara gömmüştür" ve "Faşist devlet, iktidar ve hâkimiyet hırsıdır" sözleri, kaba pragmatizmlerini ve her şeylerinin "iktidar hırsı"na bağlı olduğunu ortaya koymuştur. İlk sözdeki felsefe sosyalizmi, felsefenin inkârı ise faşizmi anlatmaktadır.
En güçlü araçları da "oldu-bittiler"dir. Ancak iktidar araçları ile faşizm, bünyesinde taşıdığı çelişkileri aşabilir ve bir kere ulaştığı tempoyu koruyabilir. Topladığı ganimetlerle bin bir çeşit istekleri tatmin edebilir.

İtalyan ve Alman faşizmleri, iktidara yeni programları adına değil, düpedüz boşluklardan yararlanarak fiilen ele geçirilmiş iktidar adına tabi olurlar.

Silahlı örgüt olmadan da faşizm olmaz. Faşist örgütlenme, kadro ve disiplininde, toplantı ve eğitimlerinde militatisttir; tüm faşistler, bu örgütlenme biçiminin iktidarı elde tutmanın zorunlu ve elverişli şekli olduğuna inanır.

Askeri örgütlenme faşizmin en önemli niteliklerinden biridir ve maskelenmeye çalışılan bu örgüt faşizmin özünü belirler.
O halde faşizme karşı mücadele de her şeyden önce askeri bir mücadele olmayacak mıdır? Hiç şüphesiz bu mücadele bir iktidar sorunudur ve kitlelerle buluşmuş iyi politikanın varlığı üzerinde ancak başarı şansı olabilir.

Faşizmin başarıları da (Mussolini-Facta Krizi; Hitler-Schleicher krizi) her şeyden önce siyasi planda kazanılmıştır.
Geniş halk kitleleriyle, ülkenin büyük kısmıyla sürekli ve etkili bir bağlantı kurma ve devletle olan ilişkisini düzenlemek zorunda olan anti-faşist hareket, ya bolşevizm ya da faşizm "yanlış ikilemi"ne girerse genişletilmeye en çok ihtiyacın olduğu dönemde kendisini daraltmış olur.

Mücadele, faşizmin devletsiz ve devlete karşı hiçbir şey yapamacağı unutulmadan ve bu gerçek üzerinden verilmelidir. Bir faşist için her şey devlettedir, devletin dışında hiçbir değer söz konusu olamaz.

Anti-faşizm hem devletle hem de faşizmle mücadele etmek zorunda kalırsa hedefine çok zor ulaşır; başarı için anti-faşist üçlü bir mücadele verilmelidir: Cephe alabildiğine geniş tutulmalı, faşist blok elden geldiğince etkisiz kılınmalı ve tüm araçlar demokrasinin korunması için seferber edilmelidir.

Faşizmde siyasi hayat devletin tekeline girmiş, varsa partiler ve sendikalar bile "her şeye muktedir" devlete tabi hale getirilmiş; tüm kurumların bağımsızlığı ve özerkliği kaybolmuş; halk siyasi eyleme katılmaktan uzaklaştırılmış, duyarsızlaştırma tekniği gereği sürekli gerilim havasına sokulup, pasif seyirci ve araç haline dönüştürülmüştür.

1930'larda Almanya ve İtalya sosyalistlerinin ve Komünist Enternasyonal'in bir türlü vazgeçemediği "kitlelerin faşizmden bunalmasının, demokrasiden umutlarının kalmamasının devrime giden yolu kısaltacağı" beklentisi de boşa çıkmıştır; zira faşizm sadece demokrasi hayallerini bertaraf etmez, aynı zamanda asıl devrim çekirdeğini, sosyalist işçi hareketini de bertaraf eder.

Faşizm için savaşa hazırlık, sadece savaş yolunu açık tutup diğer tüm yolları büsbütün tıkamaktır; savaş, faşizm için her şeyi kendine bağımlı kılmanın kesin ve zorunlu yoludur.
Savaşa hazırlık hali ancak başta işçi sınıfı olmak üzere tüm üreten kesimlerin yaşama standardının feda edilmesi pahasına olmaktadır.
Buna karşın kent orta sınıflarının üretimde doğrudan yer almayan kesimi, rejimden geniş ölçüde yararlanır, parsayı toplar, parti yönetiminde, miliste, orduda, sendikalarda, devlet kadrolarında çok sayıda mevki işgal ederek muazzam bir faşizm bürokrasisi oluşturur.

Yeni hâkim sınıf, kapitalistlerle orta ve küçük şehir burjuvazisinin uzlaşmasıyla peydahlanmıştır; yağma ve hayasızca mevki avıyla rejimden beslenir.

Devlet aygıtının fazladan büyümesi, savaşı davet eden başka bir faktördür.

Din de aynen faşizm gibi yoksulları avutmak ve hizaya getirmek için yararlı bir sistemdir ve faşist devlet anlayışının zengin cephanesinde işçi sınıfına karşı emperyalizmle birleşip bütünleşir.
Profile Image for Gamze.
34 reviews9 followers
December 1, 2019
Bu kötü çeviriyle inatlaşmayı göze alırsanız eğer, okumaya değer diyorum.
99 reviews
May 23, 2021
the book compiles the analysis of four different authors on fascism, and they all all have common and different views. The very first point to mark is; their analysis is based on the time before the World War II hence very difficult to apply to the fascist dictatorships of modern time i.e the ones in Latin America and Turkey.
The other interesting point is; though they acknowledge that the definition of fascism made in the Communist International is incomplete and wrong, their own definitions is a repetition of it. I believe, this is very much related to the fact that all authors have got their roots in the Social Democrat or right wing communist ideologies.
I found Otto Bauer's part most relevant and interesting.
Still, it is a good book for the ones, who have got time and passion to learn variational thoughts on the origin and climb of fascism.
Profile Image for Yiğit.
37 reviews1 follower
August 4, 2022
Eserin Faşizme tarihteki örnekleriyle ışık tutan yanının ötesinde Rona Serozan Hocanın çevirisiyle esere kattıkları yadsınamaz. Harikulade.
Profile Image for Müslim.
131 reviews2 followers
September 13, 2023
yetmişli yıllardaki baskısını okudum , güncel baskısına da denk gelirsem mutlaka göz atmayı düşünüyorum.
Displaying 1 - 5 of 5 reviews

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.