N.O.: Peki sadakatle sadakatsizliği nasıl bağdaştırıyorsunuz?
J.K.: Önce sadakati tanımlamaya çalışalım. Şöyle de diyebiliriz: istikrar, koruma, sürdürülen karşılıklı güven. Sadakat geçmişten ya da aileden miras kalan bir tema, modern zamanların ve arzuların gücüyle gelecekte süpürülüp atılacak köhne bir konu mudur? Sanmıyorum. Ben burada bir psikanalist olarak konuşuyorum: Çocuğun iki figüre, onlar olmadan dünyayla baş edemeyeceği iki imagos’a ihtiyacı vardır. Elbette anneye, ama kendinden pek bahsedilmeyen babaya da, yani çocukluktaki ilk kimlik edinimlerindeki kişiye. Oidipus türünden yasakçı bir baba değil, seven bir babaya. Aşk deneyimlerimizde bu iki imgenin çeşitlemelerini de ararız. Bunlar sadakatin psişik gereksinimleridir. İnsan bu dayanak noktalarına, bu istikrar unsurlarına sahip olduğunda, duyumsal ya da cinsel ilişkisinde kendisine daha fazla özgürlük tanıyabilir ve arzularını serbest bırakır.
Ph.S.: Sadakatsizliğin sistemli olarak cinsellik sorununa indirgenmesini dayanılmaz buluyorum. Bir yüzyıl içinde, şeytan icadı gibi görülen bir cinsellikten her şeyin temeli olarak görülen cinselliğin reklamcılıkta ve teknik açıdan kullanılmasına geçildi. Seksin insan varlığındaki her şeyi, bütün gerçekleri söylediği inancı kabul gördü, gerisi görmezden gelindi: Yani duygunun zaman içindeki sürekliliği , düşüncede başarı. Toplum seksi çok şeytani bir şey olarak görüyordu, şimdiyse onu mecburi olarak yapılan, can sıkıcı bir şey haline getirmek üzere. Beni sık sık bu cinsellik enflasyonunun yolundan giden romanlar yazmakla suçladılar. Ama bu yanlış. Ben cinselliği daima olabildiğince hafif, rahat, ironik biçimde ele alıp kendini tanıyan ve pekâlâ da uzak durulabilen bir arzu olarak gösterdim. Bunu şunun için söylüyorum, cinsel sadakatsizlik bana ağırlıktan yoksunmuş gibi geliyor. Daha ciddi şeyler var.
J.K.: Ben cinselliğin temelde normlara karşı bir başkaldırı olarak anlaşıldığını sanıyorum, din kaynaklı ya da ahlaka dair yasakların bireyler üzerinde baskı kurduğu toplumlarda kuşkusuz bu gerekliydi. Buna karşılık, bugün içe kapanmadan ve kurallara dönmekten çok söz ediliyor. Bu hiç kuşkusuz bir geriye dönüştür ve bir tür muhafazakârlıktır. Ama aynı zamanda, cinsel başkaldırının ne olacağına dair bilinçlenme anlamına da geliyor. Bu başkaldırının tek bir anlamı vardı: Özgürlük. Ama aynı zamanda bir anlamsızlık da içeriyordu: Çoğu zaman kendini ve ötekini yok etmek. Kadın erkek ilişkilerinde “dışarıda” asıl eşinizin bedenine ve duyarlılığına saygı gösteren cinsel ve duyusal ilişkiler olabilir. İşte bu sadakattir. Birbirinden asla ayrılmamak ya da ötekinden başka bir kadın ya da erkek tanımamak sadakat değildir.
Ph.S.: “Güven” kelimesini de ekleyebilir miyiz? Vivant Denon’un beni çok etkileyen bir sözü var: “Beni sev, yani benden kuşkulanma.”
J.K.: Bu “Sev beni, ama benden kuşkulanma”daki tuzak, “Annem ol” ya da “Babam ol” anlamına gelmesi: İdealize edilmiş bir “anne” ve “baba”. Kendilerine sadık diyen ve gerçekten de sadakati temsil eden bir Epinal*** resmi görüntüsü veren çiftlerin çoğu analık ya da babalıkta donup kalıyorlar. İkili ilişkilerini farklı yaşayan bizim kuşağımızdan insanlar için bu oyun dayanılmazdır. Yine de, sadakatsizliğin de kendine göre korkunçlukları olduğunu kabul etmek gerekir. Yıkıcı bir deneyim olarak kalır. Bazen ciddi kırgınlıklara ve öldürmelere sebep olur. Ama güldürür de.
Ph.S.: İçimden sadakatin bir tür paylaşılmış çocukluk, masumiyetin bir biçimi olduğunu söylemek geliyor. Çünkü aslına bakarsanız: Hepimiz çocuğuz. Çocuk olmaktan çıktığınızda, sadakatsiz oluyorsunuz. Gerisinin —buluşmalar, tutkular— benim gözümde fazla bir önemi yok. Gerçek sadakatsizlik çiftin ilişkisinin sertleşmesinde, ağırlaşmasında, ciddiyetin hınca dönüşmesinde. Bu her şeyden önce zihinsel bir ihanet. Ben bu konuda zaten her türlü şeffaflığa karşı olduğumu söylemek istiyorum. Mesela, Sartre ile Beauvoir arasında geçen sözleşme gibi şeylere karşıyım. Ben gizlilikten yanayım.
J.K.: Sadakat hissi çocukluğa ve çocuğun güven arzusuna uzanır. Kişisel olarak ben kendimi çocukluğunda bağlılık kanıtlarını yaşamış biri olarak görüyorum. Bu bana çok güven vermiştir. Daha gençken, cinsel sadakatsizlik belirtilerinden acı çektiğim olmuştur ana bunları bir ihanet olarak hissettiğimi söyleyemem. Gerçekte, aldatılabileceğime dair bir his yok bende. Ya da şöyle diyelim, ihanet bana pek dokunmaz. Philippe, senin aksine, sırrın sır olarak kalabileceğini düşünmesem bile. Her şey bilinir ve sonunda öğrenilir.
Ph.S.: Bazı çiftlerdeki şeffaflık ideolojisinden bahsediyordum ben.
J.K.: Açık olmak lazım: Kadın, erkekle aynı cinsel ve duyusal ilgi alanlarına sahip değil. Kadınlarla erkeklerin zevk almaları farklı, tıpkı iktidarla, toplumla, çocuklarla olan ilişkilerinde olduğu gibi. Biz iki yabancıdan oluşan bir çiftiz. Ulusal farklılığımız çoğu zaman gizlenen bir gerçeğin altını daha da iyi çiziyor: Kadınla erkek birbirine yabancıdır. Oysa iki yabancının özgürlüğünü üstlenen çift gerçek bir savaş alanı haline gelebilir. Uyum sağlama ihtiyacı da buradan geliyor. Sadakat yabancılığın bir nevi uyumlulaştırılmasıdır. Eğer ötekinin de sizin kadar yabancı olmasına izin verirseniz, uyum geri gelir. Yanlış notalar senfoni öğelerine dönüşür.
Epinal*** : Epinal, popüler konularda naif bir anlayışla işlenmiş resim, canlı renklerde estamp; günümüzde modası geçmiş fikir ya da kavram anlamında.
Güzel Sanatların Bir Dalı Olarak Evlilik - Konuşmalar - JULIA KRISTEVA & PHILIPPE SOLLERS
( Du mariage considéré comme un des beaux-arts - JULIA KRISTEVA & PHILIPPE SOLLERS )