Aşk dolu bir geceden sonra aklımızda kalan tek şey ne kadar sevildiğimizdir, oysa aklımıza ne kadar sevdiğimiz gelse aşka inanabilirdim.
Geçmişi acısıyla ve gülünç yanlarıyla ironi içinde anlatan bir roman “Ay Şarkısı”. Cezaevinde tek tip giysi direnişi, kedisever bir binbaşı, isteklerini kabul ettirmek için binbaşının kedisini rehin alan mahkûmların komik yargılama süreci. Ve aşk; her koşulda yeşeren, yeşerebilen...
Gürsel Korat, en acımasız koşullarda bile mizaha yer veren bir incelikle yansıtıyor 80’lerin Türkiyesi’ni; ezilenle ezenin, aşkla kızgınlığın, sadakatle ihanetin hızla yer değiştirdiği insan hallerini.
“Koğuşta heyecan vardı. İnsanı coşturacağı akla bile gelmeyen bir sevinç haliydi bu. Yaratıcılık ve eğlence dolu. Çocuksu. Kediyi kaçırıp rehin almak herkese bir şeyler esinliyordu. Kimileri “hiç vermeyelim” diyor, kimileri onu köpek gibi bağlamaktan söz ediyordu. ... Hasan’ın “Kediyi yargılasak nasıl olur?” demesi, bu komik heyecanı oyuna dönüştürdü. Durum o anda herkese kendi içinde iki kere gülünç göründü. Tutuklular tutuklayan olacaklarını ve üstelik yaşamlarında ilk kez çocukça bir eylem yapacaklarını sezerek şaştılar.”
Gürsel Korat, 1960’ta doğdu. Çocukluğu ve ilkgençliği Kayseri’de geçti. Yüksek öğrenimini Ankara Üniversitesi’nde tamamladı. Çeşitli gazete ve dergilerde yazılar yayımladı. Bazı film projelerinde senarist olarak yer aldı, çeşitli üniversitelerde dersler verdi.
Bazen okuduğum her kitabı herkese gözüm kapalı öneremem gibi hissediyorum. Bu kitap da öyle. Ben çok çok severek okudum, çünkü ben dünya üzerinde sıradan bir ülkede belki 50 senede yaşanabilecek vukuatların bir sene içinde yaşandığı canım ülkemdeki yaşanmışlıkların yarasına biraz fazla üflenmesi gerektiğine inanıyorum. 70'lerin,80'lerin ve hatta 90'lar hatta hatta günümüzün nasıl yollardan buralara geldiğini biraz ironik biraz mizahlı bolca dokundurmalı bir kurguda okumak isterseniz buyrunuz. Keyifli okumalar.
şu an yaşadıklarımızı, etraftaki haysiyetsiz insanları düşününce eskilerden bir şeyler okumak iyi geliyor. 80 dönemini cezaevlerini isyanları ve 70’ler romantik devrimciliğini ve sonraki reklamcı kuşağı! hem oldukça gerçekçi ve acı bir biçimde anlatıyor hem de aslında ince mizahıyla eleştiriyor. bazen tiyatro metni gibi bazen dergi gibi oldukça farklı biçimlerde yazılmış bir roman.
Her ne kadar kendim bayıla bayıla okumuş olsam da başkalarına önermekte zorlanacağım kitaplardan biridir. 70'li , 80'li yılların sabırsız gençlerinin fikirleri , dünya düşünceleri hakkında ne kadar şey öğrenmek istediğinize ve o dönemin Türkiye'sine ne kadar ilgili olduğunuza bağlı olacaktır bu kitabı sevecek olma ihtimaliniz. Her zaman sevmişimdir , tesadüfleri ve sadece bir karakter çevresinde geçmeyen kitapları. Hukuk sistemimizin kokular salmadan önceki çürüyüşünün başlangıç dönemlerini çok güzel bir şekilde seçilmiş karakterler üzerinden bize aktarıyor kitap. Hep sorduğum bir soru vardı, bir çoğu öldürüldü , işkenceler çekti , kaçtılar , gönderildiler ama milyonlar düşünce nasıl yok oldu? Meğer neoliberalizmin pençesine düşüp Turgut Özal'ın konuşma metinlerini hazırlıyorlarmış. Umudun ve mizahın kapkaranlık zindanlarda da devam ettiğini kanıtlar nitelikte bir başyapıt.
Severek okuduğum bir romandı. 70’li 80’li yılların solcu olayları, askerî darbeler, değişen ve/veya hırpalanan hayatlar… Olaylar yön değiştiriyor gibi görünse de değişmeyen durumlar…
Çok kötüydü. Kitap tarihi veya politik roman değil, kadınları aşağılayarak ve kendi kafasındaki populist bir kalıba indirgeyerek sexual frustration mı aşk mı diye beylik laflarıyla süsleyip buraya bıraktım kitabı. Okuduğum en kötü roman ‘exit west’, ikincisi de bu. Sığlığa toleransım düştü okurken ve ortasından sonra hızlı hızlı bir de kurtulayım diyerek bitirmeye zorladım, çok kötü. Kopuk kopuk bir tarihten ötekine atlayan hissiz hissiz kim-ne yapmış örüntüsü de kötü, ortak insan duygularını anlatmanın yakınından bile geçmiyor. Objeleştirilmiş kadın karakterleri kullanarak bir cinsi aşağılayıp ötekini matahlık mertebesine yükseltip, araya baştan savma argolu saldırgan büyük laflar gibi görünen kaba küfürlerle dolu bir kitap yazsa ortalama bir mahalle dayısı da kitap yazar bence. Çok vizyonsuzdu, başka kitabını okuyacağımı sanmıyorum, zaman kaybı.