Yirmi birinci yüzyılın ilk yılından bu yana kuşaklar üzerinde çalışıyorum. Bir kuşağı anlamak, bir dönemi anlamaktır. Bir dönemi anladığınızda paradigmanın kıskacına sıkışmaktan kurtulursunuz. Ve sizin gibi olmayanları kendinize ait yargılarla değil, onlara ait gerçeklerle görmeniz mümkün olur. Bu mümkün olduğunda ise dönüşürsünüz.
İşte ya da evde… Bir şirket olarak ya da bir birey olarak…
Bir kuşağı anlamak, suya atılan taş gibi, etkisi dalga dalga büyüyen, yaşama, geçmişe ve geleceğe dair müthiş bir kavrayış sağlar. Hoşgörü sınırlarınızı genişletir, zamanın ruhuna yaklaştırır ve her adımda yargılayan değil öğrenen olmaya yönlendirir.
Çünkü bir Çin atasözünde de söylendiği gibi “Bir kuşağın diktiği ağacın gölgesinde öteki kuşaklar serinler.”
Hacettepe Üniversitesi’nde İngiliz Dili ve Edebiyatı ve Sabancı Üniversitesi’nde Executive MBA bölümlerinde öğrenim görmüştür. 2006 yılından bu yana kurucu ortağı olduğu Dinamo Danışmanlık’ta kuşak araştırmaları ve işveren markası çalışmaları yapmaktadır.
Bankacılık, enerji, hızlı tüketim, ilaç, eğitim, otomotiv, perakende, teknoloji gibi çeşitli sektörlerde pek çok ulusal ve global markanın işveren markası danışmanlığını yapmaktadır. İşveren markası alanında dünyanın önde gelen araştırma ve danışmanlık şirketi Universum’un Orta Doğu Direktörlüğünü de sürdürmekte olan Evrim Kuran, ayrıca CultureTalk Arketip Araştırma Sistemi onaylı uygulayıcısıdır. Kuran, 2013 yılından bu yana bölgenin en kapsamlı işveren markası konferanslarından People Make the Brand’in yaratıcısı ve küratörüdür.
Çalışmalarına Dinamo’nun Toronto ve İstanbul ofislerinde devam eden Evrim Kuran’ın Türkiye’nin 5 kuşağını anlatan Telgraftan Tablete isimli bir kitabı bulunmaktadır. Kuran, çeşitli süreli yayınlarda ve portallarda yazılar yazmakta ve konferanslarda konuşmaktadır.
Podcast'ini oldukça severek dinlediğim ancak kitaplarındaki yüzeysellikten sıyrılamamış Evrim Kuran'dan yeni bir kitap. Daha doğrusu benim için yeni çünkü baskısı olmadığı için Telgraftan Tablete benim için sona kaldı.
Yurtdışından gelen bir denetçimiz iyileştirmeler için "shotgun approach" yapmayın, "laser approach" yapın demişti. Yani aynı anda bir pompalı tüfekten çıkan saçmalar gibi yüz tane şeyi ele almayın. Onun yerine bir lazer gibi tek bir şeye odaklanın ve onu iyileştirin demişti.
Evrim Kuran'ın Telgraftan Tablete kitabında da yüz tane şey anlatıyor ancak hiçbiri sonunu görmüyor. Hiçbiri elle tutulur değil. Kitap odaktan çok yoksun. Bir bakıyorsunuz akademisyen gibi tek tek kuşakları anlatıyor, bir bakıyorsunuz kendi ailesinden örnekler veriyor. Bir bakıyorsunuz uluslararası kabul görmüş kuruluşların grafiklerini paylaşıyor, bir bakıyorsunuz düğün davetiyesi. Üstüne üstlük bazı yerler rakamlar dahil farklı bölümlerde tekrar ediyor.
Bir örnek münferit bir olaydır, iki örnek bir trenddir, üç örnek bir örüntüdür. Evrim Kuran'ın üç kitabı da birbiriyle aynı, hiç gelişme yok. Evrim Kuran gibi çok değerli bir insanın kitapları da çok detaylı ve öğretici başucu kitapları olmalıydı.
Daha once Evrim Kuran'ı canlı dinleme şansım oldu. Ayrıca TEDX de de dinlemiştim. Anlattıkları aslında bir X kuşağı olarak bayağı ilgimi çekmişti. Kitabını raflarda gördüğümde; zaten dinlediğim şeyleri yazmıştır diye düşünmüştüm ama tam da öyle değilmiş. Evrim Kuran; ailesinden yola çıkarak, güzel hikayelerle kuşakları akılda kalıcı şekilde anlatmış kitabında. Kuşakları biliyor olmak bazen yük gibi hissettiriyorsa da; süreci hem iş yerinde hem de çocuklarımızda iyi yönetebilmemiz için bir fırsat sunuyor. İlgisi, merakı olanların mutlaka okumasını tavsiye ederim.
Evrim hanımın kuşaklarla ilgili TED videosunu seyrettikten sonra merak ettim bu kitabı. İyi ki de okumuşum dediklerimden. 5 kuşakla ilgili kısa, net bilgi vermenin yanında edebi yanı da olan bir eser. Evrim hanım gerçek bir kelime sever, kitaptaki örneklemelerden ne kadar usta bir hikayeci olduğunu anlıyorsunuz. Keşke Z-nesli ile daha fazla araştırma olabilseydi. Yetişkin bireyleri olmayan bu nesil ile ilgili bilgiler şimdilik sınırlı. Tek oturuşta okunabilecek, kuru bilgi değil, edebiyat severlere de hitap eden, genel kültür muhtevası da dolgun güzel bir eser.
2,5 en fazla.. Neyse ki Evrim Kuram' ı bu ilk kitabını okuyarak tanımadım. Çünkü öyle olsaydı ikinci kitabı olan ve bu kitaptan çok daha iyi olan kitabını asla okumazdım. Bu kitapta kuşaklara bakış açısı bile denemeyecek bir yüzeysellikte hiç ama hiç detaya girmeden, bilgi vermeden veya konuyu derinleştirmeye çaba göstermeden rastgele yazılmış bir kitap. Kitaptan bende notlar aldım ancak hiçbirisi yazarın sözlerinden veya açıklamalarından değildi. Bilgi vermekten ziyade fikir vermek üzerine kurulu incecik ve bi kaç saat içinde hızla okunacak sıradan bir kitap. Hayal kırıklığı benim için, kuşaklara olan merakıma rağmen..
Evrim Kuran, bu kitabıyla birlikte bizlere jenerasyon farklarını, jenerasyonların isteklerini ve duygularını anlatıyor. Ben kitabı okumaktan çok keyif aldım. Zaman zaman aklıma takılan birtakım sorular oldu, ancak genel anlamıyla oldukça anlaşılır ve bilgilendirici bir kitap. Kendi jenerasyonumuzun neden diğerlerinden farklı olduğunu, işyerinde müdürümüzle anlaşamadığımızda bunun sebebinin ne olduğunu, ebeveynlerimiz veya büyük ebeveynlerimiz bizi anlamadığında bunun üzerindeki jenerasyon farkı etkenini anlayabilmek üzerine oldukça güzel bir kitap.
Ben jenerasyonların oluşumlarını ve hissettiklerini de birtakım karşılanmamış temel duygusal ihtiyaçlarla bağdaştırdım ve bu şekilde anlamam çok daha kolay oldu.
Kitaptan beğendiğim birkaç cümle;
"Bir kuşağı anlamak, bir dönemi anlamaktır. Bir dönemi anladığınıza ise paradigmanın kıskacına sıkışmaktan kurtulursunuz. Ve sizin gibi olmayanları, kendinize ait yargılarınızla değil onlara ait gerçeklerle görmeniz mümkün olur." s.18
"Benim için bir kuşağı anlamak, suya atılan taş gibi, etkisi dalga dalga büyüyen, yaşama geçmişe ve geleceğe dair müthiş bir kavrayış sağlıyor. Hoşgörü sınırlarımı genişletiyor, zamanın ruhuna yaklaştırıyor ve her adımda yargılayan değil anlayan olmaya yönlendiriyor. Çünkü bir Çin atasözünde de söylendiği gibi: "Bir kuşağın diktiği ağacın gölgesinde öteki kuşaklar serinler.""
X kuşağı için; "Onun gençliğinde eskiden 9 olan üniversite sayısı artık 53'e fırlıyor, önceki dönemde 3000 olan üniversite mezun sayısı artık 33.000 oluyor. Ve onun artık fark yaratması gerekiyor. Daha çok çalışması, daha erken başlaması, daha geç bitirmesi, eve daha çok iş götürmesi hep daha fazla olması, daha fazla yapması gerekiyor. Paraya daha fazla odaklanan bu kuşağın kadınlarının da iş gücüne daha fazla katılması ile X jenerasyonu daha az çocuk sahibi olunan bir dönem olarak tarihte yerini alıyor. X jenerasyonunun işe dair tutumunu şu sözcükler özetliyor: "Yaşamak için çalışmak!".
"Başarılı olursan mutlu olursun diye beslenmiş, gelinen noktada ise kendini hep insiyatif almak, fark yaratmak, lider olmak ve önce kendiyle rekabet etmek durumunda bulmuş. Öyle bir kuşak ki, iş yaşamındaki ilk döneminde, duygusal davranmanın iyi bir şey olmadığına dair bir geri bildirim almış; duygularını kapının önünde bırakması istenmiş. Ve yıllar geçmiş denmiş ki ona, şimdi gündem duygusal zeka! Hadi, hep birlikte duygularımızı kullanmayı öğreneceğiz! 'Buna da tamam demiş bu kuşak ve o işin de en iyisi olmak için çok çalışmış. Bu öyle bir kuşak ki, ilk yaşamının ilk döneminde iş yerinde ciddi olmayı öğrenmiş; gülmeyi, eğlenmeyi iş dışına bırakmış. Sonra bir zaman gelmiş ve bu kuşağa demişler ki; 'şimdi gündem iş'te eğlence! Hadi, hep birlikte eğlenmeyi öğreneceğiz!'."
"Y kuşağında baskın biçimde öne çıkan değerler; aile, adalet, sağlık gibi temalarken, önceki kuşakta karşımıza daha çok başarı, performans, en iyi olma gibi kavramlar çıkıyor. Bu analizi bence şöyle okumak mümkün; bence X kuşağı önce başarılı olayım ki sonra mutlu olurum diyor. Y kuşağı gerçek yaşamın dokusunun korunduğu, önce mutlu olduğu ve insan olarak hak ettiği değeri gördüğünü düşündüğü bir ortamda var olmak istiyor. Başarılı olmak için önce mutlu olmam lazım diyor. Sebebi çok açık: İnsan kendinde olmayanın peşindedir. Ve bu kuşak duyguların epeydir unutulduğu çok acımasız bir dünyada kendine yer bulmaya çalışıyor."
"Bölgesel farkların en minimal olduğu kuşak Y kuşağı. Türkiye'nin Y kuşağına bakıldığında da dünyadaki özellikle de gelişmiş batı iklimlerinde Y kuşağından çok da dramatik farklılıkları olmadığını görüyoruz."
"Toplum İkaros efsanesindeki gibi önce güvenlik alanlarımızı çizdi ve bizler de içlerine konfor alanları çizdik. Ancak çağ değişti, ekonomi değişti, demografi değişti, güvenlik alanları da değişti. Çağa uyumlu yeni alanlar çizmemiz gerekiyor. "
"21. yüzyılın cahilleri eskiden öğrendiği ve artık işe yaramayan bilgilerden vazgeçmeyenler olacaktır."
"Bunlardan (bir ebeveyn olarak benim için de en kıymetlisi) bilişsel esneklikti. Yeni dünyada başarılı olmak için en kritik yetkinliklerden biri olduğu ifade edilen ve kişinin belirli durumlara uyum sağlayabilmesi, bir düşünceden bir başka düşünceye geçme becerisi ya da değişik problemlere çok yönlü stratejilerle yaklaşma kapasitesi olarak ele alabileceğimiz bu becerinin çocukluktan başlayarak gelişimi için evde ve kurumlarda ne yapıyoruz?"
"21.yüzyılın başlarında, kurumların öğrenme ve gelişim fonksiyonlarında en büyük mücadelenin geleneksel kavrayışlara başkaldırabilmek ve özyönetimle öğrenmeyi cesaretlendirmek olacağını düşünmekteydim. Bu, okullarda da iş yaşamında da kendini çoktan gerçekleştirmiş bir kehanet. Kendi içeriklerini yaratma fırsatı isteyen ve bu sebeple artık sunduklarımızın tüketicisi değil türeticisi olmayı talep eden yepyeni bir kuşak yetişiyor. Türeticiler çünkü kendi ürettikleri içeriği tüketmek istiyorlar. Tam da bu sebeple içerik kadar bağlama da odaklanmak yani ürün kadar ortama da önem vermek, iş birliğini, deneyselliği desteklemek ve eskimişi bırakmak gerekiyor. "
"Bu çağda 'ne' sorusunu sormak yeterli değil. 'Neden' sorusuna alışmamız gerekiyor. Çünkü milenyum çağı çocukları 'ne' değil 'neden' sorusunu soruyor."
"Yeni çağın bağlam bazlı öğrenmesinde ise yeni soru 'neden'. Burada motivasyon duygu. Bu sorunun olduğu öğrenme ortamında basılı materyalin yerini topluluk, amaç ve tutku alıyor. İşte tersyüz edilmiş öğrenme derken kastımız da tam olarak bu."
Kuşak kavramı son yıllarda oldukça meşhur oldu. Hangi yıllar hangi kuşaktı, özellikleri neydi gibi temel sorulara cevap veren bir Türkçe kaynak. Yazarın ilk kitabı ve ilk baskısı 2018 yılında yapılmış. Kısa kısa bölümlere ayrıldığı için kolay okunuyor. Kitapta genel olarak bir konuyu toparlama, birbirine bağlama sorunu var. Kendisini ve aile üyelerini çeşitli kuşaklara örnek olarak anlatmış ama konuyu tam bağlayamamış. İlginç düşünceleri, açıklamaları var ki bunları aktarayım derken boşluklar oluyor. Genel olarak kuşaklar üzerine okumak isteyenler için kısa bir kaynak.
Yazar anlaşılır bir dil kullanmış. Noktalama ve yazım yanlışları göze çarpacak kadar var.
Bebek Bombardımanı Kuşağı (1945-1964) İdealist, otoriteye karşı çıkan, kurumları yıkan ve yeniden inşa eden, sorumlu, uzun saatler çalışan
X Kuşağı (1965-1979) Kendine güvenli, şüpheci, parayla motive olan, güvenlik ihtiyacı olan
Y Kuşağı (1980-1999) Aciliyet ihtiyacı yüksek, sosyal bağlantılara önem veren, kurumları yeniden inşa eden
Z Kuşağı (2000-2018)
“…Y kuşağı, önceki kuşak gibi sonuç odağında kalmak değil, sürecin de tadını çıkarmak isteyen, saygının hak edene sunulması gerektiğine inanan, içinde bulunduğu topluluğu etkileme ve onlardan etkilenme eğilimi yüksek, harekete geçmek için anlam arayan, eşzamanlı olarak birkaç işi birden yapabilen, teknolojiyi çok iyi kullanan, kariyer yaşamaları boyunca on kereden fazla iş değiştirebilecekleri öngörülen ve dahi iş bulmadan işten ayrılabilen, kısaca hem gündelik yaşamın hem de iş yaşamının kodlarını yeniden yazan bir kuşak.” (89-90)
“…Bölgesel farklılıkların en minimal olduğu kuşak Y kuşağı.” (90)
Y kuşağı - hikâye jenerasyonu (112)
“Hikâyeler, on yıllardır sıkı rekabetçilik ve fark yaratma kaygılarıyla katı bir analitik düzlemde duran organizasyonları hümanize ediyorlar. Organizasyonları oluşturan bireylere, sadece beyinleri değil, ruhları olduğunu da hatırlatıyorlar.” (113)
“…19. yüzyılın reaktifliği, 20. yüzyılın proaktifliği, 21. yüzyılın bu döneminde yerini “koaktifliğe” bırakacak. …birlikte değer yaratmaya odaklanılacak.” (129)
“Yeni çağın ihtiyacı olan otonom, filtreleyen ve odaklanan, değişimi kucaklayan, mükemmel işbirliği becerileri olan ve yaşam boyu öğrenmeyi öğrenen bireylere de ancak ve ancak tüm geleneksel yöntemleri tersyüz ederek erişebileceğiz.” (131)
“Dijital olarak dikkatleri bölünmüş ebeveynler Çocuklarının dünyayı yönetmesine izin veren aşırı müsamahakâr ebeveynler Sorumluluk yerine “her şeye hakkım var” hissi Yetersiz uyku ve dengesiz beslenme Oturularak geçirilen bina içi yaşam Sonsuz uyaranlar, anlık tatminler” (133)
Samimi dil kullanan bir yazardan 5 Kuşakla ilgili bilgi almak istiyorsanız doğru kitabı seçiyorsunuz.
Yazarın kendi cümleleri kitabı özetliyor , o nedenle ben ayrıca özetlemeyeceğim.
‘’Yirmi birinci yüzyılın ilk yılından bu yana kuşaklar üzerinde çalışıyorum. Bir kuşağı anlamak, bir dönemi anlamaktır. Bir dönemi anladığınızda paradigmanın kıskacına sıkışmaktan kurtulursunuz. Ve sizin gibi olmayanları kendinize ait yargılarla değil, onlara ait gerçeklerle görmeniz mümkün olur. Bu mümkün olduğunda ise dönüşürsünüz.
İşte ya da evde… Bir şirket olarak ya da birey olarak…
Bir kuşağı anlamak, suya atılan taş gibi, etkisi dalga dalga büyüyen, yaşama, geçmişe ve geleceğe dair müthiş bir kavrayış sağlar. Hoşgörü sınırlarınızı genişletir, zamanın ruhuna yaklaştırır ve her adımda yargılayan değil öğrenen olmaya yönlendirir.
Çünkü bir Çin atasözünde de söylendiği gibi ‘’Bir kuşağın diktiği ağacın gölgesinde, öteki kuşaklar serinler’’
Sessiz Kuşak, Bebek Bombardımanı, X, Y ve Z kuşaklarını en belirgin özellikleriyle, hikaye öğretisiyle harmanlayarak anlatan ve her kuşağa, düşünceye özgü alıntılarla huzurlu bir yolculuk şeklinde ilerleyen nefis bir kitap Telgraftan Tablete... Bir Y kuşağı olarak hislerimin, düşüncelerimin ve inançlarımın etkileyici cümlelere dökülmüş hâli... Yazarın Z kuşağına olan inancını belirttiği ve kitabını sonlandırdığı şu cümleler dahi okumak için yeterince heyecanlandırıyor insanı: " 24 milyondan fazla Z kuşağı var bu ülkede. En az 24 milyon temiz kalp, en az 24 milyon berrak zihin. Alın size bir hayat kanıtı: Ne zaman enseyi karartacak olsak, dürüstlük kantininin 24 milyon müşterisi olduğunu düşünelim. Düşünelim ki o an hayatın inadı artsın, hayat insana sıkı sıkıya yapışsın." Not: Dürüstlük kantininin anlamı ve hikayesi kitapta saklı ;)
Yanlış hatırlamıyorsam 2018 sonbaharında Şişli Quasar’da bir etkinlikte imzalatmıştım bu kitabı Evrim Kuran’a. 2. canlı olarak dinleyişimdi ve her iki dinlemede de aynı verilerin tekrar tekrar konuşulmasından rahatsız olmuştum, nedensiz. O yüzden bekliyordu bu kitap uzun süredir. Neden beklediğini şimdi anladım. İçerisindekileri gerçek anlamda anlamlandırabilmem için öğrenmem gereken, okumam gereken çok şey varmış. Uzun zamandır bir kitabı bu kadar yaza çize okumamıştım. Bıraktığı etki dikkate değer. Temelsiz bir motivasyon kitabı, öğüt veren sıkıcı bir yazı ya da rakamları yüzümüze fırlatıp “Al ne yaparsan yap!” bunlarla diyen bir araştırma değil asla. Üslubu benim açımdan oldukça yerindeydi. Bana kuşak araştırmalarından çok daha fazlasını verdiğini söyleyebilirim.
Genel olarak kuşaklar hakkında sınıflandırıcı analizler ve kuşak çalışmaları hakkında istatistiklerle desteklenmiş, bilgilendirici bir kitap. Ancak analizler biraz yüzeysel kalmış . Yazarın analizlerine olan güvenin artması ve daha inandırıcı olması için daha detaylı analizler ve anlatımlar olması gerektiği izlenimini bıraktı. Artı bir yön olarak anlatılmak istenen kısa ve öz biçimde, hikayelerle sıkmadan anlatılmış. Bu da kitabi okumayı kolaylaştırıyor.
İnsanları kuşaklara göre ayırıp kişilik özelliklerinin belirli kıstaslar çerçevesinde genelleştirilmesine çok sıcak bakmıyorum. Yine de sadece kuşaklardan bahsetmeyip ülkemizdeki farklı sorunlara da parmak bastığı için kitap ilgimi çekti. Kolay okunabilir, içinde çokça araştırmalara yer verilen zihin açıcı bir kitap.
Evrim Kuran sözlü iletişimiyle dinleyiciyi etkileyen biri. Kitabının önsözünde yazmakta zorlandığını söylemiş ben de bunu hissettim. Kitabı anlatı tarzında yazmak istemiş ama güçlü olduğu taraflar kuşak araştırmaları hakkında bilgi verdiği kısımlar. Diğer kısımlar çok yüzeysel kalmış, bu nedenle olmamışlık hissi var. Kitabın kapsamını daha dar tutsa daha iyi olabilirdi.
‘Bir kuşağı anlamak bir dönemi anlamaktır’ diyor Evrim Kuran. Kuşak segmentasyonunu araştırmalara dayalı bir şekilde aktarması bir yana kuşak farklılıklarını birbirini anlama, dahil etme bakış açısıyla yorumluyor. Kitaptan en sevdiğim cümlesini de eklemek isterim; Seni kendime ait yargılarla değil, sana ait gerçeklerle görüyorum’. İyi ki yazıyor, iyi ki paylaşıyor.
İstatistiki veriler ile yaşanan olaylar hakkında verilen bilgilerin birleştirilmesini derinliksiz ve içselleştirilmemiş buldum. Yazım dilindeki akıcılığı ve sadeliği beğendim. Ancak, birçok bilgi verildikten sonra bir hedefe gidilmemiş olduğuna kanaat getirdim. İnsanları yönlendirmeden, geçmişte yaşananlar ve önceki nesillerin deneyimleri daha net ve detaylı metinler oluşturularak açıklanabilirdi. Bu açıdan eserde anlatılanların havada kaldığını düşünüyorum. 2020’de yaşanan gelişmelerden sonra da bu kitabın güncellenmesi gerektiğini de düşünüyorum. Trend eğilimleri öngörülemez biçimde değişime uğradı ve bu durumun derlenecek yeni analizlerde daha incelikle çalışılabilmesini umuyorum.
Kuşaklar arasındaki fark basit ve anlaşılır bir dille anlatılmış. İnsanların nasıl birbirlerinden ayrı karakterleri varsa her kuşağında kendine öz değerleri ve şartlar doğrultusunda yaşama biçimleri var ve bence insanlara hangi kuşaksın diye sormak yerine hangi kuşağın insanısın sorusunu yöneltecek farkındalıklar oluşturan bir kitap olduğu düşüncesindeyim.
Uzun bir makale gibi, Türkiye'nin 5 kuşağını özetlemiş Evrim Kuram. Son zamanlarda köse yazılarında da bol bol alıntılanan bir kitap (kimi zaman referans da verilmeden!), benim hoşuma gitti. Tek eleştirim ciltlemenin kötü olması nedeniyle.okurken sayfalarının ayrılıvermesi.
5 kuşağı, kuşakların özelliklerini anlatan çok güzel öykü ve anekdotlarla okuyorsunuz. Evrim Hanımı kurumsal hayatta iken tanımış ve enerjisinden çok etkilenmiştim. Çok severek 1 günden kısa bir sürede tamamladım. Tavsiye ederim...
Birkaç saatte altını çize çize ve not ala ala bitirdim. Kolay okunan, akıcı ve bilgilendirici bir kitap. Kuşaklar ve aralarındaki farklar ile ilgili yazılmış Türkçe kaynak bulmak kolay değil. Bu kitap büyük bir açığı kapatmış.
Farkli kusaklarla calisanlarin, ozellikle yöneticilerin ve gelismeye önem veren herkesin okumasini tavsiye ederim. Yazarin bir konferansina katilmistim ve o zaman da cok etkilenmistim.
Uzun zamandır merak ettiğim bir kitaptı, kuşakları anlatırken birden aile hikayeleri oradan grafikler datalar derken odaklanmakta zorlandım, bölümler arası geçişler çok hızlı.
Kuşaklara dair bir çalışmayı ilk kez okuma fırsatı buldum.Her kuşak içerisinde bulunduğu siyasi ve ekonomik koşullardan etkilenerek ve ilham alarak büyür.Bu anlamda,politika ve yaşadığımız hayatın sorunları konusunda apolitik diyebileceğimiz bir kuşağın sayıca arttığı yıllara geldik.Apolitik olmanın iyi mi kötü mü olduğu elbette tartışılabilir.Akıcı bir dille yazılması çabucacık bitmesini sağladı.Benim gibi bu konuyla ilgilenenlere tavsiye ediyorum.