Tüm insanlarda ortak olanı, hiçbir zaman eksik olmayan fenomenleri insanın varlık koşullarından hareket ederek ortaya çıkarmak insan felsefesinin, felsefi antropolojinin görevidir, “insan nedir?” temel sorusu etrafında insani hayatı oluş halinde, biyopsişik bütün içinde ele alarak ve varlık dünyasının tüm katmanlarının insan denilen varlık alanında taşındığını bilerek onu kendine özgü fenomenler temelinde araştırmak T. Mengüşoğlu’nun başlıca uğraşısı olmuştur.
Mengüşoğlu insanın varlık koşulları olarak belirlediği fenomenleri şu şekilde sıralar: Bilen, değerleri duyan, tavır takınan, önceden gören, önceden belirleyen, isteyen, özgür, tarihsel, ideleştiren, kendisini bir şeye veren, çalışan, eğiten ve eğitilen, devlet kuran, inanan, sanatın yaratıcısı, konuşan, biyopsişik bir varlık olarak insan. Bu şekilde sadece insanın varlık alanlarından, öğelerinden yola çıkan insan felsefesi onun kozmostaki yerini gene ona özgü fenomenler dâhilinde araştırır ki ontolojik temellere dayanan antropolojinin başlangıçları Kant’a dek uzanır.
İnsan felsefesini sadece soyut bir bilgi teorisi için değil, hayata yansıyan, hayatla ilişiği olan, gücü ve etkinliği artıran bir bilgi, bir hayat aktivitesi olarak değerlendiren Mengüşoğlu için bu felsefe aynı zamanda ontogenetiktir. Yani dünyamız ve insan kozmik bir varlığın parçasıdır ve bu kozmik varlığın bütününün etkilerinin dışında değildir. O bu düşüncelerini ağırlıklı olarak Darwin, Uexküll, Gehlen, Kant, Nietzsche, Dilthey, Hartmann ve Scheler’in görüşleri ve tartışmaları etrafında geliştirir.
İlk soyadı Temüralp'tır. 1937'de soyadını mahkemede değiştirmiştir.
Malatya'nın Hekimhan Kazası'nda 1905 yılında doğmuştur. 1928 yılında Sivas Lisesi'ni bitirmiştir. Aynı yıl Avrupa'da eğitim göreceklerin katıldığı sınavda başarılı olarak Almanya'ya gitmiştir. 1929 yılında Göttingen Üniversitesi'nde Geiger rehberliğinde fizik ve kimya dersleri almıştır. Öğrenci müfettişi Prof. İzzettin Bey'le konuşarak Berlin'de Nicolai Hartmann'ın yanında bilgi teorisi, mantık (umumi felsefe ve mantık; kendi ifadesi) dersleri okumaya karar vermişler. Nicolai Hartmann'ın yanında çalışırken aynı zamanda psikolog Prof. Köhler, diğer bir mantıkçı olan Prof. Maier, kültür felsefecisi Prof. Spranger'in derslerini de takip etmiştir. Yoğunluk olarak Hartmann'ın sahası olan, mantık, bilgi teorisi, tarih felsefesi, etik ve tabiat felsefesi konularında çalışmış; yine Hartmann'ın tavsiyesi üzerine yardımcı olarak fizik ve kimya dersleri almıştır. Fizyoloji, bilgi teorisi için gerekli görülen tecrübî psikoloji ve idrak psikolojisi derslerini de izlemiştir. Felsefe doktorası için zorunlu olan Latinceyi buna ek olarak Grekçe'yi de öğrenmiştir.
1933 yılında, «Husserl ve Scheler'de Bilginin Hududu» (Fakülteye sunduğu özgeçmişte bu ad var) adlı doktora çalışmasına başlamıştır. 1937 yılında tez bitmiş, doktora sınavına genel felsefe ve mantık ile yardımcı disiplin olarak da fizik ve kimyadan girmiştir. Bu çalışma Berlin Üniversitesi tarafından yayınlanmıştır. 1937 de Umumi Felsefe ve Mantık asistanı olarak İÜ Edebiyat Fakültesi'ne girmiştir. Ernest von Aster'in tercümanlığını yaptığı gibi onunla birlikte seminerler düzenlemiştir.
1942 yılında «Nicolai Hartmann'ın 20. Asır Felsefesi'ndeki Yeri» adlı çalışmasıyla doçent olmuştur.
1953 yılında profesör olmuş ve Sistematik Felsefe Kürsüsü'nün başına geçmiştir.
1959 yılında İÜ Edebiyat Fakültesi Dekanı seçilmiştir.
1961-62 yıllarında Tübingen Üniversitesi'nde misafir profesör olarak çalışmıştır.
1968 yılında Sistematik Felsefe ve Mantık Kürsüsü'nü kurmuştur.
1978 yılında, 70 yaşında emekli olmuştur. 1984 yılında İstanbul'da vefat etmiştir.
Tek kelimeyle zayıf. Aklına bir parmak felsefe çalınmış kimseyi ikna edemeyecek argümanlarla dolu. Deyim yerindeyse en ilkel yöntemlerle bataklığa gökdelen inşaa etmeye çalışıyor.