Zülfü Livaneli’den İstanbul’a ve onun yazarlarına, şairlerine saygı duruşu: Gölgeler
Karanlığın bütün gölgeleri yuttuğu bir İstanbul akşamı. Bütün sesler susmuş. Yalnızca gelip geçenlerin görmediği, duymadığı Gölgeler’in sesleri yankılanıyor sokaklarda. Son bir kez söylenen şarkı gibi, son bir kez yazılan şiir gibi, “son bakışta aşk”ta dile gelen sevda sözleri gibi… Gölgeler konuşuyorlar karanlıkta…
Fatih Sultan Mehmed, Mustafa Kemal Atatürk, Halide Edip Adıvar, Reşat Nuri Güntekin, Nâzım Hikmet, Yahya Kemal, Sabahattin Ali, Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Kemal Tahir, Orhan Veli, Ülkü Tamer, Ece Ayhan, Cemal Süreya ve Attilâ İlhan'ın gölgeleri...
Şiirin tapınağı önünde vecd halinde bekliyor İstanbul, ona yeniden hayat verecek son kelimeyi…
Tam adı Ömer Zülfü Livaneli’dir. 1946 yılında Konya-Ilgın’da doğan Livaneli, yazarlık kimliğinin yanında saygın bir müzisyendir. Müziği ile birçok ulusal ve uluslararası ödül almış ve eserleri John Baez, Maria Farandouri gibi sanatçılar tarafından yorumlanmıştır. Kültür, sanat ve politika alanında Türkiye’nin önemli isimlerinden birisi olan sanatçı, sanat yaşamı boyunca 300’e yakın besteye ve 30 film müziğine imzasını attı.
Bugüne kadar üç uzun metrajlı film yönetti; "Yer Demir Gök Bakır", "Sis" ve "Şahmeran". Valencia Film Festivali'nde "Altın Palmiye" ve 1989'da Montpelier Film Festivali'nde "Altın Antigone" ödülüne layık görüldü. "Sis", "En iyi Avrupa Film Ödülü"ne aday gösterildi. Sanatçının filmleri Türkiye, ABD, Fransa, Almanya, İsviçre, ve Japonya'da gösterime girdi ve BBC, WDR, İspanya, Kanada ve Japon televizyonları gibi bir çok televizyon şirketine satıldı.
Ekim 1986'da Cengiz Aytmatov'un daveti üzerine Federico Major, Yaşar Kemal, Arthur Miller ve diğer ünlü sanatçı ve düşünürlerin katıldığı Kırgızistan ve daha sonra Wengen, Granada ve Mexico City'de toplanan Issyk - Kul Forumu'nda yer aldı.
Livaneli, Elia Kazan, Jack Lang, Vanessa Redgrave, Arthur Miller, Mikhail Gorbaçov gibi ünlü kişilerle birlikte dünya kültürünün ilerlemesi ve dünya sanatlarının gelişmesine katkıda bulunmak üzere çalışmalarda bulundu.
1996 yılında Paris’te merkezi bulunan UNESCO (Birleşmiş Milletlerin Eğitim Kültür Bilim Kurulu) tarafından büyükelçilik verilen sanatçı Livaneli, orjinali ilk kez 1978’de çıkan "Nazım Türküsü"adlı albümde Nazım Hikmet'in şiirlerinden bestelediği şarkıları bir araya getirdi.
Sabah Gazetesi'nde köşe yazarlığına yaptı. Bir dönem CHP'den Milletvekili olarak aktif siyaset hayatına da katıldı.
Edebiyatçıları bir araya toplayıp onları kişiselleştirmek iyi bir fikir gibi dursa da sonuç hiç güzel olmamış. Fazlasıyla kopuk bir eser çıkmış ortaya. Zülfü Livaneli yaşayan en iyi Türk yazarlardan birisi olsa da (Bana göre) bu kitap amiyane tabirle fazlasıyla şişirme olmuş.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Tek nefeste okudum ve beğendim. Sevdiğim şairlerin, yazarların bilmediğim şiirlerine, anılarına rastlamak hoşuma gitti.Kitaptan keyif almak için şair ve yazarların belli başlı eserlerini bilmek gerektiğini düşünüyorum.Çünkü bu eserlere göndermeler yaptıkları diyaloglar çokca mevcut. "Halide Salih'in gözleri doluyor.'Ne demişti hemcinslerimden biri?Dansedemediğim devrim devrim değildir.Cumhuriyet'le kadınlar dans etmeyi öğrendiler.Utanmadan, korkmadan...Ayaklarını özgür yarınların temposuna uydurarak. Sağolun Paşam...'" "Her şey nasıl da bugündü.Değişmeyen bir şeyler vardı sanki...Sabahattin Ali yaşasaydı,bu yazıyı bugün de yazacaktı demek ki...Bugün de 'çok çocuk' değil,, sokaklarda dilenen,savaşın yerinden yurdundan ettiğiçocuklar için yeni bir hayat dileyecekti...Ve belki bugün de..."
Şenlik dağıldı bir acı yel kaldı, bahçede yalnız… Bu şehir o eski İstanbul mudur?... Martılar çığlık çığlığa her akşam, Bir büyük rüzgâr dağıtır şarkılarımı… Elbet bir gün, bizim de sevgilim köyümüzde beyaz badanalı bir evimiz olur... Unutabilir miyim seni hiç? Dünyayı ve insanlarımızı sevmeyi senden öğrendim…
Bağlamaz Firdevs'e gönlünü Galata'yı gören Servi anmaz onda ol serv-i dilârâyı gören. Bir Firengî şîvelü İsa'yı gördüm anda kim Lebleri dirisidür der idi İsa'yı gören Bir Frengi kafir olduğunu bilürdi Avniya Belün ü boynunda zünnar u çelipayı gören.
Sanki isimlerin büyüklüğünü ziyan etmiş, bir çırpıda okunan, Zülfü Livaneli ismi olmasa daha sert eleştirilebilecek bir kitap olmuş. Çok saygı duyduğum Livaneli nasıl böyle bir iş yapmış anlamış değilim.
Fakat düşünüş şekli yani eserin varlığına zemin oluşturan tasarı çok hoş. Hatta güzel bir film bile olabilirmiş.
-fatih sultan mehmet,mustafa kemal, halide edip, yahya kemal, reşat nuri, nazım hikmet, sabahattin ali, kemal tahir, orhan kemal, yaşar kemal, atilla ilhan, cemal süreya ve ülkü tamer gölgelerine (mahlaslaryla) bir kurgu söyleşi diyebiliriz- her isme ayrı ayrı eksik olan.
Sizde benim gibi sıkı bir Livaneli hayranıysanız bu kitap sizi hayal kırıklığına uğratacaktır. Çok güzel bir fikir çok çabuk çabuk derinlik kazanmadan yazılmış. Çizimlere bayımdım Aykut Aydoğdu'nun eline sağlık
Tanımadığınız insanları, tanımadığınız bir dönemi, tanımadığınız bir şehri özleten bir eser. Rüya tadında. Yüzde bir gülümseme ama hafif buruklukla kapattırıyor kitabı.
“Midnight in Paris” havasinda bir filme on ayak olabilir bir hikaye. Eski Istanbul havasini zamanin en iyi sair ve yazarlariyla gormeyi cok isterdim dogrusu.
Her zaman böyle tanıdık, eşsiz gölgeler çıkmıyor insanın karşısına. Tam bir şölen tadında bir kitaptı. Aynı zamanda yaşattığı duygusallığı, bol bol İstanbul havası solduran yanını da eklemeliyim. ✨
“Gölgeler artık içlerini döktüklerini, var olabilmek için bundan daha fazla bir şey yapamayacaklarını anlamış olmalılar ki yavaş yavaş dağılmaya başlıyorlar. Ortalığa sabah sisi gibi koyu bir hüzün çöküyor. Dağılacaklar ama gidecekleri bir yer yok, daha doğrusu zamanın sonuna kadar yokluklarında var olmayı sürdürecekler.”
Okuması kolay olmasına rağmen zaman kaybı bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Tarihten önemli kişiliklerin hayaletlerini (Mahlasları ile gölgelerini) bir araya toplayalım da bakalım ne konuşacaklar fikri... Bir de Atatürk'ü attık mıydı içine tertemiz. Maalesef zekice veya orjinal değil. Araya böyle bir iş sıkıştıralım da yolumuza bakalım kitabı. Satış fiyatından anlamalıydım. Zülfü Livaneliyi sevsem de hiç olmamış.
Her şeyini yazmışlar mıydı İstanbul’un? Ne kadar çok yazarlarsa yazsınlar, anlatılmayan, eksik kalan şeyler olacaktı hep. İstanbul’un kimseye göstermediği yüzleri, kimsenin bilmediği adetleri, günden geceye değişen renkleri, fotoğrafçının kamerasından, ressamın fırçasından, şairin kaleminden kaçan utangaç köşeleri… Hep anlatılmayan bir İstanbul olacaktı…
Ne güzeldi hiç bitmesin istedim Sevgili Zülfü Livaneli Edebi ve Ebedi insanlarımız Sultan Ahmet Meydanında buluşturup onların mahlasları ile bizlere seslenmelerini sağlamış
Bizi ne duyabilir ne görebilir ne de konuşabilirler dediğinde Asım us (Mustafa Kemal Atatürk) ağladım.
Duymak,görmek ve konuşmak isterdim hepsiyle Halide Çavuş'un muhteşem Hürriyet Mitingini kesinlikle görmek isterdim keşke Allahım keşke...
Kısa ama oldukça duygulandıran bir kitap oldu benim için...
Konstantiniyye Oteli romanından bir bölümün yeniden canlandırılmasıyla oluşan uzun öykü. Şair/yazarların mahlasları, can bulmuş bir şekilde bir arada konuşuyorlar. Çok anlamlı bir kurgu. Çok bilinmeyen yazıları ve anıları okuma şansı bulabiliyorsunuz. Özellikle hikayenin sonundaki "Vedûd Sultan"ınki şahane.
Gölgeler, Konstantiniyye Oteli'nin içerisinde bulunan bir bölümün genişletilmiş ve ayrı bir kitap olarak basılmış hali. Konstantiniyye'yi okumadım; ama diyebilirim ki bütünün içerisinden alınmış bir parça gibi durmuyor Gölgeler. Genel kültür açısından çok fazla şey katmakla beraber edebiyatımıza yön vermiş isimlere Livaneli'nin katmış olduğu ses çok hoş. Sadece Avni lakabıyla bilinen Fatih'in kısmını zorlama buldum.
En büyük eleştirim kitabın fiyatına dair. Elimde okulun kütüphanesinden alınmış bir baskı var ve etiket fiyatı 29 TL. 106 sayfalık bir kitap için aşırı uçuk bir sayı. Üstelik başka bir kitabın içerisinde halihazırda bulunan bir bölümün "genişletilmiş ve resimli baskı" olarak sunulması kâr amacı gütmek dışında bir şeyle açıklanamıyor maalesef. Edebi kaygıların yerini başka şeyler almış. Yazık, çok yazık.
Zülfü Livaneli’den güzel bir fikir üzerine kurulu, birçok bilgi içeren, şiir dolu ve tam sayfa resimlerle süslenmiş bir uzun öykü Gölgeler. Fikir, Nazım Hikmet’ten Yaşar Kemal’e Attila İlhan’dan Kemal Tahir’e, müstear adla (takma isim) yazı yazmış birçok ustanın gölgelerinin, yani rumuzlarının bir gün buluşması ve orijinallerini değerlendirmesi üzerine kurulu. Onlara kimler kimler katılmıyor ki? Kitapta, Avni mahlasıyla şiirler yazan Fatih Sultan Mehmet ve hatta bir dönem Asım Us rumuzuyla gazete yazıları yayınlayan Mustafa Kemal Atatürk bile var. Livaneli’nin bu kısa kitabına, kaybettiğimiz büyük isimlere bir saygı duruşu ve ustaların eserlerinden Tarantinesk bir kolaj gibi yaklaşmak lazım. Bu açıdan beğendim. Bir oturuşta bitirilir, önerilir.
Konstantiniyye Oteli'ni okuduktan sonra bu kitabı okumadan geçmek istemedim. Bu kitap isminden ve kapağından anlaşılacağı üzere daha önce okuduğum Livaneli kitabı Konstantiniyye Oteli'nin içindeki bir bölümden yola çıkarak yazılmış uzun hikâye. Livaneli müstear isimlerden yola çıkarak adı var, kendi yok şahsiyetlerin dünyasında bir gezintiye çıkarıyor bizi. Maalesef beklentiyi yükseltmemek gerekli, bence içerik olarak biraz zayıf. Diğer yanda iç resimleri çok beğendim. Aykut Aydoğdu'nun ellerine sağlık. Hani siz de bir keyif kitabı okuyayım, bir günde bitsin derseniz, hele ki Konstantiniyye Oteli'ni de okuduysanız belki okumak istersiniz.
Konstantiniyye Oteli romanından bir bölümün yeniden canlandırılmasıyla oluşan uzun öykü. Şair/yazarların mahlasları, can bulmuş bir şekilde bir arada konuşmalarına dayanıyor.
Kitaptaki mahlas ve
Anılarına… Avni — Fatih Sultan Mehmed Asım Us — Mustafa Kemal Atatürk Halide Salih — Halide Edip Adıvar Üsküplü Ahmet Ağah — Yahya Kemal Beyatlı Sakağan — Reşat Nuri Güntekin Orhan Selim — Nâzım Hikmet A. Metin — Sabahattin Ali F.M. İkinci — Kemal Tahir Raşit Kemali — Orhan Kemal Mehmet Ali Sel — Orhan Veli Kanık Kemal Sadık — Yaşar Kemal Ali Kaptanoğlu — Attilâ İlhan Cemasef — Cemal Süreya Ayhan Çağlar — Ece Ayhan William Flynn — Ülkü Tamer
Asım Us,Halide Salih’in elini tutarak, “Halide Çavuş,savaştığın gibi dans ediyorsun” diyor. Halide Salih’in gözleri doluyor. “Ne demişti hemcinslerimin biri? Dans edemediğim devrim devrim değildir. Cumhuriyet’le kadınlar dans etmeyi öğrendiler. Utanmadan,korkmadan…Ayaklarını özgür yarınların temposuna uydurarak. Sağ olun Paşam…”
Cumhuriyetimizin 100.yaş gününe bu kadar yakınken bu kitabı okumak bana çok değişik hissettirdi. Biz Türk kadınlarını özgür kılan,onlara dans etmeyi öğreten Atamıza,cumhuriyetimize saygılarla…
Ünlü düşünür şair ve devlet adamlarının takma adlarıdır gölgeler. Kimi polisten korkusuna kimi kadın olduğu için kimi de kendisine yakıştıramadığından bazı eserlerini takma ad ile yayınlamıştır. İşte gölgelerin hepsi bir gece Sultanahmet meydanında bir araya gelir. Bu roman Konstantiniyye oteli nin bir bölümü niteliğindedir ki Zülfü Livaneli nin en beğendiğim romanlarından biriydi gölgelerde de tadı damağımda kaldı. Çizimlerle şiirlerle edebiyata kısa sürede doyurdu.
Kitabı büyük bir heyecanla satın aldım. Bunda hem arka kapaktaki yazının hem de resimlerin etkisi oldu. Fakat ne yazık ki kitap beklentilerimi karşılayamadı. Kısa olmasına rağmen zor bitirdim. Livaneli’nin başka kitaplarını okuyup çok keyif almıştım ama bu kitap beni hayal kırıklığına uğrattı.
Şehrengiz türünü yeniden canlandırmayı amaçlayan yazar, Konstantiniye Otelinin son bölümünü zenginleştirerek bizlere sunmuş. Edebiyata eski değerinin verilmemesini 15 ünlü sanatçının gölgeleri üzerinden eleştirmiş. Iyi okumalar.
Cok guzel olmus fakat Zulfu Livaneli kendi golgesinden hic bahsetmemis halbuki kendisi de takma isim kullanmstr :) ayrica ben sonunda da konstantiniyye oteli romanyla birlestirmesini bekledim fakat olmadi..
Yazarların, șairlerin ve devlet büyüklerinin gölgelerinin bulunduğu güzel bir uzun öykü kitabı. Gölgeler arası konușmalar insanı hüzünlendiriyor ve bazen de gülümsetiyor. Akıcı bir okuma stiline sahip yağ gibi akıp gidebiliyor. Çizimler takdire șayandı. Bașucu olabilecek kitaplardan birtanesi.