“Naimciğim, sevgili dostum, biraz deliliğe benzeyen bu ünlü-fan ilişkisine ne kadar neşeli bir ışık tutmuşsun. Daha da güzeli ne iyietmiş de roman yazmışsın. Yolu açık olsun. Sevgiyle... ”
- Sezen Aksu
Tutkulu bir plak koleksiyoncusu... Koleksiyonuna yeni plaklar katmak için İstanbul'un muhafazakar sokaklarında porno resimler/filmler pazarlıyor. Karısını, kızını, bütün dünyayı bir kenara bırakmış. Sezenak Su Çince bir plak mı yapmış ne, onun peşinde. O plak için yapmayacağı şey yok. Hatta...
Naim Dilmener, Obsesyon'da Selami ve onun Canının İçi'ni İstanbul sokaklarında gezdirirken, argo, küfür, para, racon, din, milliyetçilik ve erkeklikle kutsanan gündelik hayatın, bireysel ve toplumsal çöküşün “selfie”sini çekiyor.
Tutkulu bir plak koleksiyoncusunun hayatının plağını bulduğunu sanması ve o plak için neleri gözden çıkaracağının anlatıldığı eğlenceli bir o kadar da düşündürücü bir kitap. Kitap kolleksiyonu yaptığım için kitapta kendimi de buldum. Borç batağına saplanmaktan geri kalmayarak almak istediğim bütün kitapları aldım. Alamadıklarımı da almak üzere ekonomik durumumu planlıyorum. Koleksiyonerliğe ister hastalık deyin ister başka bir şey. Biz ölünce nasıl olsa bir şekilde çöp olacaklar. Varsın bütün koleksiyonum benimle birlikte yok olsun.
Oldukça eğlenceli, akıcı, kafa dağıtmaya birebir. Bana çocukluğumun tuhaf bir şarkısını ve şarkıcısını hatırlatıp yıllar sonra yeniden dinletmesi de bonusu: Okumura Chiyo'dan Kuyachi Keredo : Meraklısı için: https://www.youtube.com/watch?v=zdfWl...
Büyük bir edebi beklentiyle okunmaması gereken, zaten öyle bir şey de vadetmeyen tatlı bir öykü. Naim Dilmener yayın hayatına Gırgır ve Fırt'a mizah yazıları yazarak başlamış, bilmiyordum. Romanda bu mizahi dili yer yer bulmak mümkün. Takıntılı bir plak koleksiyoncusunun öyküsünü anlattığını düşünürsek; esnaf ve akraba muhabbetinden çok bu "obsesyon"una ve sevdiği plaklarının hikayesine, müziğe, koleksiyonculuk duygusuna dair daha çok şey bekliyordum, bana bu açıdan eksik geldi (hikayede üzerinde durulan yalnızca iki-üç albüm var). Bayağı bayağı anti bir karakteri anlatıyor olmasını sevdim. Ülkemizde de hatırı sayılır bir kitlesi bulunan plak koleksiyonculuğunu Türk edebiyatı düzleminde kayda geçirmesi (belki bir gün bizim de bir Nick Hornby'miz olur) ve konu ettiği yılları görünür kılması açısından da değerli bir metin diyebiliriz.