Kitabı bitirdikten sonra derin bi hüzün kapladı içimi. Hem mutlu sonla bitmeyen hikayeye hem de bu yaşıma kadar okumayışıma, bir hayli geç kalışıma çok üzüldüm. Aynı 'Küçük Kara Balık'ta olduğu gibi neden? sorusuyla hüzünlendim. Neden bu kitapları okumamı sağlayacak bir öğretmenim, bir yakınım olmadı? Belki küçük yaşlarda okusaydım herşey ama herşey daha farklı olacaktı. Ta o zamandan öğrenecektim sevgi için emek gerekti, emek... Ve kötülüklere, kötülere, haksızlıklara karşı nasıl dik durulur, küçük şeftalimizden öğreneceğim çok şey vardı belki de...
Bir meyveye, bir ağaca, bir çekirdeğe hiç bu gözle bakmamıştım. Dünyanın en güzel, en sevimli kız çocuğu, şeftalimiz öyle güzel anlattı ki hikayesini, çekirdekten ölüme varıncaya kadar, onun ağzından dinlemek çok hoştu.
Düşündürdü, tebessüm ettirdi, üzdü birsürü duyguyu yaşattı kısacık hikayede. Kötülüğe karşı dik durmanın, korkmadan dik durabilmenin bundan daha güzel bi anlatımı olabilir mi. Hele ki sevgi ve emek meselesi daha nasıl güzel anlatılabilir...
"O günden bu güne dek bilmiyorum ömrümden kaç yıl geçti ama bahçıvan daha benim şeftalimi tadamadı ve bundan sonra da tadamayacak. Ona boyun eğmeyeceğim, beni ister korkutsun, ister testere ile kessin." inadıyla ve kapanışıyla içimde bir burukluk kaldı :(