"mezopotamya üçlemesi"nin en beğendiğim oyunu bu oldu. üçlemenin sonuncu oyunu. ikinci eser "taziye"den sonra bu da tiyatroda izlemek isteyeceğim bir oyun oldu, hatta bunu o açıdan ilk sıraya alıyorum.
efsunlar, lanetler, fallar, olağanüstü varlıklar/olaylar, nar bahçesi, oyun arabaları, zaman-mekân geçişleri gibi zenginlikler, "aşiret töreleri" konusunun sürekli göze sokulmasına izin vermeyerek bu konudan bıkkınlık gelmesinin önüne geçiyor. yazarın yönlendirdiği şekilde tiyatro sahnesinde hayal edince, seyir keyfi oldukça yüksek bir yapım canlanıyor önümde... acaba tüm bu çeşitliliğin, en azından yazarı tatmin edecek şekilde sahneye konabildiği olmuş mudur, merak ettim.
olmasa da olur notum: birkaç yerde ceylan ve geyik kelimelerinin aynı anlamda kullanılmış olabileceğini fark ettim. ceylan ve geyik aslında aynı tür değil ancak çoğu kişi aynı olduklarını düşünür; kimileri ceylanın, yavru ya da dişi geyik olduğunu sanır.