Can Kozanoğlu, Cilalı İmaj Devri, Pop Çağı Ateşi, İnternet Dolunay Cemaat ve Yeni Şehir Notları'nda 1990'lar Türkiye'sini anlattı. Siyaset, toplum, ekonomi, şehir yaşamı, popüler kültür, medya, tüketim alışkanlıkları, eğlence, özetle bir ülke hakkında bahse değer her şey vardı bu kitaplarda. İnce gözlemlerle insansız bankacılık, arabeskin dönüşümü, yuppie'ler, new age akımlar, Fetullah Gülen, internet, orta sınıfın AVM'lerle sınavı, televizyon dizileri furyası, pop patlaması, özel güvenlik sektörünün yükselişi bu kitaplarda çıktı karşımıza...
Can Kozanoğlu 2000'lerde bu tür kitaplara ara verdi. Oysa Türkiye'nin son 15 yılda yaşadıkları ve geçirdiği dönüşüm malum... Mirgün Cabas'ın Can Kozanoğlu'yla yaptığı söyleşiler dizisi sonucunda ortaya çıkan Bıçkın ve Ağlak, aradaki yılları önceki dört kitaba bağlayan bir devam kitabı...
Bu söyleşilerde siyasetin, toplumun, popüler kültürün geçirdiği dönüşüm, dijital hayat, sosyal medya, darbe girişimi gibi konular geçmişi bugüne bağlayan gözlem ve saptamalarla ele alınıyor. Ancak bu renkli ve kıpır kıpır kitabın konuları bunlarla sınırlı değil. Her sayfada seri katiller, pornografi, Adana mutfağı, 1970'lerin tuhaf dergileri, 1980'lerin haber dergilerindeki çalışma ortamı, siyasi parti mitingleri, günümüzün popüler edebiyat dergiciliği gibi konular da karşımıza çıkıyor.
Serinkanlılığını koruyan bir neşe, nezaketini yitirmeyen bir eleştiri, karmaşayı açıklayan bir basitlik, iyimser bir bakış açısı...
Mirgün Cabas soruyor, Can Kozanoğlu “Yeni Türkiye'nin Hikâyesi”ni anlatıyor: Bıçkın ve Ağlak...
Can Kozanoğlu (d. 1963, Adana), Türk sosyolog, yazar ve gazeteci. 1963 yılında Adana'da doğdu. Robert Kolej ve Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nü bitirdi. Gazeteciliğe 1981 yılında Hayat dergisinde başladı. Aralarında Yeni Gündem, Nokta, Cumhuriyet ve Milliyet'in de bulunduğu çok sayıda gazete ve dergide muhabir, editör, köşe yazarı olarak çalıştı. Çeşitli mizah dergilerine takma isimlerle yazılar yazdı. Uzun yıllar boyunca TRT'de yayımlanan Okudukça isimli kitap programını sundu. Televizyonculuk kariyerini daha sonra CNN Türk ve NTV'de sunucu, belgeselci, editör, yönetici olarak sürdürdü. Sosyoloji alanındaki çalışmalarını popüler kültür üzerinde yoğunlaştıran Can Kozanoğlu'nun futbol tutkusunun toplumsal boyutlarını ele aldığı ilk kitabı Bu Maçı Alıcaz 1990'da yayımlandı. Bunu, Türkiye'nin 80'li yıllarda yaşadığı toplumsal değişimi dönemin starları üzerinden anlattığı Cilalı İmaj Devri (1992) izledi. Pop Çağı Ateşi (1995), İnternet Dolunay Cemaat (1997) ve Yeni Şehir Notları'nın (2001) ardından, Kozanoğlu'nun ilk kurgu denemesi olan Acemi Eğitimi (2005) yayımlandı.
Can Kozanoğlu perspektifini sevdiğim, komplekssiz ve çağa uygun konulara odaklanan bir araştırmacı. Sosyal bilimlerde ısrarcı olmasa da yöntem açısından çok değerli kitaplar yazdı. Bu kitapta da Bu Maçı Alıcaz ve Pop Çağı Ateşi gibi eski kitaplarının güne uygunluğunu tartışırken bir yandan da yeni Türkiye’yi değerlendiriyor.
Kozanoğlu içten biri ve kendini de eleştirmekten kaçınmıyor. Kitabın Can Yayınları editörlerinden birinin fikri olduğunu ama tembellikten yazmadığı için söyleşiye çevirdiklerini söylüyor. Mirgün Cabas ile iyi bir ikili oldular bence. Cabas söyleyişiyi çok iyi yönlendiriyor. Uzun süredir iş yapmaları ve arkadaş olmalarından mütevellit gündelik hayatlarına dair sohbetleri de çok eğlenceliydi.
Kitapta çok fazla konuya değiniyorlar. Kozanoğlu’nun medya sektörüne girişi ve kişisel beğenileri gibi biyografik başlıklar da var. Kendi kitaplarını, darbeyi, Gezi’yi ve yeni Türkiye’yi değerlendirdiği başlıklar da var. Bu başlıkların derinliğini ve tonunu sevdim. İlginç anekdotlar aktarıyor. Söyleşi olduğu için konuları temelden anlatmak yerine araştırmaya yönlendiriyor. Kozanoğlu’nu daha önce okuyanların daha çok zevk alacağını düşünüyorum. Bence hala kıymetli olan Pop Çağı Ateşi’ni epey didikliyorlar. Nelerde haklı nelerde yanıldı gibi bir özeleştiri veriyor. Yakın dönemin siyasi değişimlerine de isabetli yorumlar yapıyor. Yer yer ayrı düştüm ama çok verimli bir okuma oldu. Özellikle Türk edebiyatı konusunda ilgimi çekti. Okuma planıma yeni kitaplar dahil ettiler.
Can Kozanoğlu'nun hem kitaplarını okumaktan, hem röportajlarını izlemekten müthiş bir zevk alıyorum. Üniversitede de en sevdiğim hocamdı. Bu kitapta ufkumu açan bir sürü analiz olsa da, bütün bu söyleşiyi bir podcast olarak dinlemeyi tercih ederdim. Benim için bir "kitap" ve "youtube kanalında ropörtaj" arasında kalmış bir his yarattı.
Muhteşem bir birikimi kusursuz bir zekayla birleştiren bir Türkiye analizi. Türkiye'yi tek kitapla anlamak için daha kaliteli bir kaynak bulmanız çok zor.
Son 30 yilin genel bir sohbeti olmus. Bazi goruslere katilmasam da, bazi yerler geyikten ileri gitmemis olsa da kimler geldi, kimler gecti adina okumayi oneririm.
Can Kozanoğlu’nun önceki teori kitaplarının devamı (Pop Çağı Ateşi, Cilalı İmaj Devri, İnternet Dolunay Cemaati) şeklinde bir kitap yazma projesinin tamamlanamaması sonucu, kitabın içinde değinmeyi düşündüğü başlıkların Mirgün Cabas ile karşılıklı sohbet şeklinde yazılmış hali.
Bu haliyle teori kitabı olmaktan ziyade dağınık bir sohbet kitabı ve çokça da otobiyografi olmuş. Bazı yerleri çok keyifle okunmasına rağmen bazı bölümleri, misalen son iki bölüm biraz sıkıcı uzun. Biraz böyle oğlumuz yemek de yaparmış, sabunda, her eve lazım ideal erkek olmuş :) ama sanıyorum bu kitabı hazırlarken de oldukça eğlenmişler.
Yıllar sonra tekrar bir Can Kozanoğlu kitabı okumaktan çok keyif aldım, şiddetle tavsiye ederim.
Kitabın ismi herhalde satış stratejisi, içinde ilk akla gelen konu ve kişilerden eser miktarda var, epey hacimli de olsa. Söyleşi bir şekilde hep daha güvenli ve "eski türkiye" ile ilgili alanlarda ilerliyor gibi hissettim. Bir de belki bu söyleşi türünün özelliğidir ve böyle olması gerekiyordur ama 500 sayfa aşağı yukarı her konuda birbiriyle aşağı yukarı benzer düşünen iki insanın diyaloğu bir parça içimi sıktı. Azıcık polemik iyi olurdu belki.
Kimi bölümlerini kitapla alakasız ve özellikle Can Kozanoğlu'nun anılarını anlattığı bazı yerleri sıkıcı bulsam da, 70'lerden günümüze dek ülkenin siyasi ve kültürel tarihine ilişkin başarılı tespitlerde bulunan bir kitap, has bir Türkiye panoraması. Yaşı özellikle benim gibi 20'lerinde olan insanlara, o dönemleri anlamaları adına tavsiye ederim.
Gerçək Türkiyənin tarixi, sosioloji , kültürəl hekayəsi. Müəllifin özü qədər rəngarəng, həyəcanlı və tutkulu bir ölkədən bəhs edən bir kitab. Kitab çox faydalıdır . Üstəlik də oxunması bir xeyli əyləncəli və rahat.
Mirgün Cabas'a para kazandırmış olma duygusu beni rahatsız etse de satın alıp okudum bu kitabı. Sebebi, Can Kazanoğlu'nun 90'lardaki kitaplarını ve romanlarını sevmiş olmamdı. Bir yorumcunun dediği gibi, bir podcast olarak bunu 'dinlemek' daha iyi olurdu. Can anılarından daha az bahsetseydi, kitap daha derli toplu olsaydı, ve bu kadar kahve sohbeti olmasaydı sanırım beğenirdim. Pek beğenmedim. Hacmini hak etmediği için birçok kısmı tarayarak okudum. Yeni bir şey öğrenmedim. Sadece, Fethullah Gülen'le ve Uzanlarla ilgili analizlerinin benimle çok örtüşmesi hoşuma gitti.
kozanoğlu'yla ayrışan görüşlerimiz bir yana, format olarak kötü bir kitap bana kalırsa. "yeni türkiye'nin hikayesi"ni anlatmayı vadeden bir kitapta otobiyografiye bu kadar yer verilmesini gereksiz buldum. ayrıca hiçbir düzen kaygısı olmadan konudan konuya atlanmasını da hiç sevmedim. kısaca, okurun vaktine kıymet vermeyen, dağınık bir söyleşi olmuş.
** içerik anlamında ise kimi zaman öfkelendim, kimi zaman da tespitlerinden etkilendim. belli ekollerin içinde bulunmayıp da işleyişlerini ve psikolojilerini bu kadar detaylı analiz edebilmesini gerçekten etkileyici buldum.
özellikle suç sosyolojisi hakkındaki bölümü çok ilgi çekici buldum. suç olgusunun evrensel olmayışı, 1970-80 amerikası'ndaki seri katil furyası ve arka planı, 'suç dalgası' ile 'suç trendi' arasındaki fark, ve teknolojinin suçla yüzleşme biçimimizi nasıl değiştirdiği ile ilgili kısımları büyük bir zevkle okudum.
buna ek olarak, en beğendiğim tespitlerden biri, küçük esnafın form ve statü değiştirmesi meselesiydi. kahvelerdeki ocakçıların kafelerdeki baristalara dönüşüm sürecini anlattığı bölümdü. ocakçı ile baristanın arasındaki statü farkı ve kafelerde baristalık yapmanın makbul ve 'cool' sayılması, kursları için bile büyük paralar dökülmesi sosyolojik açıdan incelemeye değerdi kesinlike.
popüler kültürle ilgili tespitleri de kayda değerdi genel itibarıyla. özellikle de günümüzde kimsenin "ferrari'sini satan bilge" olamayacağı, popüler kültürün bir parçası, etken ve edilgeni olmaktan kaçamayacağı gerçeği benim için önemli bir yüzleşmeydi. kozanoğlu diyor ki, "dünyadan elini eteğini çekip keşiş olmaya karar versen bile herhangi bir yere gitmezsin, dağdaki inziva için himalayalar'da yogi aramayı seçersin. çünkü popüler kültürün yarattığı inziva trendi orayı işaret eder."
ayrıca, göçmenlerin yaşadığı kimlik karmaşası da kendi bulunduğum konum itibarıyla önemli bir konuydu benim için. yazar, birinci kuşak göçmenlerin zaman içerisinde özlerinden kopmadan uyum sağlayabildiklerini, ikinci kuşağın ise zorlandığını, eski değer ve silikleşmiş normlar ile tam oturmamış yeni değerler arasında bir dilemma yaşadıklarını söylüyor.
ilerleyen sayfalarda da, insanların cemaatlerle olan ilişkisini şu cümleyle açıklıyor: "büyük kalabalığın içinde kaybolma endişesi taşıdığımız için ve büyük kalabalık içinde sivrilme şansımız az olduğu için yeni cemaatlere sığınıyoruz." 'cemaat'i burada kullanıldığı anlamdan koparıp dini bir kelime olarak görmeyi bırakırsak, hayatın her alanında bir topluluğa dahil olma, grupla var olma çabamız olduğunu görüyoruz zaten.
yazar bir de türkiye'de bir başka problem olan partilere, daha doğrusu akp'ye olan minnet duygusundan bahsediyor. destek verilen insanlar, sosyal devlet algısından giderek koptukları için, yapılan yardımları devletin bir görevi olarak değil, hayırsever politikacıların bir lütfu olarak değerlendiriyorlar. bu da o bölgelerin "garanti oy kaynağı"na dönüşmesiyle sonuçlanıyor.
son olarak da 'new age' kültürünün çağdaş türk edebiyatına nasıl yansıdığıyla ilgili önemli bir tespit yapıyor yazar. orhan pamuk, elif şafak gibi dünyada tanınan ödüllü romancılarımızın, batı'nın okumak istediği mistik, gizemli ve fantastik bir türkiye'yi anlattıklarını söylüyor. bunu da 'new age' kültürüne, batı toplumlarının rasyonel gerçeğinden kaçarken daha mistik olana sığınma arayışına bağlıyor. katıldım doğrusu.
** kozanoğlu'nun politik görüşlerinde ise bir samimiyetsizlik sezdim açıkcası, ama bu subjektif ve kendime saklasam daha iyi olacağını düşündüğüm bir konu. yazarın, kürtler, dindarlar ve cemaatçiler için "onlar da biraz haksızlık yaşamıştır elbet, fakat abartılıyor" tavrını biraz ikiyüzlü buldum. bilmemek/haberi olmamak başka, yapılan haksızlığı küçümsek çok başka. türk hukuk sisteminin o kadar da aksak işlemediği, fakirliğin azaldığı, dünyada artık savaşların olmadığı gibi yorumlara da güldüm sadece. yazarın türkiye'yle ilgili umudunu ve absürt iyimserliğini de paylaşamadım ne yazık ki..
güzel sosyolojik tespitler varsa da pek okur dostu değil, bir de bazı politik yorumları var da neyse.. sosyalist beyaz türk stereotipi, kendi hoşlanmasa da. genel olarak türkiye'nin yakın tarihiyle ilgili fikir sahibi olmama yaradı. bazen tamamen katıldığım, bazen farklı, bazen de taban tabana zıt düşündüğüm konuları okumama olanak sağladı. kırdığım puan, görüşlerden çok söyleşinin dağınık tavrı ve gereksiz otobiyografik yapısıyla ilgili.
** şuraya da yazarın kıymetli bir alıntısını bırakayım: "insan okudukça, düşündükçe yargılarının kesinliği törpüleniyor."
Mirgün Cabas, ülkemin son 40-50 yılını fil hafızası ile bilinen Can Kozanoğlu'na anlattırıyor. Can'ın yıllarca ülkeyi çok iyi gözlemleyebileceği işlerde çalışması bunu değerli hale getirmiş. Akademisyen, gazeteci-yazar, editör, kısa süreliğine sendikacı olması dolayısıyla bu farklı toplumsal mahallelerden eleştirel bir tarih anlatısı var. İkisinin yıllara dayanan tanışıklık ve çalışma deneyimi sayesinde sohbet epey eğlenceli ve akıcı olmuş. Zaten beraber yaptıkları Nereden Başlasam podcast de harikaydı. Oldukça hacimli bir kitap olmuş, Orhan Pamuk'tan yemek kültürüne, tabi ki medyanın içinde olanlara ve bir çok yakın tarih olayına iyi bir hatırlatma. Okumaya değer.
Can Kozanoğlu tanık ettiği yılları, Türkiye sosyolojisi açısından ve sokak dili olarak çok güzel anlatıyor. Daha fazla kitaplarla ve yayınlarla kendisinin katkıda bulunmasını dilerim. Türkiye yakın tarihini entellektüel bir bakış açısından okumak, analiz etmek için güzel bir kaynak.
Güncel pek çok konudaki çok keyifli bir sohbet tadında bir kitap; Can Kozanoğlu’nun her tespitine katılmıyorum ama benim içim ufuk açıcı bir okuma oldu.
Kitap ilk başta akla gelecek şekilde belirli bir şahsiyetin hakkında değil. Elbette ondan bahsediyor Can Kozanoğlu. Ama diğer pek çok şeyin yanı sıra ve şaşırtıcı derecede az bahsediyor. Böyle bir beklentiyle okuyanlar hayal kırıklığına uğrayabilir.
Öte yandan kitap 1980'li ve 1990'lı yıllar basın ve yayın sektörüne dair detaylı ve okuması keyifli bir panorama sunuyor. Bunun yanı sıra Kozanoğlu kendi şahsi tarihçesini de anlatıyor. İlginç bir hikayesi var. Ayrıca kitaplarının maceralarına da detay giriyor. Bir yazarın hayatı nasıldır merak edenler için öğretici.
Güncel mevzularla alakalı konular biraz daha ayrıntılı geçiyor. O da güzel. Mesela FETÖ konusunda hala kafasında bir şüphe olan varsa açıp okusun. Kozanoğlu ta başından grubun faaliyetlerini araştırmış ve bugüne dek de takibini yapmış biri. FETÖ bir koluyla sizi hapse attırır bir koluyla da sizi hapiste ziyarete gelir minvalinde bir şey söylüyor. Çok iyi tespitleri var. Grubun hala etkin bir biçimde Türkiye’de kamuoyunu yönlendirebildiğini de söylüyor mesela. Çarpıcı bence. Ama benden başka kimseyi çarpmıyor böyle şeyler. O yüzden bilemiyorum.
Liberallere yönelik gizleme gereği duymadığı bir nefreti var Kozanoğlu’nun. Bunu alttan alta seziyorsunuz diyemeyeceğim açıkça ifade ediyor zaten. Haklı da bence.
Kozanoğlu'nun toplumun çoğunluğundan kendini ayrı görmek gibi genel bir tavrı var. Bu, okur yazar birçok insanda var diyebilirsiniz. Kozanoğlu bunu soğukkanlılıkla ifade etmekten geri durmuyor. Orası ilginç. Mesela çocukken amcasıyla İstanbul’un kırsalında yaşadıkları av maceralarını anlatırken toplumsal ayrımı acımasız bir çıplaklıkla faş ediyor. Yanlarına bir köylüyü almışlar. Hem onlara yol gösteriyor hem de keklikleri vurabilsinler diye çalıları dürtüyor. Onlar ateş edince de adam hızla kendini yere atıyor vurulmamak için. Kozanoğlu bu tehlikeli eğlenceyi böyle anlatıyor. Garip.
Velhasıl iyi kitap. Sürükleyici. Kozanoğlu’nun sosyolojik analizleri önemli. Bir de Nurdan Gürbilek gibi aşırı yorumun ve teorik abartının dehlizlerinde gezdirmiyor okuyucuyu. Somut şeylerden bahsediyor. İlişki kuruyor. Bilgilendirici. Zihin açıcı.
Bu arada "bıçkın ve ağlak" çok güçlü bir tespit. Belki de yazarın kastının ötesinde ve derinlemesine bir açıklayıcılığa sahip. Melodramatik muhayyile de denebilir daha entel bir ifadeyle. En kendine kondurmayacak kişinin bile zihni biraz böyle çalışıyor. Bir düşünün.
Yeni Türkiye’nin Hikayesi” altbaşlığıyla yayınlanan kitabın başlığı Türkiye’nin hırslı öfkeli ama cahil grubun elinde nasıl bir ergen çaresizliği yaşadığını nefis bir şekilde özetliyor. Sahiden de atarlı giderli, ama eğitimsiz, cahil, özgüvensiz, yazık bir birey gibi oldu ülke iyice. Kozanoğlu’nun o zamanlar türünün belki de tek örneği olan Pop Çağı Ateşi’ni andıran, neyse ki bu sefer çok daha detaylı, uzun ve derinlemesine Yılmaz-Çiller döneminden arabeske, Gezi direnişinden edebiyata ve müziğe her şeyi uzun uzun anlattığı çok güzel bir kitap olmuş. Doğası gereği “light”, fakat vadettiği şeyi gayet güzel yerine getiriyor.
Kitapla ilgili genel izlenimim olumlu ancak Mirgün Cabas’ın herhangi bir konuyu açıklamak için Can Kozanoğlu’nun diğer kitaplarına referans verme sıklığı o kitapları okumamış biri olarak beni rahatsız etti. Buna rağmen Türkiye’nin yakın tarihine dair bir sohbet havasında geçen kitap gayet sürükleyici. Kozanoğlu’nun kitabın sonunda belirttiği “umutlu olma durumu” biraz yüzeysel kaldı, daha detaylandırabilirdi.
Harika harika harika! Sıkıltırılmış kapsül bilgi kaynağı gibi bu kitap. Hafızamı tazeleyerek, bilmediklerimi öğrenerek, ya tabii bu da vardı diyerek okumuştum. Zaman zaman açılıp tekrar karıştırılmalı.
Kitapta "YOBAZ" ile "MUHAFAZAKAR" ayrımı güzel yapılmış. YOBAZ'a yobaz denmesi gerektiği de altı çizilerek vurgulanmış.
Tansu Çiller dönemi çok iyi anlatılmış. Gazete ilanı ile iki mafya birbirini tehdit ettiği dönemler...
"Türkiye'deki ayrışmayı nasıl giderebiliriz diye kafa yoranlar, ben de dahilim buna, "HURDACI MUHARREM"'in aklı başında arkadaşını hatırlatıyor bazen bana. Fazlasıyla umutsuz bir sağduyu çağrısı, her şeyin zıvanadan çıktığı ortamda boşa harcanmış enerji gibi. "Kardeş, niye küfürleşiyonuz siz şimdi" Ama elbette o kadar umutsuz olmamalı ya da en azından bunu kolay kolay kabullenmemeliyiz. " Bıçkın ve Ağlak Can Kozanoğlu sayfa 283 Ona buna ÇOMAR diyen gençler. "Cemaatle ortaklık döneminin davaları, laikliğin budanması, yolsuzluklar, bir kişinin ağzına bakan bir devlet yönetimi ve milyonlar. Öte yandan hiç hesapta yokken siyasetle ilgilenmeye başlayan ve muhalif konuma düşen taraf. Yandaşların gerçekten saldırgan şımarık ve hazımsız tavırları. Bu gençlerde bir travma yarattı. Teknolojiyi iyi kullanan, bilimden yana, çağdaş, dünyaya açık gençler zeki ve girişimci olmalarına rağmen kazanamadılar. Öbür tarafta cahil, kaba, aptal, dünyanın gerisinde olanlar kazandılar. Bu karşıtlık yamula yamula sağlıksız hale geldi. Ve Farklı hayat kültürlerine saygılarını yitirdiler. İşte onlar teknolojiyi insanlık için değil, üretmeyen, ekonomiye katkısı olmayanları aşağılamak için kullandılar. Bu Cumhuriyete sahip çıktığını iddia eden gençler asla kendilerine Cumhuriyetin eseri demesinler. Sizler de bu dönemin eserlerisiniz. AL BİRİNİ VUR ÖTEKİSİNE" Can Kozanoğlu "Neyse ki Türkiye bu iki taraftan ibaret değil. Bu iki gruptan ibaret olsaydı Türkiye FENA KARAMSAR olurdum."
bıçkın ve ağlak, nicedir ortalarda görünmeyen -ve özlediğimiz- can kozanoğlu ile yapılmış bir söyleşi. söyleşiyi de uzun süre birlikte teşrik-i mesai ettikleri mirgün cabas yapıyor ve ikisinin yıllara dayalı kimyası kitaba farklı bir tat katıyor. kozanoğlu'nun 90'lı yıllardaki kitaplarına atıflar var sürekli, okuyucu için bir hafıza tazelemesi, bir temize çekme oluyor bu durum da. akp'nin ortaya çıkış süreci, recep tayyip erdoğan'ın yükselişindeki dinamikler satır başlarıyla olsun veriliyor. söyleşi kitabı olduğu için "yazı"nın ağırlığı yok kitapta, tembel bir yazarın, üzerine yazmaya üşendiği konuları söyleşi kalıbında anlatması sanki. netameli konular -gezi gibi, kürt meselesi gibi- ağzımızın tadı geçmesin, lince uğramayalım kabilinden geçiştiriliyor, bu arada 15 temmuz hadisesinde oldukça net mesajlar veriliyor. arada anlatılan anekdotlara, maceralara, otobiyografik notlara bayıldım ama en beğendiğim bölüm edebiyat editörlüğü bölümü oldu sanırım. bence yazın okunabilir bir kitap bu, hiç canınız sıkılmadan son 25 yılın hikayesini "bir de can kozanoğlu'ndan dinleyebilmek" için.
Can Kozanoğlu'nu podcast'leriyle tanıdım. Kitaplarını almak istemiştim fakat kendinin kitaplardaki analizlerin demode olduğunu söylemesiyle vazgeçmiştim. Mirgün Cabas'la söyleşi kitabının güncelliğini sürdürdüğünü düşünerek (kitap 3 yıl önce yayınlanmış.) okudum. Can Kozanoğlu'nun eğlenceli üslubu kitabın okunmasını kolaylaştırıyor. Sosyal medya kullanıcısı olmamasına rağmen o dünyadaki söylemlere hakimiyeti dikkat çekici. Sosyolog gözüyle yaptığı tespitler kolay okunabiliyor. Sosyolojiyi günlük hayat terimleriyle anlatıyor. Esnafların şekil değiştirdiği tespitini yerinde buldum. Kendi etki alanının kısıtlılığına rağmen Türkiye'nin durumundan kendine bile pay çıkarabilmesi öz eleştirinin önemini vurguluyor. "Ama" "Belki" kelimelerine savaş açılan günlerde bu kelimelerin önemini ve güzelliğini anlatması bu kelimeleri çok kullanan birisi olarak beni sevindirdi. Özgürlükçü bakış açısının birbirine yakın noktalarında olmamızdan mutlu oldum. Bir Türk vatandaşı için gerçek bir sosyoloji kitabı olarak görüyorum.
Can Kozanoğlu'nu hep söyleşiler ya da bazı yazılarda gördüm ve okudum. Bu okuduğum ilk kitabı oldu. Kitabı okumaya da Ruşen Çakır'ın programına konuk olduğunda karar vermiştim. Ben çok beğendim kitabı. Daha önce gördüğüm bir yorumda "Podcast olsaydı daha iyi olurdu" diyordu. Bu biraz doğru da olsa, kitap olarak okumak hem not alabilmek ve hem de daha rahat sindirebilmek için faydalı oldu. Özellikle kitabın orta kısımlarında Türkiye üzerine yapılan değerlendirmeler, tespitler beni çok tatmin etti. Bu konularda yıllardır içimde olan ama bir türlü bağlayıp tutarlı ve sağlam hale getiremediğim fikirleri çok sade bir şekilde dile getiriyor. Bu açılardan, kendi görüşlerimi de güncellememi sağladı. Hem söyleşi olmasından hem de Can Kozanoğlu'nun dili kullanışının sadeliği sayesinde çok rahat okunan ve rahat anlaşılan bir kitap. Her konunun bir kaos içinde yaşandığı ve anlatıldığı zamanımızda bulunması zor bir kitap.
kitap çok övüldüğü için indirimden alıp okudum, ancak bunca övgünün neden olduğunu anlamadım. popüler kültür eleştirisi ve analizi anlatmayı hedefleyen bir kitap olduğunun farkındayım ancak kesinlikle can kozanoğlu hiçbir kesime dokundurmuyor eleştirilerini, cabas da buna yönelik sorular soruyor tabii. podcast olarak dinlense belki başka düşünürdüm ama kitap hali bence birazcık zaman kaybı olabilir. çünkü genelin bilmediği, düşünemediği pek bir şey anlatılmıyor, ama tabii bütünden bir bakış sağlama noktasında okuması keyifliydi. ek olarak, can kozanoğlu kendisini sosyalist olarak tanımladığını ifade ediyor kitapta, ancak hiçbir meseleyi sınıf perspektifinde ele alarak anlatmıyor, yani kısa 2-3 cümlenin ötesinde dilinin de yalınlığı düşünülünce kendisinden sınıf temelli bir popüler kültür bölümü okumak isterdim.
Türkiye'nin, yakın geçmişinden bugüne kadar gelirkenki durumunun siyasetin yanında kültürel bir zeminde de incelenmesi çok yerinde. Okuyana kesinlikle olgun bir bakış açısı kazandıracağına şüphem yok. Her şeyden önce Kozanoğlu'nun tarafsız ve saplantılardan uzak yaklaşımı insanın kendi değerleriyle yüzleşmesini de sağlıyor. Komplo teorileri yerine toplumsal eğilimlerin yarattığı zaaflar...
Ancak sosyologların (galiba) genelindeki "her şeyi teorilerle açıklama"ya çalışma eğilimi insanı bazen boşluğa sürüklüyor. Bir kişinin kimyasının sorunlu olmasının bile tek başına nelere sebep olabildiği gerçeği göz ardı edilince bu teorilerle günümüz gerçekleri bağdaşmayabiliyor. Anormallik anormalliktir, bence eğilimlerle açıklanmayı hak etmez.
Ve son bölümdeki lüzumsuz iyimserlik... Dünyada artık sıcak savaşların pek olmaması sebebiyle ölümlerin azaldığı şeklindeki sığ tespit... Dünyada ve Türkiye'de taşların yavaş da olsa yerine oturmakta olduğuna dair istatistiksel çıkarımlar... Örneğin ülkemizde hukukun aslında sanıldığı kadar aksak işlemediği tespiti... Kitap bir yerden sonra, dünyayı ve bu ülkeyi başka gözlerden gördüğümüzü düşündürttü.
"Rating"im kitabın üslubu, tarzı ve konuların işleniş şekli için. Fikirsel bakımdan biraz daha temkinliyim.
Can Kozanoğlu’nu ilk defa dinledim, keşke daha erken tanısaydım. Kitabın başlarında kişisel bilgiler daha yoğunken biraz sıkılmıştım ve bu format aslında bir podcast olsaymış falan gibi kolaycılığa kaçmıştım. Ama ilerledikçe aşırı keyif aldım. Siyasete uzak biri olarak da hap bilgiler öğrendim, genel bir çerçeve okudum. Sosyologların hele ki Can bey gibi analitik zekasının, çok yönlülüğünün bu kadar görülür olduğu sosyologların metinlerini okumayı çok seviyorum. Popüler kültüre bakarken, arka planda okunabilecek pek çok etmen beni oldukça heyecanlandırıyor. Mirgün Cabas’ ı da ilk defa bu kadar dinledim aslında. Onun yürütücülüğü de tabiki takdire şayan. Kısacası entelektüel açıdan gelişmiş, hoşgörülü, çok yönlü, eleştirel ve akıcı bir kitap okudum.
Yeniye dair analizler yüzeysel kalıyor. Pop analize, yok analiz çağında çölde vaha muamelesi yapılması da anormal değil. Nokta teşhis gerektirebilecek durumlarda ise-belki kamuoyundaki genel bilgi eksikliğinin de bir yansıması olarak- ortaya taramalı tüfek tarzı, kuvvetle muhtemel gerçeği teğet bile geçmeyen çözümler sıralanıyor. Penguen belgesellerine kadar bu ülkenin gündemi her yıl en az bu hacimde yeni birer kitap çıkaracak malzemeyi ilgililere sunardı. Artık post-penguen devri... Sırf Onuncu Bölümün başlığında uygulanan subliminal operasyon bile, o başlığı seçen şahsın “anal fazdan mancınıkla analiz fırlatma üstadı” olduğunun göstergesi.