Size çok acı vermiş birinin ölmesini ister misiniz?
Aşk kurbanı iki kadın bir araya gelirse ne olur?
Bazen korkmamız gereken tek şey, kendi acımız ve bunu dindirmek için yapabileceklerimizdir... Jülide'nin büyük umutlarla taşındığı Işıl Apartmanı'nda ise, asla tahmin edemeyeceği acılar saklıdır. Yaşlı bir hanımefendi ile iki iş kadınının ikamet ettiği, tüm sırları bilen bir vitrin mankeni ile kalbi kırık bir apartman görevlisinin görünüp kaybolduğu Işıl Apartmanı'ndaki saklambaç oyununa hoş geldiniz. İnsan doğasının keskin uçlarına dair ürpertici bir günlükle yapılan hesaplaşmayı anlatan bu sürükleyici korku romanı, Yaprak Öz'ü okurlarıyla bir kez daha buluşturuyor.
1973 yılında doğdu. TED Zonguldak Koleji'nin ardından, İstanbul Üniversitesi Amerikan Kültürü ve Edebiyatı Bölümü'nde öğrenimini tamamladı. Şiirleri, öyküleri ve yazıları, yurtiçi ve yurt dışında çeşitli dergi, gazete ve derleme kitaplarda yayımlandı. Şiirleri, Washington Amerikan Üniversitesi'nde tez konusu haline geldi ve üniversitenin Writer's Collective etkinliklerine davet edilen ilk Türk şair oldu. Yurt içi ve yurt dışında edebiyat festivallerine konuk olan Öz, pek çok şairin eserini Türkçeye çevirdi ve bu çevirilerden bir kısmı çeşitli yayınlarda yer aldı. Kendi şiirleri İngilizce, Yunanca, Makedonca, Sırpça, Bulgarca, Romence ve İsveççeye çevrildi. Farahnaz'ın Çiçeği adlı kitabı İtalyancaya çevrildi. Türkiye Polisiye Yazarları Birliği ve Uluslararası PEN Yazarlar Derneği üyesidir. Şiir kitapları: Fırtına Günlüğü (2006) Şiirli Müzik Kutusu (2009 - Cemal Süreya Başarı Ödülü) Bir, İki, Üç Gökyüzü (2012) Eski Saat Tik Tak (2016) Kendime Leyla (2023) Romanları: Berlinli Apartmanı (2013) Şeytan Disko (2015) Tilki, Baykuş, Bakire (2017) Sobe Siyah Orkide (2018) Farahnaz'ın Çiçeği (2019 - Kristal Kelepçe Yılın Polisiye Romanı Ödülü) İtalya'da yayımlanmıştır. İtalya'da 2024 Giallo Garda En İyi Yabancı Polisiye Ödülü'ne layık görülmüştür.) Villa Şakayık (2020 - Dünya Kitap Yılın Polisiye Kitabı Ödülü) Perisiz Köşk (2021) Dolapta Biri Var (2021) Bayan Begonvil (2022) Efsunlu Cazibe (2023) Siyahlı Sarışın (2024) Tılsımlı Tebessüm (2025)
son anda tam bitti derken muthis bi ters kose, akici, eglenceli, alttan alttan yine gerilimi veren, tempolu ama temponun yaninda yormayan sakin hirpalamayan uslubuyla gonlume taht kurdu.
zaten daha once yaprak oz’un berlinli apartmani’na doyamamis, bir apartman hikayesi daha gelse keske diye icimden gecirmistim. sonrasinda okudugum seytan disko ve tilki baykus bakire’yi de cok cok sevmeme ragmen icimde hep bi apartman hikayesi daha okuma istegi tazeligini korumaktaydi. nihayet sobe siyah orkide’nin kapak tasarimini ilk gordugumde muthis heyecanlanmis, bi apartman hikayesi geliyor diye cosmustum. gorucuye ciktigi izmir kitap fuarinda kitabi almistim ama okuyabilmek bu doneme kaldi. -isin kotusu simdi sira yeni bir yaprak oz kitabi beklemeye kaldi.
kitap yine yaprak oz’un kendine has yazim tarziyla ve retro bir ev dekore eder gibi insaa ettigi detaylariyla usta bi sekilde kurgulanmis. son ana kadar gizemi ve heyecani ayakta tutuyor. okurken epeyce gerildigim satirlar oldugu gibi kahkahalarla guldugumu de saklayacak degilim. “din din din din, din din din din.. uzaklarda bir yerlerde birseyler kok saliyor” :) sona yakin sayfalarda ben hulyanin zirzop sakalarina gulerken, hmm olay cozuldu oldu peki tamam derken, son anda oyle bi tokat geldi ki o neydi diye bi silkelendim. son sayfalari resmen nefesimi tutarak okudum. velhasil yaprak oz okuyalim okutalim sevelim daha cok sevelim!
Okudukça roman sanatı, hikaye anlatma sanatı adına sinirlendiğim bir roman oldu.
Ana roman kişisi dahil herkesin eylemlerinin arkasındaki sebepler gerçeklikten uzak. Hiç kimseyi yakından tanıyamıyoruz, özdeşlik kuramıyoruz.
Jülide'nin o "büyük" acısı o kadar fos çıkıyor ki okurken Jülide'ye "sen pek televizyon izlemiyorsun sanırım" diyesim geldi. İnsan bu kıytırık sebepten bambaşka bir hayat kurmak için geçmişinden kaçar mı?
Jülide'nin arkadaşı Hülya o kadar karton ki varlığının romana ne kattığını anlayamadım.
Yeni apartmandaki gelinlikçi kadınlar, Jülide'nin patronu, karşı apartmandaki komşular... Hiçbiri merak edilesi bir karakter ortaya koymuyor.
Kapıcı Doğan'ın varlığının sebebi romanın sonunda anlaşılıyor. Tüm roman boyunca onun sürekli karşımıza çıkması bizde "bu Doğan'da bir haller var ama du' bakalım" hissi uyandırıyor ama "duvara asılı tüfek" bir türlü patlamıyor ya da cüssesinden beklenen sesi çıkaramıyor.
Aslında romanın genel sorunu bu zaten. Hem roman kişilerinin hem de olayların arkasındaki gizemin içi boş.
Bir kedi meselesi var mesela. Hani ucuz korku filmlerine izleyeni korkutmak için ani çığlık ve hareket sahneleri eklerler ya işte kedi meselesi de böyle. "Ha kedi miymiş?" diyorsunuz.
En elle tutulur, hissedilir roman kişisi Paloma. Ona bir geçmiş biçilmiş en azından ve bu geçmiş inandırıcı. Ama Paloma çok ucuz harcanıyor. Romanın başından beri onunla ilgili öğrendiklerimiz bizi asla o sona götürmemeliydi.
Bir yazarın roman kişilerine sahip çıkması gerekir. Roman kişileri kurguya kurban edilmez. Onlar kukla değildir. Yazar onlara bir hayat biçmeden onları olaydan olaya sürüklerse, okur bu davranışları roman kişilerine yakıştıramaz ve gerçeklikten uzaklaşırlar.
Aklıma geldikçe sinirleniyorum. Romanın içinde geçen şarkıların ne katkısı var mesela? Sözleri de yazılmış uzun uzun. Roman kişisinin ruh halini mi anlamamız gerekiyor bu şarkılara bakarak?
Hele diyaloglar. Herkes filozof gibi konuşsun demiyorum ama az çok hayat tecrübesi olan insanların lise talebesi gibi konuşması, şakalar yapması romandan soğutuyor insanı.
Romanın "şaşırtıcı" sonuysa her şeyi kurtarmak yerine yerle bir ediyor. O zamana kadar kurulan karakterler ve olaylar gökten inen bir zembille nihayete ulaşıyorlar. Zerrece gerçekçilik yok. "Ne? Nasıl? Neden? Hadi canım! Allah Allah!" diyerek bitirdim romanı. Şaşırdığım için değil, olayları ne romanın kendi mantığına ne de gerçek hayatın mantığına oturtamadığım için.
Hasılı, en temel hikaye anlatma kuralı "anlatma göster"i bile doğru dürüst uygulayamayan kötü bir roman bu. Fazladan bir yıldızı Paloma için veriyorum.
Yaprak Öz yeteneği olduğunu düşündüğüm ama bir türlü bunu iyi bir şekilde sunabilen bir yazar olmadı. Dedektif serisini okumadan bir yargıya varmak istemiyorum. Ama tekil kurgularında devam eden bir başarısızlık var.
Daha önce bir yorumumda yazdığım gibi yine hayata yeniden başlayan bir kadın karakter var. ‘Bir kadın yeni bir yere gider ve olaylar değişir’ teması korku gerilimde çok kullanılır ama okuduğum her kitabında olması tembellik gibi geliyor bana. Depremden eşini kaybeden kadın, boşanan kadın, sevgilisinden ayrılan kadın gibi birilerini arkasında bırakıp yeni bir başlangıç yapan kadınlara alıştık. Bu kitapta Jülide de ayrılık sonrası böyle bir karar alıyor. Bir kadın yazardan kadın karakter okumayı seviyorum ama Öz’ün bu tipleri beni sıkmaya başladı. Jülide çok kırılgan görünüyor. Ayrılık yüzünden alınmayacak kararlar alıyor. İkna edici bulmadım.
Novella sayılacak kadar kısa olduğu ve polisiyede olaylar öne çıktığı için karakterleri uzun uzadıya anlatmasını beklemiyordum. Ama Jülide bile bir türlü içime sinmedi. Bir anda ev sahibi onu kızı gibi benimsedi. Gelinlikçi hanımlar, yan taraftaki komşular, apartman yardımcısı Doğan, eski sevgilisi hepsi birer obje gibi. Üstlendikleri rolü yerine getirirken okuru hiçbiri ikna etmiyor. Kadınlarla dolu apartmandaki yardımcı Doğan tekinsiz anlatılıyor sürekli. Hep bir şeyler bekliyoruz. Aldığı aksiyonu okuyunca da yine ikna olmuyoruz. En ilgiyle okunacak Paloma ama yazdığı son okurla dalga geçiyor gibi hissettirdi.
Yeni eve taşınan yalnız kadın, gece dinlenen kapılar, tekinsiz erkekler, prova mankenleri ve müzik kutusu hepsi filmlerden toplanmış ögeler. Yaprak Hanım muhtemelen iyi bir korku filmi izleyicisi. Kendi kitaplarını da hep bu filmlerden esinlerle kurguluyor gibi. Okuyunca hoş benzetmeden ziyade kolaycılık olarak yorumlanır. Okuduklarım içinde en sevmediğim romanı oldu.
Okurken su gibi aktı gitti yine, başladığım ama bitirerene kadar elimden bırakamadığım bir Yaprak Öz kitabı daha... yalnız yazarın tarzına fazlaca hakim olmuşum, bazı kilit noktaları önceden tahmin ettim ve sonu yaratması gereken ters köşe etkiyi yaratmadı bende, yine de çok güzeldi.
Kitabın kapağını az evvel kapattım ve karnımdaki ağrı geçmeden yorumumu yazmak istedim. Bir kere yazarı kınıyorum, bu kadar kısa yazdığı için! Şaka değil gerçekten kızgınım; yetmiyor, doyulmuyor anlatımınıza Yaprak Hanım! Kitabın konusu size çok bilindik gelebilir ama son 15 sayfayı okuyun, öyle görüşelim. "Şoke olmak", "nefesin kesilmesi", "gözlerin pörtlemesi" gibi fiziksel belirtiler göstermezseniz o zaman sorun bu yorumun hesabını benden. Hayatlarının bir döneminde bütün kadınların kalbi kırılmıştır mutlaka. Bu kitapta o kadınlardan ikisinin hikayesine dahil oluyoruz. Sürpriz sonlu Yaprak Öz kitaplarının hastasıyım. Mutlaka okuyun derim. =)
Daha önce Berlinli Apartmanı kitabını okuduğum Yaprak Öz, Sobe Siyah Orkide kitabında da Kadıköy'ü ve sokaklarını mekan olarak seçmiş. Kitap genel olarak keyifli,sürükleyici bir gizem/polisiye kitabı gibiydi fakat son 15 sayfası beni çok etkiledi. Hassas biriyseniz kitabı tercih etmek istemeyebilirsiniz. Hem çok üzücü hem de ağır bir sonu var. Yaprak Öz'ün çok başarılı bir korku edebiyatı yazarı olduğu aşikar, kitabın finalinin etkisinden uzun süre çıkacağımı sanmıyorum.
Cok kolay okunan bir kitap Sobe Siyah Orkide. Ancak kitaptaki her seyi onceden tahmin ettim ve bu da okuma keyfimi biraz dusurdu. Yine de, yazarla tanismama vesile bu kitap, yazari ve yazarin dilini sevmemi sagladi. Kitaba dair en cok sevdigim seyler ise, cok guzel yansittigi 90'lar havasi ve bir de kitaptaki kadin karakterler oldu. Yazarin diger romanlarini da okuyacagim.
Sıkı bir okuyucunun tek celsede bitirebileceği, sürükleyici bir gerilim/gizem romanı. Ben biraz ağırdan alıp merakımı köpürtmek istedim. Yaprak Öz okuru olarak sonunu tahmin edememiş olmam da hoşuma gitti :)
yani, nasıl desem bilemedim. evet, kendini hızla okutan bir kitap. ama bir gerçeklik düzlemi var mı dersek, yok. kurgu öyle aman aman iyi diyemem. farklı bir üslup, o da yok. arkada akan zamanı sesiyle doldursun diye açılmış, dikkat vermeyeceğimiz bir dizi gibi. karakterlerin derinlikleri, motivasyonları, varlık gerekçeleri hep anlaşılmaz kaldı.
sadece söyleyebilirim ki, ilk okuduğum yaprak öz kitabı olan berlinli aparmanı'nda da hissettiğim "apartman komşularınla arkadaş olmana gerek yok" duygusu pekişti.
Karakterin rüya gördüğü bölümleri kitabın geneline göre nispeten uzun buldum. Bence kitabı biraz daha detaylandırabilirmiş. Özellikle palomanın hikayesini. Üstelik nedir bu korku romanlarındaki gökgürültüsü yağmur ve elektrik kesintisi sevdası? Diğer yandan tabii bazı hatalar da farkettim ama o kadar olur diyorum. Yeni kitabı çıksa yine alırım destekliyorum.
Yine kendinizi kitaba gömüp bi solukta bitirmek isteyeceğiniz ama bi yandan da bitmesin diye yavaş yavaş okuyacağınız bir kitap.
Ah o apartmanda yaşananlar! Kim tahmin ederdi böyle biteceğini. O kadınların yaşadığı acılar, geçirdikleri maceralar. Kesinlikle her hecesine değen bi kitap
Yaprak Öz’ün okuduğum ikinci romanı, o kadar akıcı bir anlatım varki kitabı okuduğum süre boyunca okuyucu değil de Işıl Apartmanının sakinlerinden biri gibiydim. Yaprak Öz’ün diğer kitaplarını da en kısa sürede edinip okuma isteğiyle doldum!
Yaşadığı ağır bir ayrılıktan yakınlarının da desteğiyle baş karakterimiz Jülide Kadıköy’de eski bir apartmana taşınır. Apartmandaki gelinlikçi dükkanını işletenler, ev sahibi Paloma Hanım, yan apartmandaki komşuları ve en yakın arkadaşı Hülya sayesinde tam da hayatını düzene koymaya başladığını düşünen Jülide, hiç beklemediği bir şekilde gizemli olayların ortasında bulur kendini. Bu gizemli olaylara rağmen aslında son derece sıradan bir hikaye okuduğumu düşünürken son 30 sayfada yazar kurgunun altını üstüne getirdi ve beni epeyce şaşırtmayı başardı. Yazarın ilk romanı Berlinli Apartmanı’na kıyasla Sobe Siyah Orkide’nin kurgusunu daha gerçekçi buldum ve yazım dilini daha çok sevdim. Bazen sıradan bir konuşma esnasında söylediklerimizin sonucunun nelere mal olabileceğini şaşırtıcı bir kurguyla okumak isterseniz Sobe Siyah Orkide’yi okumanız gönülden tavsiye ederim.
Kadıköy’de detaylarla süslenmiş bir apartman ve kalbi kırılmış iki kadının burada hayatlarının kesişmesi. Kadın karakterlerden biri ya sizsiniz, ya en iyi arkadaşınız. Okudukça o kadar tanıdık, o kadar yakın geliyorlar size. Uyandırdığı merak, akıcılığı ve sadeliği nedeniyle bir çırpıda bitiyor kitap. Yer yer güldürse de, gerilim sona doğru artıyor ve sürpriz bir son sizi bekliyor.
Türü ve tarzı oturmamış sanki kitabın. Öykü mü roman mı, korku mu dram mı gidip geldim. Karakter derinliğinin olmayışı okuma keyfini düşürüyor bence. Paloma Bambolina merkezinde harika bir romana dönüşebilirdi. Arjantin’den başlayan hikayesi, yetimhane, sirk, İstanbul’daki metres hayatı, evi, eşyaları, hastalıkları başlıbaşına iyi bir roman çıkarırdı.
Kadınları kadınların kurtarması çok duygulandırıcı, belki de bu yüzden, dünyanın bu düzeninde yaşarken, duygudaşlık kurarak okunan bir roman. Işıl Apartmanında yaşıyor gibi hissettim okurken. Yazarın atmosfer yaratma becerisiyle ilgili olsa gerek... Yaprak Öz’ün ellerine sağlık, yaşasın kadın yazarlar☘️
Yazarın diğer kitapları gibi bu kitabını da çok severek okudum. Sakin bir tempoda ilerliyor kitap. Bir gerilim kitabı he an herşey olabilir diye okurken kitabın sonunda bombayı patlatıyor yazar.
Tam bir gerilim ya da bir polisiye olarak kabul edilemez. Kurgu, yazarın diğer kitaplarındaki gibi çok etkileyici. Ancak yazarın kitapları için hep söylediğim gibi; metin fazla uzamış ve fazla klişe içeriyor.
Akıcı ve güzel bir Türkçe ile yazılmış. Hızlı okunan bir kitap.
Tüm romanlarını okumuş bir okur olarak Yaprak Öz’ü ben, başarılı bir gençlik kitapları yazarı olarak değerlendiriyorum.
Jülide'nin 22 sene önce yaşadığı psikolojik şiddet ve depresyon sonrası toparlanma umuduyla taşındığı Işıl Apartmanı'nda başından geçenleri anlattığı gizemli bir hikaye. Yaprak Öz romanlarında geçmişe dönmeyi, müzikler, filmler, mekanlar vs. ile o günlerden izler taşıyan bir dünya kurmayı seviyor sanırım. 1990larda geçen bu hikayeye pek çok alt tema sığdırmış. Duygusal ilişkiler, terk etmiş bir baba, cinsel dürtülerini kontrol edemeyen erkek, yoksulluk, komşuculuk, sirk yaşamı... Hikayenin yarattığı atmosferden sonunda evrildiği noktayı tahmin etmek mümkün değildi. Ama bu durum Agatha Christie tarzı ters köşe olma halinden ziyade karakterin yeterince temellendirilmemesi ile ilgiliydi. Üstelik, daha karanlık bir anlatıma evrilme potansiyeline rağmen, saykodelik sosa bulanıp bırakılmış hissi yarattı. Yine de dili çok akıcı ve güzel. Hikaye geliştirilirse noir tarzı bir film senaryosu olma ihtimali de oldukça güçlü. Keşke böyle bir planları olsa. Apartmanın o karanlık atmosferi gözümde şimdiden canlanıyor.
Okuyucusunu samimi bir anlatımla tatlı-sert bir gerilim atmosferine taşımayı başaran bir Yaprak Öz romanı. Ev ve komşuluk temaları, Yaprak Öz ün, polisiye kurgusunda kullanmayı tekrarladığı, ona has bir yazım özelliği oluyor. Bunun yanında olaylara müdahil olan anlatıcı/anakarakterin (benöyküsel karakter diyelim) günce yazımı içinde örülen polisiye kurgu daha samimi geliyor. Karlı bir haftasonu -tercihen de Aralık ayı içerisinde hatta-, elinizden düşürmek istemeyeceğiniz bir roman, iyi okumalar!
Klasik bir Yaprak Öz romanı. Yine günlükler, yine rüyalar, yine zorlama tesadüfler sonucu ortaya çıkan gerçekler... Yazarın ilk okuduğum romanı Şeytan Disko’dan çok etkilenmiştim, o yüzden tüm kitaplarını aldım, ısrarla oluyorum ama artık sürekli kendini tekrar ettiğini düşünmeye başladım. Yine de kabul etmeliyim ki kitap, finali itibariyle insanı yumruk yemişe çeviriyor, kötü dersem haksızlık olur.
Klasik bir Yaprak öz kitabı olmuş. Akıcı, sürükleyici ama ben nedense çok keyif alamadım. Berlinli apartmanı tekrarı gibi geldi. Hangi karakterin ne yapacağı aşırı kestiriliyor. Yıldız Alatanlardan sonra hikayesini de çok derin bulamadım.
Çok sürükleyici, bir çırpıda biten bir Yaprak Öz kitabı daha..ama sanki hikaye daha detaylı ya da daha uzun olabilirmiş, bir dizi bölümü kadar bir çırpıda bitiyor.3/5