Özgen Berkol Doğan’ın bir rüyası vardı; çok sevdiği bilimi ve bilimkurguyu ülkemizde daha çok insana ulaştırmak. Bu uğurda hem CERN’e kabul edilen sayılı Türk fizikçilerden biri olmayı başardı hem de Ben Efsane, Gece Kanatları gibi değerli eserleri dilimize çevirdi. Ne yazık ki kendisini 2007’de yaşanan bir uçak kazasında kaybettik. Ama rüyası yaşamaya devam ediyor…
Bilimkurgu bugün ülkemizde daha önce hiç olmadığı kadar yaygın. Üstelik sadece okumuyoruz, yazıyoruz da… Ve elinizdeki kitap bunun en güzel kanıtlarından biri. 45 yerli yazarımızın 49 öyküsünü içeren bu derlemede Gurur Asi, Haldun Aydıngün, Müfit Özdeş, Orkun Uçar, Özlem Kurdoğlu, Selma Mine ve Yüksel Yılmaz gibi romanları ve öyküleriyle bizleri sayısız kez başka alemlere götüren önemli yazarlarımızın yanı sıra Abdülkadir Doğanay, Esra Uysal, Gökcan Şahin, Gri Esin, Kenan Çetinkaya ve Tuğrul Sultanzade gibi umut vadeden genç yetenekler de bulunuyor.
Bu bile Özgen Berkol Doğan’ın anısına kurulan Bilimkurgu Kütüphanesi ile “bilimkurgu’yu tanıtma ve sevdirme” sloganıyla yola çıkan Yerli Bilimkurgu Yükseliyor oluşumunun ortaklaşa çalışmalarıyla hazırlanan bu öykü seçkisini iki kez okunası, iki kez bağırlara basılası kılıyor. Kapağı aralamak için daha ne bekliyorsunuz?
Zor da olsa bitirdim. Açıkçası bu kitap hakkında ne yazacağımı, ya da birşey yazıp yazmamayı çok düşündüm. Düşündüm, çünkü kitapta öyküsü bulunan isimlerden bir ikisi arkadaşım ve onları üzmeyi istemiyorum. Ayrıca, yazdığım eleştirilerden ötürü geçmişte bazı "yazar" arkadaşların gayet kibar ambalajlanmış saldırılarına maruz kalmıştım. Yanıt vermeye halim olmayan üstü kapalı hakaretlerle tekrar muhatap olmak istemiyordum açıkçası.
Neyse, ok yaydan çıktı sayılır, dolayısıyla el mecbur bir iki satır yazacağım. En baştan söyleyeyim, bu kitaptaki öykülerin genel çizgisi, daha önce okuduğum benzer bir seçki olan Yeryüzü Müzesi'ne göre daha düşük. Tüm yazarların öykülerini iyi niyetle ve heyecanla kaleme aldıklarından eminim, ancak hem eldeki öykülerin her biri, hem de kitabın bütünü üzerine söylenecek şeyler var.
Bence bu kitabın sorunlarının büyük kısmının kaynağı, bu kitabın bir editörünün olmaması, varsa da işini yapmamış olması. Bir iki örnekle anlatayım. Bir öyküye bakıyoruz, yazar metin içinde parantezler kullanarak açıklamalar yapmış. Elbette ki bu zaten anlatıma zarar veren bir uygulama, ama neyse. Bir sonraki öyküye geçiyoruz, bu öykünün yazarıysa dipnotlar kullanarak açıklamalar yapmış. Derleme hazırlayan editörün işlerinden birinin formatta bir bütünlük sağlamak olması beklenir, ancak elimizdeki kitapta bu yok.
Başka bir örnek. Bir öyküde "içi yağ gibi erimek" diye bir ifade geçiyor. Hayır, içi yağ gibi erimek değil, "içinin yağları erimek" şeklindedir o sözün doğrusu. Yazar hata yapabilir, ama editörün bunu farkedip düzeltmesi, gerekirse yazara işaret edip düzelttirmesi gerekir.
Bir çok öyküde ciddi yazım hataları var. Basit tapaj hatalarından bahsetmiyorum, dinozor yerine dinazor yazılması gibi can sıkıcı hatalardan bahsediyorum. Bir yazarın bir sayfada belki 20 kere "Güneş'in" ya da "Dünya'nın" gibi yazım hataları yaptığı öykü var, hepsi aynen basılmış ve önümüze konulmuş. 2018 yılındayız, dinozor kelimesinin doğru yazılmasını beklemek hakkımızdır diye düşünüyorum.
Öyküleri tek tek eleştirecek değilim, ancak söylemem gerek ki kitapta yer alan bazı öykülerin bilimkurgu kapsamına girip girmediği çok tartışmalı. Beni daha çok gerense, bazı öykülerde bilimin canına okunması. "Robota besinleri sindirme programı yüklendi" gibi anlatımlar ya da "sadece 23 kromozomluları öldüren hidrojen bombası" gibi "yok artık" derdirten ifadeler bazı öyküleri bilimkurgu düzleminden alıp, fantazi diyarlarına sürüklemiş.
Sanırım "bilimkurgunun içinde bilim olması lazım" düşüncesini takip eden kimi yazarlar, bulabildikleri tüm bilimsel / teknik terimleri öykülerine kürek kürek atarak bilimkurgu üretmeye çalışmışlar. Sonuç, "gözbebeğindeki izdüşümsel kuarkların omuriliğe nötronlanan sibernetik hologramları*" gibisinden garip, üzücü kelime dizileri olmuş. Üzüldüm, her bilimkurgu yazarı bilimsel verilere çok sadık kalan "hard" bilimkurgu yazmak zorunda değil elbette, ama bilimkurgu yazarları bilimi asla bu kadar hor kullanmamalı.
Elbetteki kitaptaki her öykü birbirinden kötü değil. Ülkemizde türün ustalarından kabul edilen Müfit Özdeş'in öyküsü bir ustanın elinden çıktığını hissettiriyor, ancak üzerinde daha çok çalışılabilirmiş diye düşünüyorum. Yeryüzü Müzesi derlemesindeki öyküsünü eleştirdiğim Orkun Uçar'ın bu kitaptaki öyküsüyse kitabın en iyi öykülerinden birisi. Aynı şekilde, Haldun Aydıngün imzasını taşıyan öykü "Kavaladan Bakınca Rodop Dağları Görülür" derlemenin en iyilerinden. Yüksel Yılmaz'ın "Hasatçılar" öyküsünün de mizahi içeriğiyle parlayan bir iş olduğunu söyleyebilirim.
Yerli bilimkurgu edebiyatına meraklı olduğum söylenemez. Yayınlanan derlemeleri daha çok destek olmak adına alıyorum, almaya da devam edeceğim. Dürüstçe söylemeliyim ki kitabın sloganının aksine, yerli bilimkurgunun yükseldiğini pek sanmıyorum. Ancak bir kıpırdanma olduğu kesin.
* Kelime dizisini örnek olarak ben uydurdum, ancak kitaptakilerden çok uzak değil.
... Robofobik – Kubilayhan Yalçın: En iyi dil ve anlatım
Kavaladan Bakınca Rodop Dağları Görülür – Haldun Aydıngün: En iyi kurgu
Yakın Gelecek – Esra Uysal / Şans – Badahan Canatan: En özgün çalışma
Aşağıdaki listede de her yazarın ismi ve öyküsüyle ilgili kısa yorumlarımı inceleyebilirsiniz.
Selma Mine: Araba şakasıyla ilgili bölüm eğlenceliydi.
Müfit Özdeş: Daha dördüncü sayfaya ermeden, öyküdeki karakter sayısının ucu kaçtı. Okuyucunun hikayeye odaklanması çok zor.
Özlem Kurdoğlu: İçinde sadece uzay muhabbeti geçiyor diye fantastik bir vampir hikayesini bilim-kurgu türüne ait görebilir miyiz? Bence hayır.
Haldun Aydıngün: Hikaye absürt doğasına rağmen, gerçeküstü haline okuyucuyu inandırıyor. Politik gelişmeler de eğelenceli bir üslup ile uyarlanmış. Heyecanlı, sürprizli ve çok başarılı bir çalışma.
Orkun Uçar: Topluma çok yanlış bir düşünceyi aşılayan bir hikaye olmuş. Hukukun üstünlüğü yerine, başına buyruk intikam eylemlerini tembihleyen ve de üstelik teknik tutarsızlıklara haiz bir öykü.
Gurur Asi: Fazla sıkıcı geldi, yarıda bıraktım.
Kemal Mükremin Barut: Tutarsız, sıkıcı ve keyifsiz.
Zübeyir Tokgöz: Her cümlede “krin” kelimesi geçiyor. İyi de, ben bir okuyucuyum ve krin nedir bilmiyorum. İzah edilmesi gerekirdi.
Murat K. Beşiroğlu: Hikayedeki ana çatışmanın ve verilmek istenen mesajın ne olduğu belli değil.
Şükrü Soydaş: Homo Sapiens’in Neanderthaller tarafından yaratılmış olması eğlenceli bir düşünce. Son sayfalar merak uyandırıcıydı. Fakat, Neanderthallerin bazıları neden düşük zekalıymış? O kısmı anlayamadım.
Sercan Leylek: PASS! ☺
Yüksel Yılmaz: Yazar yüksek bir sosyal zekaya sahip ve her sahne – ne yazık ki – gözümde canlandı. Seçkideki mizah değeri en yüksek iki çalışmadan biri.
Kubilayhan Yalçın: Seçkideki 47 yazar arasında, en başarılı dile ve anlatım becerisine sahip üç yazardan biri. Hatta son tahlilde en iyisi.
İlhan Deliktaş: Bir türlü bağlanamadım bu hikayeye.
Bertuğ Kodamanoğlu: Fazlasıyla yavan.
Mustafa Özçınar: Sıkıcı.
Metin Uçar: Merak uyandıran ve bütünlüğüyle okuyucuyu tatmin eden, güzel bir hikaye.
Nur İpek Önder Mert: Aklına ne gelirse karalamış. Yarıda bıraktım.
Efe Sarıtunalı: Eğlenceli.
Burak Katipoğlu: Seçkideki kişilik sahibi hikayelerden biri. Burak, yarattığı kurgu dünyasındaki enstantaneleri çok güzel yorumluyor.
Tuğrul Sultanzade: Hikaye başta büyük olaylar vaat eden bir anlatı gibi akıyor ama ortalarda bir yerde fikir değiştirip eski Rus edebiyatı gibi laf salatasına dönüşüyor.
Gökcan Şahin: Dil başarılı, fakat içinde ciddi tutarsızlıklar barındıran bir hikaye olmuş. 1) Allah aşkına! Üst düzey bir yazılımcı neden böyle bir risk alsın? 2) Bu yazılımcının beraber çalıştığı mühendisler bu kadar salak mı? Cinayetle sonuçlanan bir hatayı adam gibi araştırmamışlar mı?
Muhittin Yağmur Polat: Hikayenin güçlü bir ana çatışma malzemesi bulunmuyor. Haliyle okuyucuya vermek istediği açık bir mesaj da yok.
Ardakan Coşkun: Küçük bir mantık hatasını düzeltmek gerek: Panterler ağaca tırmanabiliyor. Bunun dışında, heyecanlı bir konu seçilmiş ve son cümlesine kadar merak duygusunu diri tutan bir öykü.
Aykut Coşkun: Okudukça yavanlaşan bir hikaye.
Badahan Canatan: Kurgu ve tema bakımından seçkideki en dikkat çekici ve sürükleyici eser olduğunu düşünüyorum. Fakat, polis diğer zanlı adamın yıllarca uğraşıp da geliştirebildiği bu yetiyi nasıl oldu da ilk seferde işe yarar kıldı? Bu sorum cevapsız kaldı. Ayrıca, keşke tanrısal anlatım tekniği kullanılsaydı. O haliyle, dil daha akıcı olurdu.
Selahattin Başboğa: Source Code isimli filmi izlemeni öneririm. Veya belki de çoktan izledin.
Mehmet Kardaş: Sürükleyici bir hikaye.
Nilay Kayaalp: Boğucu derecede duygusal ve hikayedeki hata meydana geldikten sonra nasıl sonuçlanacağı belli olan, vasat bir çalışma.
Korkut Kabapalamut: Neler söylüyorsun abicim?
Utku Köse: Ziyadesiyle bunaltıcı. Renkten yoksun bir hikaye.
Bahri Doğukan Şahin: Kötü dil + Boş bir kurgu.
Mehmet Fatih Balkı: Yarıda bıraktım.
Taner Güler: İlgi çekici ve sonu merak uyandıran bir hikaye. Ancak, karısının uzaylı olduğunu öğrenen bir koca böyle bir durumda çok daha farklı bir ruh hali içinde olur. Kişiler arası ilişkiler ve dengeler gerçekçi değil.
Abdülkadir Doğanay: ‘“Ne laf geveliyorsan söyle artık!” Sinirlenmeye başlamıştım.’ Bu alıntıdaki diyalogta bariz bir şekilde ortaya konan bir duygu, neden tekrar ifade ediliyor? Konuya gelecek olursak, o kadar da hayranlık uyandıracak bir dünyaya sahip değil.
Mustafa Özçınar: Işınlanma meselesini özgün bir anlatım ile ele alan, dört başı mamur, harika bir öykü.
Kenan Çetinkaya: Hikayenin okuyucuya aktarmak istediği mesaj nedir?
Burak Erdoğdu: Neden hep ikincilik kazanan öyküler, birincilerden çok daha özgün ve kaliteli?
Metin Uçar: Hikayenin başında ve devamında Arrival filmini anımsatan öğeler bulunsa da, kurgu beklenmedik bir şekilde farklı bir çatışmaya evriliyor. Keyifle okudum. Fakat son paragraftaki tespit tam bir skandal!
Emirhan Karahasan: Saçma ve kötü.
Abdülkadir Doğanay: Dağınık ve manasız.
Hakan Kilyusufoğlu: Bünyesinde eğlenceli ve özgün bir roman olmak için gerekli öğeleri bulunduran, iyi bir hikaye. Seçkideki mizah değeri en yüksek iki çalışmadan biri.
Hasan Önal: Merak uyandırıcı ve sonuna kadar ilgiyle kendisini okutabilen bir hikaye.
Burak Fedakar: Yoğun öğeler yüzünden okunması zor bir hikaye olsa da, güzel bir ana çatışmaya sahip olduğu için dikkate alınması gereken bir çalışma.
Arda Tipi: Kötü.
Esra Uysal: Seçkideki en iyi 5 hikayeden biri. Denge, uyum, kurgu, çatışma… Bir hikayede aradığınız her önemli özellik Yakın Gelecek’te var.
İsmail Şahin: Yeni bir şey söylemiyorsan, aslında hiç konuşmamışsın demektir.
Sezai Özden: İlk sayfalarında banal gibi gelen, fakat daha sonra okuyucuya sağlam bir ters köşe attıran, gizemli bir kurgu. ...
Okuyalı epey oldu ama uzun uzadıya kitap yorumlamakla pek aram yoktur, o yüzden favorilerimi paylaşıp gideceğim :) Hem, benim de bir öyküyle yer edindiğim bu çok katılımlı seçkiye yorum bırakmamak olmaz.
Yayınlanmış metinleri okurken pek sabırlı bir okuyucu değilimdir. Öykünün ilk birkaç sayfasında beni yakalayan bir şey yoksa veya iyi yazılmamışsa atlamaktan çekinmem (ne yapalım, okuyacak çok şey var ama her şeyi okuyacak zaman yok). Şimdiye kadar okuduğum hemen her derlemede olduğu gibi burada da okurken atladıklarım oldu.
Bugün öykülerin isimlerine tekrar göz attığımda kendimce favorilerimi şöyle çıkardım (kitaptaki sıralarına göre yazıyorum). Yıldızlı olanlar en çok hoşuma gidenler oldu.
Rakı Masası - Sercan Leylek Hasatçılar* - Yüksel Yılmaz Robofobik - Kubilay Yalçın Döngü - Efe Sarıtunalı Uzun Gün - Burak Katipoğlu Berber Koltuğu Oyunları* - Gökcan Şahin Şans* - Badahan Canatan Kıvırcık ve Sarı* - Abdülkadir Doğanay Yeni Bir Başlangıç - Mustafa Özçınar Son Nefes* - Kenan Çetinkaya Epimetheus'un Daimi Macerası* - Selçuk Gökhan Kalkanoğlu
Kalbur üstü olan daha çok öykü var elbette ama ben en azından bunlara bakmadan geçmeyin derim. Benim öyküm Özgür Adam'a da bi' göz atabilirsiniz tabii :)
Umarım, her sene daha da iyileşerek devam eden, yerli bilimkurgunun gelişimine katkı sağlayan uzun soluklu bir seri olur. Başta Sezai Özden, YBKY ekibi ve Paradigma Akademi olmak üzere emeği geçenlere teşekkürler.
Özenle seçilmiş 47 yerli öyküyle tanıştım. Memnunum.
Bu kitaptaki öyküler oldukça renkliydi. Dram ağırlıklı olanı da vardı, gerilim de, felsefi öyküler de vardı, hatta komedi de. Edebiyatımızda böyle değerli bir çalışma olduğu için gurur duyuyorum.
Her kitaplıkta bulunması gereken bir derleme olduğuna inanıyorum. "Bilim kurgu sevmiyorum." diyebilirsiniz ama buradaki öykülerin bu türü sevdireceğine inanıyorum.
Öykülerin neredeyse hepsini sevdiğim için "favori" demiyorum ama aklımda en çok kalan beş öykü: Derdora Me, Hasatçılar, Asyalı Gülümseyiş, Berber Koltuğu Oyunları, Özgür Adam.
Bilimkurgu okumayı çok severim. Ama maalesef edebiyatımızın en az gelişmiş türlerinden birisi. Bu kitapta da yerli yazarların bilimkurgu türündeki öyküleri yer alıyor. Kırktan fazla öykü mevcut. Ama içlerinden 2-3 öyküyü beğendim. Deneyimli yazarlarla genç kalemlerin işlerinin aynı kitapta toplanması başarılı bir iş olmuş. Bu türün gelişmesine büyük bir katkı olduğunu düşünüyorum. Takip eden kitapları da okumak gerek.
Bilim Kurgu ve alt türlerinde bizleri ne denli büyük hayal gücüne sahip olduğumuzu öykü seçkileri okuyarak görüyoruz. Geleceğin teknolojik ürünleri ve mimarisini kelimelerle çizerek bizlere o geleceğini resmini gösteren kalemlere sonsuz teşekkür ediyoruz.
Qualia (Şükrü Soydaş), Robofobik (Kubilayhan Yalçın), Asyalı Gülümseyiş (İlhan Deliktaş), Merhaba Dünya (Bertuğ Kodamanoğlu), İhtiyar Adam (Metin Uçar), Görünen (Nur İpek Önder Mert), Tekno Güvenlik (Gri Esin), Kıyametin Dil Ötesi Kehaneti (Tuğrul Sultanzade), Çelişkili Gelişimin Trajik Hikayesi (Utku Köse), Halk Çöplüğü: Sürgün (Mehmet Fatih Balkı), Yeni Bir Başlangıç (Mustafa Özçınar) (1.YBKY 2.si), Son Nefes (Kenan Çetinkaya) (2.YBKY 1.si), Epimetheus'un Daimi Macerası (Selçuk Gökhan Kalkanoğlu) (3.YBKY 1.si), Darwin'in Senfonisi (Abdülkadir Doğanay) (3.YBKY 2.si), 2222 (Hakan Kilyusufoğlu) (3.YBKY 3.sü), Bir Hayaletin Güncesi (Arda Tipi) ve İlk Ders (İsmail Şahin) öyküleri dışında diğer öyküleri çok beğendim. Yerli veya küresel çaplı oluşlarının yanı sıra akıcılık, merak ve heyecan kıstaslarını göz önünde bulundurduğum. Beğendiğim öykülerin ilk dördünün yorumuyla karşınızdayım;
Uçan Balon (Taner Güler): Ruhsal ve Fiziksel betimlemeler o kadar güçlüydü ki kendimi öykünün içinde buldum. Akıcılık, heyecan ve merakın uyum içinde dans ettiği öykü, benden sıkılmayacaksın diyor. Üçüncü türle ilişki temasında ayaklar sağlam bir şekilde yere basan bir öykü için olduğu için bayıldım. Onları gözle göremediğimiz için hacimsiz ve cinsiyetsiz olup dilediği forma bürünüp o formunun özelliklerini benimsiyor olarak betimlemek bence en mantıklısıdır.
Hasatçılar (Ş.Yüksel Yılmaz): Üçüncü türle temasın Anadolu'daki tepkileri komik bir dille yazılarak bizleri hem güldürürken hem de düşündürüyor. Bu durum karşısında mitolojik karakterlere bağlamak yerine aklı selim davranarak olayın perde arkasını bulmaya çalışacağız. Atalarımız, İslam'dan önce göğe bakıyordu. Gök hakkında bilgiliydi. Gökten gelenlere karşı korkak ve uydurmanın arkasına saklanma profilini sergilemiyordu.
Başlangıç (Burak Erdoğdu / 2.YBKY 2.si); Fiziksel ve ruhsal betimlemeler o kadar güçlü olay örgüsü gözlerimizin önünde canlanıyor. Üçüncü tür konusunda Taner Güler gibi düşünüyorum. Hayvanat Bahçesi kavramının yanlışlığı ve türümüzün vahşiliğine çok güzel değinmiş. Yaratılış metaforu kullanarak yeni başlangıc için bizlere ümit veriyor. Adam ve Ava adlarıyla büyük ünlü uyumu kuralına uyduğunu da haykırıyor kalem. Son Nefes'e göre bin kat daha başarılıdır. Adem ve Havva adları yerine Törüngey ve Ece adları kullanınız. Ayrıca ikinci çift için Targutay ve Alahçım adları kullanılsa yeni başlangıçta çoğalma konusunda ensest ilişkilerden uzak durur.
Zaman Tadıcıları (Hasan Önal): Okurken sanki Miyazaki animeleri lezzeti aldım. Doğa Ana (Yer-Sub)’ya sığınırsak bize güzellikler sunuyor. İyilik et iyiliği gör mesajı veriyor. Ruhsal ve fiziksel betimlemeler o kadar güçlüdür bir anda Ilgın ve Buğra’dan önce davranarak ellerimizi zaman tadıcıları arasındaki boşluğa sokasım geldi. Buğra ölmedi farkında olmadan babasının yanına gitti ve bir daha geri dönemedi çünkü zaman petekleri yiyerken babasını sürekli düşünüyordu. Zaman tadıcısı anaerkil olması, doğadan gelen dişiliktir. Kadın yapıcıdır...
Türk Bilim Kurgu Edebiyatı gelecekte rağbet görülecek bir edebiyat olacak. Japonya gibi gelenekçi ve özentiden uzak bir edebi yön çizmek için yabancı adlı ve mekanlı öykülere yeşil ışık yakmamalıyız. Yeşil ışık yaktığımızda "Yerli Bilim Kurgu Yükseliyor" akımının çizdiği yoldan sapacağız. Marifet Türkiye Türkçesi ile yazmak değil. Marifet bilimkurgu sahasında Türk dilinin zenginliğini ustalıkla işlemektir. Severek okuduğum öykü seçkisini okumanızı tavsiye ediyorum.