El grano de la voz reúne entrevistas concedidas por Roland Barthes desde 1962 hasta su muerte, en 1980, y realiza “una puesta en escena” de ideas, redes de lectura, desarrollos y combates de una poética teórica tan voluptuosa como subversiva. A lo largo de los textos Barthes discurre sobre la fotografía, el cine, sus hábitos de pensamiento y escritura, el haiku, Japón, los intelectuales, la crítica, la moda, la literatura de vanguardia. La anarquía de esta enumeración es sin embargo engañosa, porque Barthes argumenta con limpidez sus posiciones y esclarece conceptos, y en cada comentario se advierte su agudeza incomparable para desentrañar los discursos, los signos, los sentidos. No es exagerado decir que el libro puede abrirse al azar y que el encuentro fortuito con una frase o un párrafo cualesquiera se convierte en breve iluminación.
Roland Barthes of France applied semiology, the study of signs and symbols, to literary and social criticism.
Ideas of Roland Gérard Barthes, a theorist, philosopher, and linguist, explored a diverse range of fields. He influenced the development of schools of theory, including design, anthropology, and poststructuralism.
Barthes müthiş bir adam, çok derin ve aynı zamanda duygularını da rahatça açabilen bir göstergebilimci. Bu söyleşilerden aklımda kalan ilk şey, esasen, arzu'nun moderniteden kovulmasına itiraz olacak. Bazı söyleşiler fena zorladı beni, bazıları ise muhteşemdi.
"Belli bir tarihsel durumda bütün aydınlar sınıfı -eğer savaşmıyorlarsa- potansiyel olarak dandidir."
"Roland Barthes için yaşama elverişli yer farklı değerlerle temsil edilir. Örneğin rahatlık, bir yapıya sahip olma, yazmaya olanak verme, anarşist yani hiyerarşiden arınmış olması, herkesin arzusunun birlikte var olabilmesi ve son olarak alışkanlık ile sürpriz arasında bir denge sağlaması."
"Amatör kavramı çok önemli. Amatörün durumunun olağanüstü faydası imgesel narsisizm içermemesidir. Amatör olarak bir çizim veya boyama yaparken imago ile yani bir çizim veya resmi yaparak kendimize dair vereceğimiz imge ile ilgilenmeyiz. Dolayısıyla bu bir özgürleşme, neredeyse uygarlıktan özgürleşmedir. Fourier tarzı bir ütopyaya dahil edilebilir. Varlıkların başka varlıklarda uyandıracağı imgeyle ilgilenmeden hareket edeceği bir uygarlık."
"Sözümüz özellikle uluorta konuşurken ağzımızdan çıktığı anda teatraldir."
Lacan ve Barthes şöyle düşünüyor: Insan simgeseli oluşturmaz, simgesel insanı oluşturur. Insan dünyaya dahil olduğunda zaten var olan simgeselin içine girer, simgesele girmezse insan olamaz.
"Kendimizi sıfatlarla düşünemememizin yanı sıra bize uygulanan sıfatları da asla doğrulayamayız. Bunlar bizi dilsiz bırakırlar."
"Dolaşı arzu'nun seyahatidir. Kendi arzusuyla ilişkili olarak tetikte, arayış durumunda olan bedendir. Ayrıca dolaşı karşılaşmaya "ilk kez"e vurgu yapan bir zamansallıktır. Sanki ilk karşılaşma işitilmemiş bir ayrıcalığa sahipmiş gibi : Her türlü tekrarın dışında olma ayrıcalığı."
"Fransa'da bugün etrafıma baktığımda asıl meselenin baskıdan ziyade keyif dürtülerinin eksikliği olduğu izlenimini ediniyorum. Psikanalizde buna 'arzusuzluk' -aphanisis- denir."
Me costó entrar, pero acabó siendo muy sugerente. Me encantaron los conceptos de "lector como creador virtual" ("la obra dura en tanto es capaz de parecer diferente de lo que su autor la hizo") y la escritura como "sismo que hace vacilar el conocimiento, el sujeto opera un vacío de palabra".
“We have embalmed our speech like a mummy, to preserve it forever. Because we really must last a bit longer than our voices; we must, through the comedy of writing, inscribe ourselves somewhere” (3)
“Writing is the art of asking questions, not of answering or resolving them” (9)
Me encanta Roland pero para leer estas entrevistas necesitas mucha cultura, mucha lectura de varios escritores y de el mismo, pero cultura de todo tipo cine, semiología, psicología, etc. Por lo tanto no fue de mi gusto porque no entendía del todo las referencias aunque hay partes de sus análisis que si me gustaron, y me marcaron.. como que el habla es peligrosa por su impulsividad y las palabras porque nunca terminan de decir lo que quieren decir, y el hecho de que estamos obligados a que nuestra voz dure más, para que esta quede inmortalizada.