Gördüğü ile gerçekte olması mümkün olmayan bir uyuşmazlık vardı aynanın köşesinden yansıyan görüntüsü ile arasında. Normal bir hayatı olan, normal bir hayatı olduğunu düşünen adamdı. Ailesiyle birlikte gidecekleri tatil için çıktığı yol, O’nu hayatının yolculuğuna sürükledi. Kabus ve gerçeğin, gerçek ve pişmanlığın iç içe geçtiği bir yolculuğa....
Geçirdiği trafik kazasının ardından kendini hiç bilmediği bir yerde bulan; adını, mesleğini, ailesini ve en önemlisi kendini bilmeyen bir adamın hikayesi.
Kimsin sen? Kimsin oğlum sen? Lan ben kimim?! Bu ne LAN! KİMSİN SEN?!
İnsan azat edebilir mi kendini kendi azabından? Üstelik her adımda kendini keşfettiği bu yolculuğun sonu kaçmak istediği gerçeklere çıkıyorsa...
67, hakikatin göz ardı edilen kıyılarında, varoluş sancılarının tam ortasında, sahici, sarsıcı ve sürükleyici bir hikaye. Oğuzhan Uğur’dan iddialı bir ilk roman...
Kitabın bir roman denemesi olduğu yazıyor ama bana roman havası vermedi. Daha çok hikaye gibiydi. Son bölümde her şeyin açığa çıkış şeklini çok sevdim ama onun dışında keşke biraz daha detaylı ve üzerne düşünülmüş bir kitap olsaydı. Oğuzhan Uğur'u birçok sosyal medya hesabından takip ederim ve kitaptaki sözlerden siyasi, sosyal ve diğer birçok alandaki göndermelere kadar kitabı onun yazdığı rahatlıkla anlaşılıyor. Kitap hoşuma gitti ama 5 puanlık bir kitap değildi.
Bu roman, gerçek anlamda son dönemde sosyal medyada popüler olmuş ve kitap yazayım bide diye yazan yazarların romanlarından çok farklı. Evet bir klasik olabilecek niteliğe sahip değil belki ama önceden yazmış, çizmiş ve kelimelerini karşıdakine karşı kullanmış birinin izleri olduğunu çok rahat anlayabiliyorsun.
Popüler kültürle çıkmış romanların çoğunu okudum. Gerek bir şiir kitabı, gerek kişisel gelişim kitabı, gerek ise hikaye kitabı olsun ama bu kitap gerçekten çok ayrı bir kitap olmuş. Bunları diyerek kesinlikle beklentinizi yükseltmek istemiyorum ama yine baştan savma çocukca cümlelerle kurulmuş bir kitap okumayacağınızı size temin ediyorum.
Oğuzhan Uğur zaten BabalaTv ile sivri dilini ortaya koymuş ve siyaset gibi ağır konularda keskin bir şekilde fikirlerini ifade etmekten korkmadığını bize göstermişti. Kitabında da baştan itibaren tam anlamıyla kendinden ödün vermeden bazı olayları bize bir adamın dilinden anlatıyor.
Kitabı anlatırken spoiler vermemek için çok zorlandığımı belirtmem lazım çünkü içerisinde o kadar güzel gönderme ve benzetmelere yer vermişki... Okumanızı kesinlikle tavsiye ediyorum,
Eşi ve kızıyla tatile gitmek üzere yola çıkan Savcı Ziya Hudutlu'nun bir kaza sonucu bilincini yitirmesini ve sonrasında kendini-kimliğini sorgulamasını okuyoruz 67'de. Tam da Oğuzhan Uğur'dan bekleneceği üzere, bol mesajlı bol göndermeli bir ilk roman. Zaten onlar olmasa ya da bitirdikten sonra insana kendini sorgulatmasa Oğuzhan Uğur, Oğuzhan Uğur olamazdı herhalde. Babala'yı, özellikle de Mevzular'ı sıkı takip ettiğim için yazarın tarzına oldukça aşinayım. Bu da romanı gözümde daha bir cazibeli kıldı. Ancak naçizane fikrimi belirtmeden yorumumu bitirmek istemem; Mevzular'da konuştuğu her cümleyi kağıda döküp kitap yapsa, daha büyük bir keyifle okurdum. Çünkü beklentim daha çok, "Oğuzhan Uğur tarzı" diyebileceğim, bizim açıp bakmaya üşendiğimiz gündemin gerçeklerini eğlenceli bir dille anlatmasından yanaydı. Yine de keyifli bir iki saat geçirmek isteyen, metafor seven okurlara tavsiye edebilirim. =)
Genel olarak fikir ve işlenen tema parlak olmasına rağmen, alel acele sanki akla gelen fikir 1-2 günde yazılmış gibi bir his verdi bana. Çok daha detaylı ve özenli yazılabilirdi, mesela Hamdi Koç gibi bir yazarın elinde bu fikir nasıl bir hal alırdı diye düşünmekten alamıyorum kendimi. İlk başlardaki mantık ve cümle hataları da rahatsız edici. Yine de yazarın kendini geliştirebilecek yetenekte olduğu anlaşılıyor.
Uzun zamandır masanın sağ köşesinde duran bardağın hangi açıyla güneşi kırdığını anlatan kitaplar okuyormuşum. Bu denli sürükleyici, boğmayan, 'yarın da devam edebilirim' dedirtmeyen bir kitap okumuyormuşum. Emeği geçenlerin eline sağlık. Sadece sonlara doğru bir bölüm kırılma noktası yaratabiliyor. Fakat yine de merakla okumaya devam edebiliyorsunuz.
‘Hafıza,sırtımızda taşıdığımız seyahat çantasıdır aslında. Sonsuz hayat döngüsünün içinde her gün, her dakika yenileri eklenir de kamburu çıkar insanın onu taşıdıkça. Zamanla bazılarını atmak zorunda kalır ilerleyebilmek için. Hiç vazgeçemedikleri vardır bir de, her gün elinin altında olsun, istediğinde hemen ulaşabilsin ister insan...’
Bir oturuşta okudum. Daha uzun olmasını isterdim, dili akıcı. Gelişme bölümü beklemediğim kadar iyiydi. Hem dili hem de hikayenin alt metnini daha da derinleştirseymiş tadından yenmeyebilirdi. “Herkes birini özlüyordu, teker döndükçe herkes sevdiğinden biraz daha uzaklaşıyordu.”
This entire review has been hidden because of spoilers.
Kitabı okurken sanki bir film izliyormuş gibi hissettim kendimi. Her ne kadar diyalogların biraz geliştirilmesi gerekse de anlatımı bayağı akıcıydı. Siyasi ve sosyal sorunlara yapılan göndermelerle bu kitabın Oğuzhan Uğur'un elinden çıktığı anlaşılıyor.
Konusu bakmindan cok güzel. Yasattiklarini ,yasamani istemiyorsan ozaman sende yasatma! Konusu ve kurgusu dolayisiyla bence kitabin inceliğide yerinde olmuş. Zira bana göre ,bu kurguda ve konuda bir kitap kalın olsa tutulmazdi.
Dili güzel. Konu tahmin edilebilir. Oğuzhan'ı youtube macerası öncesi takip ederdim. Konserlerine gittim. Youtube dan sonra kitap çıkarması güzel oldu. Umarım daha güzel kitaplar da gelecektir.
Herkes gibi hayatının normal akışı içerisinde ailesiyle planladığı tatile gitmek için yola koyulur Ziya.. Ancak yol her zaman iyi veya kötü sürprizlere gebedir.
Youtube üzerindeki kitleye ne satsak acaba diye düşünüp, yazmış gibi duruyor.Yazan arkadaşın ismi kitabı sattırmaya yeter ama okunacak birşey çıkmamış ortaya.
Gördüğü ile gerçekte olması mümkün olmayan bir uyuşmazlık vardı aynanın köşesinden yansıyan görüntüsü ile arasında. Normal bir hayatı olan, normal bir hayatı olduğunu düşünen adamdı. Ailesiyle birlikte gidecekleri tatil için çıktığı yol, O’nu hayatının yolculuğuna sürükledi. Kabus ve gerçeğin, gerçek ve pişmanlığın iç içe geçtiği bir yolculuğa... Geçirdiği trafik kazasının ardından kendini hiç bilmediği bir yerde bulan; adını, mesleğini, ailesini ve en önemlisi kendini bilmeyen bir adamın hikayesi. "Kimsin sen? Kimsin oğlum sen? Lan ben kimim?! Bu ne LAN! KİMSİN SEN?"
This entire review has been hidden because of spoilers.