Çok sevdiğim ve kısa süre önce kaybettiğim hocam, Köy Enstitüleri mezunuydu. Onu daha iyi anlayabilmek, köklerine ve değerlerine inebilmek için başladım bu kitaba ve her sayfasında tüylerim diken diken, gözlerim dolu dolu okudum.
Kitabı okuduktan sonra sevgili hocamın nasıl böylesine aydın, gerçek bir hümanist, sanatçı ve ne desem az kalacak özelliklerle donanmış olduğunu, bunların zemininin nasıl atıldığını daha iyi anladım. Kitabın her sayfasında onu biraz daha tanıdım; düşüncelerinin, sanat ve insan sevgisinin nasıl köklendiğini görmek, hocamın büyüklüğünü anlamamı sağladı.
Köy Enstitüleri’nin köylü gençleri sadece eğitmekle kalmayıp onlara kendi yaşamlarını dönüştürme gücü vermesi, eğitim sisteminin toplumdaki dönüştürücü gücünü bir kez daha hatırlattı bana. Zamanında belki de çağının çok ötesinde kurulan bu sistem ve şimdiki eğitim sistemimizin bugünkü haliyle kıyaslandığında ne kadar geri gittiğini görmek inanılmaz üzücü. Bir zamanlar, köylü çocuklarının ve gençlerinin kendi ayakları üzerinde durmasını sağlayan bu özel sistem, zamanla “üzerine bindiklerinin kendilerinden daha zeki olmasını istemeyenler” tarafından kapatıldı. Zannediyorum ki bu millete yapılmış en büyük hainlik, köy enstitülerini kapatarak başladı. Belli ki bu aydın yetiştirme okullarının kapatılmasının cezası; yine cahil yetişen nesillere kesildi. Yazık
Kitabın anlatımı yalın, dönemin siyasi ve toplumsal zorluklarını net bir şekilde ortaya koyuyor. Herkesin okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.