Bu Dunyadan Nazim Gecti, Nazim'in yakin dostu Vala Nureddin Va - Nu'nun kaleme aldigi bir ani kitabi. Nazim Hikmet'in hayatindan cok ozel tanikliklar. Bir "Aslinda Nazim monogamdi. Birini severse, iyice severse ona sadik kalmak isterdi. Sevemedigi siralarda da, sevilecek birini daldan dala arardi..."
“Her an af kanunu çıkacak sanısı… Geceleri soğultan titreşerek gazete idarehanelerinde, sekreterlik odalarında, radyo başında meclis haberlerini dinliyorduk.
Nihayet son celsenin son dakikaları… Patlama balon gibi ümitler söndü. Af kanunu çıkmadan meclis seçim tatiline girdi. Bu da mahkûmlar bakımından işkencelerin en müthişi oldu.
Derler ki, işkencelerin en müthişi, ümide düşürüp o ümidi kırmakmış. Bir de hikâyesi vardır: Engizisyondaki mahkûm, hücre kapısını açık bulur. Hayret, nöbetçi uyumaktadır. Hayret, kimse onu görmez. Hayret, koşumlu bir at orada hazır. Hayret, ardına kadar dayanmış kale kapısından ela gözlü hürriyetin alabildiğine ufukları görünüyor. Tam ata binip kaçacağı sırada, omuzuna bir el dokunur. Engizisyon mahkemesinin mürai suratlı başpapazı: ‘Sana işkencenin bu katmerlisini de tatbik ettim, sevgili oğlum,’ der.
Nâzım, onca ümitli bekleyişlerden sonra, milli şeflikten demokrasiye devredilen rejimin kapısında böyle bir işkenceye de uğratıldı.
Onu hapse koyduran Mareşal Fevzi Çakmak’tır ve bıraktırmayan da gene odur diye bir söylenti klasikleşmiştir. Gerçekte ise, epey zamandır Mareşal işte emekliye ayrılmış, Milli Şef’in emir ve iradesi uzun devre tek emir ve irade olarak yürürlükteydi. Bir işaretine bakardı, o kadar. Bence Nâzım’ın çektiği ezalardan milli şeflik sorumludur. Faşizm modeline göre biçilmiş çünkü…”(s.494)
Nazım Hikmet'in gençlik arkadaşı, İstanbul'dan Bolu'ya, oradan Bakü'ye ardından Moskova' ya uzanan yolculuğunda yanındaki isim Vala Nureddin Nazım'ı Türkçenin en büyük şairi olarak selamlıyor ve hak ettiği yeri anıları eşliğinde ortaya koyuyor.
Türkçe’nin şairi Nazım Hikmet’in çocukluk ve gençlik yıllarına tanıklık etmiş, yakın arkadaşı Vala Nureddin’in namı diğer Va-Nu’nun gözlerinden hayatını anlatan harika bir kitap. Nazım’ın Kurtuluş Savaşına destek olmak için Anadolu’ya geçişinden Anadolu’da Spartakistlerden etkilenerek öğrendiği Sosyalizm ve Marksizm’i derinlemesine öğrenmek için Va-Nu ile birlikte Sovyetler Birliği’ne geçişi ve Türkiye’ye geri dönüşü ağırlıklı olarak ölümüne dek hayatını anlatıyor. Komünist değilseniz bile eğer tarihe biraz meraklı biriyseniz, Kurtuluş Savaşı’nın en ateşli zamanlarında Ankara’ya gelip Mustafa Kemal’le görüşmenin, Milli Mücadele lehine şiirler yazıp övgü de eleştiri de almanın, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin ilk yıllarında orada eğitim görmenin, Lenin’in cenazesinde Moskova’da olmanın kısaca tarihe tanıklık etmenin ne kadar önemli olduğunu bilirsiniz. Tarihe tanıklık etmiş kişilerin hatıralarını okumak bana çok büyük keyif veriyor. Bu kitabı da o şekilde büyük bir keyifle okudum. va-Nu kitapta daha çok Nazım’ın şair kişiliğine ve insani özelliklerine odaklanmış. Siyasi bir biyografi değil, yine de Nazım’ın siyasi yönünü tamamen dışarda bırakmak eksik bir yorum olacağı için Va-Nu bu kısımlara da gerektiği kadar yer vermiş.
Nazım Hikmet’in bence en büyük yeteneklerinden birisi diyalektik materyalizmi ve marksizmi sanat yoluyla şiir yoluyla insanlara aktarabilmesi. Akademik olarak anlaması çok da kolay olmayan bir yöntem diyalektik materyalizm ve bunu insanların anlayabileceği şekilde sanata aktarabilmek dehanın bir tanımı bence. Nazım işte bunu başarmış. Buraya da bir günde gelmemiş. Nazım’ın olgunlaşana kadar geçirdiği gelişim sürecini öğrenmek için de çok iyi bir kaynak olduğunu düşünüyorum.
Nazım Hikmet’in ne kadar büyük bir şair ne kadar büyük bir insan olduğunun bu kitabı okumadan önce pek farkında değildim. İyi bir şair olduğunu bilirdim ama ve kendisini detaylı tanımazdım. Memleketini, insanını bu kadar sevdiğini şiirlerinden sezebilirdim ama bu kadar bilmezdim. Şiir yazıyor diye, bir dünya görüşü olan komünizmi savunuyor diye 2.Dünya savaşı yıllarında Hitler Faşizminin etkisinde sonra da Amerikancılığın etkisinde antikomünist Türkiye hakim sınıfı tarafından sürekli gözetlenmiş ve kurmaca bir davayla 28 yıl hapse mahkum edilmiş. 1950 yılında çıkan afla 13 yıl hapis yattıktan sonra çıkabilmiş Nazım. Ülkenin çıkardığı, dünyanın kabul ettiği büyük bir şairin en verimli olabilecek yılları dört duvar arasına hapsedilerek, hapiste boncuk dokuma işleriyle meşgul edilerek israf edilmiş. Hapisten çıktıktan sonra da peşini bırakmamışlar. 48 yaşındaki Bahriye mezunu Nazım Hikmet’i askere almaya çalışmışlar.
Hapis hayatında yaşadığı bunalım duygularını aktardığı mektupları okurken içim parçalandı. Bir insanın yüksek adalet duygusuyla yaşadığı topluma karşı duyduğu sorumlulukla hareket etme isteğiyle, bu hareketi sonucunda bireysel hayatında hak ve özgürlüklerinden mahrum kalarak ceza çekmesinin yarattığı duygu karmaşasını yaşayanlar çok iyi bilir. Bu çok zor bir durumdur. O mektupları okurken malesef içim parçalandı. Mücadele azmi ve deli cesaretini okurken de umutla doldum. Bu dünyadan iyi ki Nazım geçmiş, iyi ki benim ülkemden böyle bir değer çıkmış.
Hakkında 70 yıldır süren karalama kampanyalarına rağmen Nazım Hikmet’in kitleler üzerindeki kuvvetli etkisi devam ediyor.
Nazım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.
Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz, siz yurtseverseniz, ben yurt hainiyim, ben vatan hainiyim. Vatan çiftliklerinizse, kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan, vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan, vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın, fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan, vatan tırnaklarıysa ağalarınızın, vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa, ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan, vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa, vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan, ben vatan hainiyim. Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla : Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.
Nazım Hikmet'in yakın arkadaşı Vala Nurettin onun 17 yılı hapislerde geçen yaşamını anlatıyor. Nazım'ın çocukluğunu, çocuk yaşta ilk yazdığı hece vezinli, mevlevi yaklaşımlı şiirlerini, yakışıklı gençliğini, sanatçılarla dolu soy ağacını, Halide Edip'in mitingindeki heyecanını, annesi Celile hanım'ın Yahya Kemal'e aşkını, İstanbul'un işgalinde yabancı bayrakları yırtan çetelere katılışını, 18 yaşında kurtuluş savaşını destekleyen şiirlerini, birlikte Anadolu'ya geçişlerini, istiklal mahkemelerini, Atatürk'le tanışmayı, Nazım'ın aşklarını, Bolu'da öğretmenliklerini, boyun eğmeyişlerini, başkaldırışlarını, peşlerindeki gizli polisleri, hapishane yaşantısını, yaptığı resimleri, okuduğu kitapları, 1921 de okumak için Rusya'ya gidişlerini, Si-Ya-U ve Benerci ile arkadaşlıklarını, yurda dönüşten sonra yeniden tutuklanışını, Kemal Tahir ile,Orhan Kemal ile hapishane arkadaşlıklarını, hapishanede açlık grevini, tahliye edilişini, öldürülme korkusuyla yurt dışına kaçışını, kadınlarını, dünyanın Nazım'a bakışını anlatıyor. Bu arada şiirleri de yazılış tarihleriyle yer alıyor.
Nazım Hikmet’in çocukluğundan beri yanında olmuş, onunla uzun yolculuklara çıkmış Vâ-nû. Bu yolculuklar kimi zaman gerçek anlamda kimi zamansa fikirsel ve manevî yolculuklar. Bunları da samimi ve güzel ifade etmiş Vâ-nû. Beğendim. Beni heyecanlandıran ve güçlendiren bir kitap oldu. Döneminin siyasi-sosyal atmosferini ortaya koyması bakımından da değerli bir eser. Bunun yanında kimi yerde bir gezi yazısı gibi okunabilecek niteliklere sahip.
Çok genç yaşta yaşadığı uzun yolculuklar, öğretmenlikten bulaşıkçılığa oradan da hapiste tül perde örmeye varan çalışma hayatı, para geçmeyen !! memleketlerdeki maceraları, Ahmet Cevat hoca , Türk kültürüne ve diline bakışı ve katkı için çabaları, evlilikleri ve vefatı... Mutlaka okunmalı, bilinmeli...