Kemal Tahir'in eserlerini iki ana kategoriye ayırmak mümkündür. İlk kategori, kendi babasının yaşamını da anlattığı, Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşü ile Cumhuriyet'in kuruluşunu ve Gazi Paşa Hazretleri'nin ölümüne kadar olan süreci ele alan o mükemmel seridir. Diğer kategori ise "köy serisi" olarak adlandırılır.
Köy Serisi:
Yediçınar Yaylası (1958)
Köyün Kamburu (1959)
Büyük Mal (1970)
Rahmet Yolları Kesti (1957)
Sağırdere (1955)
Körduman (1957)
Yukarıda sıraladığım okuma listesi, "Kemal Tahir uzmanları" tarafından önerilen kronolojik bir sıradır. İlk üç kitap, birbirinin devamı niteliğindedir; arada "Rahmet Yolları Kesti" gibi, aslında "İnce Memed" kitabına bir cevap niteliği taşıyan eserler bulunmaktadır. Son seri ise Sağırdere ve Körduman kitaplarından oluşur.
Rus edebiyat eleştirmeni Evgeniy Jarinov'un söylediği gibi, "iyi kitaplar bittikten sonra başlar." Yani bir kitap sona erdiğinde, hakkında düşünmeye başlamak, o kitabın gerçekten iyi olduğunu gösterir. Benim yorumlarımda ise kesinlikle kitabın konusu veya teknik analizi üzerinde durmayacağım. Kemal Tahir'in eserlerinde psikolojik derinlikten ziyade, okuyucuyu hazırlayıp aforizmatik diyaloglarla sonuca götürmek söz konusudur. Bu, yazarın bir tercihidir.
Bir diğer önemli soru, "Gerçekten Türkiye'de böyle bir köy hayatı var mı?" Bu soruyu gündeme getiriyoruz; çünkü Tarık Buğra ve Yaşar Kemal gibi yazarların eserlerinde bambaşka köy gerçeklikleriyle karşılaşıyoruz. O halde, hangisi gerçektir? Sanırım hepsi gerçektir ve aslında gerçeğin kendisinin hiçbir önemi yoktur. Her yazar, kendi kafasındaki köy gerçekliğini bize sunar ve bu noktada gerçekliğin önemi azalır. İnce Memed gibi kurtarıcı figürler mi vardır, yoksa Abuzer Ağa gibi kendi eşini satarak zenginleşen insanlar mı? Her ikisi de gerçektir ve bu gerçeklikler arasında bir ayrım yapmak, aslında bir anlam ifade etmez.
Kemal Tahir, okuyucuya acımasızca yaklaşarak bizi asla köyden çıkarmaz ve köyle ilgili olumlu bir şey sunmaz. O, medeniyet adına köyü kafasında kapatmıştır (buna köy enstitüleri de dahildir). Ancak benim için vurucu olan kısım, "Büyük Mal" kitabındaki sorgu sahnesidir. Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Osmanlı İmparatorluğu döneminde köye yaptıklarının hesabını sormaktadır. Oysa o dönemdeki devlet, yine aynı insanlardan oluşuyordu. Bu dahiyane sayfalarda, devletin köye nasıl baktığını ve nasıl bakacağını Kemal Tahir’in zihninde görmekteyiz.
KÖRDUMAN- KEMAL TAHİR
“Karının Osmanlısı kocasının yerini bir vakit boş koymayacak” (s.1)
“Allah insaflıdır, cahil kulunu cehenneminde temelli yakmaz” (s.3)
“Karı kısmının aklı var da fikri yok” (s.7)
“Karıyı razı edinceye kadar, akıllı bir adam öz babasına olmadık laf söyler. Bunun da töresi böyle, canım” (s.7)
“Bilirsin, Müslüman kısmı, ekmeğini yediği yere kötü bakmaz
-Ekmeğini yemeyince?
-Aklım ermez” (s.42)
“...fikrin açılır. Fikrin de açıldı mı....”(s.69)
“Gülzar ablam...Hakkı’nın karısı Gülzar namuslu karıdır” –Namuslu oluversin. Karı milleti ilk hovardasına kadar namusludur hep” (s.106)
“...kakmalaı Dağıstan kaması asılıydı” (s.111)
“İnsanoğlu yalanı neye söyler? En çok korkudan söyler. Bir de şakadan söyler” (s.134)
“Dünyada sesten hazzetmeyen iki millet var. Hırsız milleti, bir de hovarda milleti” (s.137)
“Parasız malın yüzü tatlıdır “(s.140)
“Hırsızlıkta birinci şart: Kanunu bileceksin” (s.144)
“Kıyıcı kazansa kurt kazanır” (s.151)
“Köylü kısmı hayvana acır adamdan çok” (s.150)
“Her karı milleti! Dayağı da karı yer, inciri, üzümü de...Karı milletinin işi gücü böyle canım: Alta düşmek” (s.153)
“Borç verdikten sonra kötü olacağına, verme de kötü ol, daha iyi” (s.155)
“Dünyanın işi oyun olmuş” (s.173)
“Dediği şu: “Bana, bundan böyle tuzsuz yağ yemek haram olsun! Ben elime geçeni topa, tüfeğe, tanka, uçağa versem gerek...Uçaklarım öyelsine çok olacak ki güneşi kapatacak silme”
“.....Ulan, bu ne biçim bir söz? Hayvan gibi bir söz” (s.201)
“Ulan, bu ne çeşit yalan! Vagon gibi art arda bağlanmış bir yalan! (s.203)
“Akıl...Elbet akıl gösterilecek” (s.210)
“Topallığı sonradan ama rezilliği anadan....” (s.222)
“Şu ekmeği gönlümle mi yapmaktayım? Allah biliyor! Şuna bak... Çamur gibi... Bizim herif akbuğday öğütmez. Pazarda yirmi para fazla verirlermiş. Bu yüzden kara buğday yeriz. Ağladım da bu kez arpa koymadı” (s.229)
“Ademoğlu kötülüğe koşarak gider” (s.282)
“Sen köse milletindensin” (s.289)
“Orospu kısmında yürek olmazmış. Yürek olmadığından adama acımazmış” (s.308)
“....bir yerden taze akıl bulmuş” (s.334)
“Ağalık güzel bir zenaat! Hırsızlıktan değerli. Silahsız eşkıyalık! (s.361)
“Orospunun içine bal mı doldurmuşlar. Tadına bakan başını alamıyor” (s.364)
“Mahpus zor mesele...Mahpus diriler mezarı...”(s.398)